Zübeyde Hanım … / 2
Celal DURGUN...

Zübeyde Hanım … / 2

Bu içerik 102 kez okundu.

‘sözün özü’Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Mustafa Kemal Suriye’de görevlidir.

İstanbul Akaretler’de 78 numaralı evde kalan Zübeyde Hanım’a, oğlu Mustafa’nın kör olduğu bilgisi ulaşmıştır. Atatürk telgraf üstüne telgraf çekmiş, önemli bir hastalığının olmadığını bildirmesine rağmen, Zübeyde Hanımı ikna edememiştir.

Ana yüreği bu, manda yüreği değil ki.

Zübeyde Hanım, iki gözü iki çeşme ağlamaktadır. Dayanılmaz acılar içindedir. Oğlu Mustafa’yı görmek için can atmaktadır. Suriye’ye gitmenin yollarını aramaktadır.

Hangi ana bu acıya dayanabilir ki?

***                   ***

“MUSTAFAM KÖR OLMUŞ”

Mustafa Kemal Paşa’nın 3 yaşındayken İstanbul’a annesinin yanına getirip; “Bu çocuğu biz büyütelim. Bu çocuk bizim çocuğumuz olsun” dediği Abdürrahim Tunçok (Atatürk’ün manevi evladı) o günleri şöyle anlatıyor.

“Annem Zübeyde Hanım ağlıyordu. Mustafam kör olmuş, gözleri görmüyormuş artık.”

Annemin duyduğuna göre Mustafa Kemal Paşa, çölde bir kum fırtınasına yakalanmış. Kum tanecikleri ok gibi gözlerine girmiş. Mustafa Kemal Paşa’nın gözleri görmez olmuş.

Tam bir hafta durmaksızın ağladı.

Haber aldığımızın ikinci haftasında Cevat Abbas Bey geldi eve. ‘Halep’e dönüyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya sağlık haberlerinizi götürmeye geldim ‘dedi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale’de yaverliğini yapan, ondan sonra Onun yanından hiç ayrılmayan Cevat Abbas Bey ailemizin bir ferdi gibiydi. Annem onu bırakmadı.

‘Mustafamın gözleri kör olmuş. Beni de götüreceksin onun yanına. Onu görmezsem ölürüm ben burada’ demesi üzerine, Cevat Abbas Bey de; ‘bu konuyu yarın görüşürüz’ diyerek evden ayrıldı.

Cevat Abbas Bey, ertesi gün geldiğinde, müjdeli haberi de beraberinde getirdi.

‘Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çektim. Sizin oraya gelmek istediğinizi söyledim. Biraz önce telgrafıma cevap geldi. Sizi getirmemi emrediyor. Abdurrahim’i de getirmemi emrediyor.’

Cevat Abbas Bey, bizi asker ve cephane taşıyan bir trene bindirdi.

Bir hafta kadar süren yolculuktan sonra Halep’e geldik.

Annem, Mustafa Kemal Paşa’ya sarılıp öpüyordu.

Mustafa Kemal Paşa, ‘bak anne, kör değilim’ diyordu. ‘Biraz hastalık geçirdim. Şimdi düzeldim’ dedi.

Bana sarıldı. Kucağına alıp öpmeye başladı beni. ‘Bak Abdurrahim’i de görüyorum anne’ diyor ve sevincini dile getiriyordu. ‘Ne güzel, ikiniz de buradasınız’ diyordu.

***                   ***

DEVRİMCİNİN ANASI OLMAK

Günlerdir ağlayan, haftalardır gözüne uyku girmeyen Zübeyde Hanım, oğlunu sağlıklı görünce mutlu olmuştur.

Oğlu Mustafa söylemese de, Mustafa’nın, çok okuduğunu, padişaha ve yönetim biçimine karşı olduğunu, özgür bir millet ve bağımsız bir devlet istediğini; Selanik’te kurulmuş gizli örgüte üye olduğunu, toplantılarına katıldığını, o toplantılarda konuşmalar yaptığını duymuştur.

Zübeyde Hanım, oğlu defalarca tutuklanan, askerlikten ayrılmak zorunda bırakılan, idama mahkûm edilen, savaş meydanlarında savaşan, ideali için dövüşen devrimci bir evladın anasıdır.

Oğlunun başına bir hal gelmesinden endişe etmektedir.

Hangi ananın ciğeri yanmaz ki, hangi ananın yüreği dağlanmaz ki; hangi ana yanıp tutuşmaz ki.

Zübeyde Ana’nın da ciğeri yandı, yüreği dağlandı, hayatı karardı.

Devrimci bir evladın annesi olmak kolay değildir.

Zübeyde Hanım, küçük yaşta babasız kalan oğluna, hem baba hem anne olmuştu.

Oğluna iyiliği, güzelliği, mertliği, doğru olmayı öğütlemişti. Vatanını, milletini sevmesini tembihlemişti.

Tarihçiler, Mustafa Kemal Atatürk’ün, annesine büyük bir sevgi ve saygı ile bağlı olduğunu yazar.

Mustafa’nın, Mustafa Kemal Atatürk olmasında, Zübeyde Hanımın etkisi inkâr edilemez.

Zübeyde Hanım, namazında niyazında bir kadındır. Hak, hukuk, adalet, eşitlik O’nun mayasında vardır. Oğlu Mustafa böyle bir ortamda büyümüştür.

