Menfi Tespit (Borçlu Olmadığının Tespiti) Davaları
Av. Ezgi EFENDİOĞLU ÇİÇEK...

Menfi Tespit (Borçlu Olmadığının Tespiti) Davaları

Bu içerik 1006 kez okundu.

HUKUK KÖŞESİ / Av. Ezgi EFENDİOĞLU ÇİÇEK / info@ezgiefendioglu.av.tr

Bir hak veya hukuki ilişkinin varlığını ispat etmek için ilgililer olumlu (müspet) tespit davası açabileceği gibi; bir hakkın veya hukuki ilişkinin mevcut olmadığının veya ortadan kalktığının ispatı için de menfi (olumsuz) tespit davası açabileceklerdir.

Menfi tespit davası, borçlunun borçlu olmadığını kanıtlamak için açmış olduğu bir davadır.

 

İcra İflas Kanununda yer alan menfi tespit davasının konusu sadece para borcunun mevcut olmadığının tespitini içerir. Var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişkiye dayanılarak bir kimse aleyhine başlatılan icra takibi söz konusu ise, takip borçlusu menfi tespit davası açarak borcunun olmadığını ispatlayabilir.

Menfi tespit davası icra takibinden sonra açılabileceği gibi icra takibinden önce de açılabilir. İcra takibinde borçlunun borca itiraz etmemesi, menfi tespit davası açmasını engellemez. Ancak icra takibinden sonra tek başına menfi tespit davası açılması icrayı durdurmayacaktır. İcrayı durdurabilmek için menfi tespit davası ile beraber, alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere teminat yatırılması durumunda mahkemece icranın durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Uygulamada, icra takibinden sonra borçlunun menfi tespit davası açmasındaki amacın, takibi sürüncemede bırakarak borcun ödenmesini geciktirmek olduğu konusunda kuvvetli bir karine mevcuttur.

Bu nedenledir ki, mahkemelerce icranın durdurulmasına yönelik mutlaka bir tedbir kararı verilmemekte, bu husus hakimin takdirine bırakılmaktadır.

 

Menfi tespit davası sonucunda davacı yani borçlu lehine bir karar verilmesi durumunda borçlu ile alacaklı arasında bir borç ilişkisi bulunmadığı konusunda kesin hüküm verilmiş olur. Böylece taraflar arasında bir daha o borç ilişkisine dayanarak yeni bir dava açılamayacaktır. Ayrıca davayı kazanan borçlu davacı, alacaklı olan davalıdan dava miktarının yani menfi tespiti istenen bedelin, yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı da alabilecektir. Davacı borçlunun kötü niyet tazminatına hak kazanabilmesi için bunu dava dilekçesinde açıkça bildirmeli ve davalı alacaklının icra takibi başlatmasında kötü niyetli olduğunu ispatlaması gereklidir.

 

Davanın alacaklı davalı lehine sonuçlanması halinde de takibe dayanak olan borcun veya hukuki ilişkinin varlığı ispatlanarak kesin hüküm oluşacaktır. Şayet icra takibinden önce menfi tespit davası açılmış ise ve bu dava alacaklı davalı lehine sonuçlanmışsa, davalı alacaklı borçlu aleyhine ilamlı icra takibine girişebilir. Zira az önce de bahsettiğimiz gibi taraflar arasındaki borç hususunda kesin hüküm oluşmuştur.

 

İcra takibinin başlamasından önce açılan menfi tespit davasında yetkili mahkeme genel yetki kurallarına göre tayin edilirken, icra takibinin başlamasından sonra açılan menfi tespit davasında yetkili mahkeme İİK m 72/son uyarınca icra takibinin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde görülebileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de görülebilir. Kanun burada icra takibinin başlamasından sonra menfi tespit davası açmak isteyen borçluya seçimlik hak tanımıştır. Görevli mahkeme ise kural olarak asliye hukuk mahkemeleri olmakla, somut olayın niteliğine göre sulh hukuk mahkemeleri veya asliye ticaret mahkemeleri de olabilir.

 

Hukukumuzda kural olarak ispat yükü dava açan tarafta olsa da menfi tespit davalarında ispat yükü davalı olan alacaklı üzerindedir. Menfi tespit davası açılması için herhangi bir hak düşürücü süre kanunlarda öngörülmemiştir. Ancak somut olayın özelliklerine göre menfi tespit davasının belli bir süre içinde açılması gerekebilir. Örneğin davacı borçlu, tehdit veya yanıltma sonucunda bir borç altına girdiğini iddia ediyorsa, menfi tespit davası açması için 1 yıllık hak düşürücü süresi bulunmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 39/1 maddesi “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır” hükmünü içermektedir. Buna göre; yanılma, aldatılma ya da korkutulma sonucunda yapılan sözleşmeye dayanılarak menfi tespit davası açılmış ise davanın, yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde açılmış olması gereklidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X