Bekleme Odası
Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ...

Bekleme Odası

Bu içerik 133 kez okundu.

düşünen ayna ... / Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ

Herkes ya bir şeyi ya da birini bekliyor ve beklerken de mutlaka kendisi de bir şey ya da biri tarafından bekleniyor.

Bekleyen olmak eskiden daha zormuş diyemeyeceğim çünkü bu kadar beklenir miydi hatırlamıyorum. Bu sadece hızlı yaşamanın sonucu mu bundan da emin değilim.

Kapıda bekle, trafikte bekle, misafiri bekle, saat kulesinin altında bekle, telefon bekle, adliyede duruşma bekle, hastanede, bankada sıra bekle, para bekle, sabahı bekle, akşamı bekle, sürpriz bekle, kargo bekle, mesainin bitmesini bekle, sipariş bekle, sucuyu bekle, beyaz atlı prensini bekle, kabarık elbiseli prensesini bekle, doğumu bekle, ölümü bekle, havaların ısınmasını bekle …

Bu bekleyişleri sıralayıncaya kadar ben bile bu kadar beklediğimizi düşünmemiştim.

Fakat ana fikir beklemek değil. Beklerken elimizin armut toplayıp toplamadığı ...

Armut da toplanabilir ayrıca ama armutların olmasını da bekle …

Peki beklemelerimiz sırasında neler oluyor?

Bekledikçe bir şeyler kaçırıyoruz gibime geliyor.

Gün içindeki sıralamalarımız değiştikçe bir takım aksamalar insanı streslerden streslere sokuyor.

Hayattaki sıralamaların değişmesi karıştırılmış bir deste iskambil kartının bir kez daha karıştırılmasına benziyor.

Bunun şansımızı değiştireceği açık, ama sonuç daha mı iyi olacak yoksa daha mı kötü bunu bilmemizin de imkanı yok. Dolayısıyla beklerken bir kelebek etkisiyle doğan fırtınalara karışmamız işten bile değil.

Dünyada bir okun hedefe yönelik hareketlerini hesaplamaya çalışırken, bir başka galaksideki bir gezegende kırılan bir kayayı göz önünde bulundurmanız gerekmez. Keyfî küçüklükteki etkiler keyfî büyüklükteki sonuçlara yol açmaz. Fakat bunu günlük yaşama uyarladığımızda dramatik bir sahneyle karşılaşabiliriz.

Örneğin; on dakikada bir geçen dolmuşu kaçırdığı için saatte bir kalkan otobüse yetişememek üzücü olurdu.

Şunu diyebiliriz ki; insanoğlunun günlük yaşam akışındaki ufak değişimlerin büyük sonuçları olabilir. Bu da tamamen bekleyişlerin sonucu nihayetinde.

On dakikada bir kalkan dolmuşu nasıl ve neden kaçırdın? Çünkü birini ya da bir şeyi bekliyordun.

Beklemek elle tutulur gözle görülür bir eylem değil, beklenen de öyle olmayabilir.

Bazen bir sevgi sözcüğü beklersin, bazen merhamet.

Bazen çok beklersin, bazen de az.

Ne bekliyorsun benden dersin. Kendinden bir şey beklendiğini hissedersin. Beklentiyi karşılayamazsan üzülürsün, umrunda değilse önceden kendi beklentilerin karşılanmamıştır.

Çok bilinmeyenli beklem oluyor bu da.

Hani bir nevi takıntı diyebileceğim oyun vardır; şimdi oturduğum yerden kalkarsam beklediğim telefon gelecek ya da elimdeki kalem düşerse kapı çalacak, uzun zamandır içine giremediğim pantolonu giyebilirsem bugünüm güzel geçecek gibi…

Bunlar beklenti değil de nedir?

Bu konu üzerine düşünürken benim anladığım şu:

Hayat meğer bir bekleme odasıymış.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X