***                   ***

“ELİNİ ÖPEBİLİRİM…”

Oğlunun hayatından, mesleğinden, geleceğinden endişe duyan, günlerce ağlayan, dayanılmaz acılara katlanan Zübeyde Hanım, aynı zamanda oğlunun başarılarını görmüş, milletinin O’nu bağrına bastığına tanık olmuş ve çok mutlu olmuştur.

Yaveri Cevat Abbas, Zübeyde Hanım ile oğlu Mustafa için şunları yazmıştır:

“Yalnız ana olmak itibarıyla değil, fakat bu vakur, ciddi, taşkın zekâlı büyük Türk kadınını her gün ziyaret etmek Atatürk için bir vazife idi. Çünkü ana ve oğul hazırlanmadan birbirini görmezlerdi.

Ebedi şef sabahleyin uyanır uyanmaz eğer o gün annesini görecekse, annesinden birisi vasıtasıyla izin alırdı. Sonra büyük bir merasimde bulunacakmışçasına hazırlanırdı.

Bayan Zübeyde de, hasta yatağında dahi olsa büyük bir ihtimamla Atatürk’ü kabule hazırlanırdı.

Bayan Zübeyde Atatürk’e, ‘Mustafa’ diye hitap ederdi.

Ben bu büyük ailenin arasına emniyet, itimat ve muhabbet kazanmak mazhariyetiyle (**) yıllardan beri karışmıştım. Ekseriya her iki büyüğün görüşmelerinde beraber bulunurdum.

Büyük kıymetli evlat yetiştirmek bahtiyarlığıyla, kıymetli bir büyük Ana’ya sahip olmak gururunu bir arada toplayan gözlerim, evet Türk içtimai (toplumsal) bünyesindeki terbiyenin ve terbiye temellerinin ne kadar derin ve köklü, ne kadar nezih ve ciddi ve ne kadar samimi olduğunun canlı timsallerini gördükçe gaşyoluyordum (kendimden geçiyordum.)

Diyebilirim ki; Bayan Zübeyde ile Atatürk; bu ana oğul birbirine âşıktırlar.

Bu ana; oğluna daha beşik çocuğu iken vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerle başlamış, onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş, köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı. Mevkiini bulan halaskar (kurtarıcı) oğlunu o, Mustafa Kemal yapmıştı.

Bu ziyaretlerin her birinde Atatürk, anasının mübarek elini büyük bir saygı ile öperdi.

Sonra anasının karşısında o büyük adam küçülür, Mustafa, hatta Mustafacık olurdu.

Konuşmaları, latifeleri, pek içten kaynayan taşkın sevgilerin makesleri (yansımaları) idi.

Çankaya’da bu ana oğul görüşmelerinin birinde şahit olduğum bir vaziyeti, kıymeti hudutsuz olan Bayan Zübeyde’nin faal zekâsının bir numunesi olarak arz edeceğim.

Atatürk, anasını elini öptü; Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk’ü bağrına basmak istiyordu.

Onu kucakladıktan sonra aziz Türk milletine eşsiz bir halaskar kahraman veren ana olmak itibarıyla gururlanmalıydı.

Fakat öyle olmadı, bahtiyarlığı gülen ve şirin yüzünden okunurken o büyük Türk anası kolları arasından uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı.

Atatürk, “ne yapıyorsun anne!” dedi; elini çekmek istedi.

Bayan Zübeyde, sükûnetle ve kati bir ciddiyetle; “Ben senin ananım, sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun, fakat sen vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tabasıyım. Elini öpebilirim” cevabını verdi.

Büyük Türk anası, Sayın Bayan Zübeyde’yi ne zaman hatırlasam gözlerim yaşarır.

Onun buna benzer hatıraları önünde derin hürmet ve meclubiyet ( tutkunluk) duyarım.”

***                   ***

Zübeyde Hanım’ı karalayan, çamur atan, tarih yoksunu, insaf yoksunu, bilinç fakiri, eğitim fakiri; insanlıktan nasiplenmemiş cahil-cühela takımına lanet okuyorum.

Kahramanına ihanet eden, vicdansız, akılsız, yüreksiz, kalpsiz zamane “düşkünlere” Allah, akıl, fikir, izan nasip eylesin. Onları olmayan vicdanlarına havale ediyorum.

Türk milletinin kaderini değiştiren, dünyanın hayran olduğu, hakkın, hukukun, adaletin, eşitliğin, demokrasinin, kardeşliğin savunucusu; gericiliğin, bağnazlığın, baskının, zulmün, sömürünün amansız savaşçısı; geçmişimizin gururu, devrimlerimizin mimarı, geleceğimizin teminatı Mustafa Kemal Atatürk’ü doğuran, yedirip içiren, büyütüp besleyen Zübeyde Hanım’a ne kadar dua etsek azdır. Nur içinde, ışıklar içinde olduğunu biliyorum. Cennet’i hak edenlerin başında olduğuna inanıyorum.

Onu sevgi, saygı ve özlemle anıyorum.

 

(*) Mazhar ve nâil olma. Elde etme. Muvaffakiyet.

Kaynak: “Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl - Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer” Derleyen: Turgut Gürer.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X