Kıraç Ülkeler
Hüseyin SERİN...

Kıraç Ülkeler

Bu içerik 316 kez okundu.

Yaşarken - Hüseyin SERİN / Emekli Öğretmen

Yıllar sonra bile o sımsıcaklık halâ şırıl şırıl akıyor işte. Şu ya da bu dertlerin dolu dizgin nerelere koştukları bilinirken. Ve tenler dolaşıp dururken ortak ateşler içlerinde.

Bakınca gözlerine kıpır kıpır olduğunu, dudaklarının hatta seyridiğine tanık oldum; dünde olanları, kalanları sıralarken yüzüme. Sanırım her şeyden önemlisi yüreğimizmiş. Yokluklarda nasıl nefes almışız, vermişiz. Sence bunun adı ne?

Şimdi karşımdasın ya yıllar sonra yine, bir adım ötemdesin ya. Nefesinin sıcaklığı tenimi yakıyor ya. Dudakların o vişne dudakların beni görünce tökezliyor ya ilk günkü gibi. Dünün, dünden bugüne sarkan acılarını döküyorsun ya bir adım ötemde, neredeyse soluk soluğa. Sence bunun adı nedir?

Ben biliyorum, sen biliyorsun, biz biliyoruz. Yıllar sonra bedenlerimizi karşı karşıya yığan nedenleri, nedenlerin nedenlerini ...

Ortak noktamız sessiz, ihtirassız sevgimizdi bizim. Bir de gülün kokusunun direnci. Bir de karanfil zambak karışımı zamanların sahiplenmesiydi bizi. Az mı çekmiştik kahırlarını yoklukların. Geleceği düzene sokma uğraşlarında.

Yıllar sonra yine burun burunayız işte. Nefeslerimiz karışıyor birbirine. Hiçbir olgu yitirilmemiş sanki. Değeri azalmamış! Öylece duruyor işte. O ilk yıllardaki ateş, susamışlık, doyumsuzluk.

Hafiften mayhoşum, durgunum ve de yangın yeri. Dilin çözüldü ya. Dilim karıştı ya sana bakışlarındaki, dudak kıvrımlarındaki hüzünleri görünce. Artık ne kadarını sığdırabilirsek ayak üstü dertleniyoruz yine.

Dedikodular yine nereden haber aldılarsa bulmuşlar bizi. Orada, burada, şuradalar. Fiskos, fiskos. Aman boşver. Her şey olacağına varır. Artık aldırmıyorum sen de aldırma diyorsun: Zamanı iyi kullanmak gerek. Unutuvermişim böyle zamanlarda saatin nasıl fuleli koştuğunu. Unutuvermişiz işte.

Sıcaklığının sarıp sarmaladığı teninde gözlerim. Dudaklarının oynayışını, dudaklarımın dudaklarını nasıl yerle bir ettiğini anlayamadık nasılsa. Birbirimize karıştık. Eridiler boylanan hasretler, sevgi. Orada bir olduk. Yan yana, omuz omuza yeniden, yeniden. Özlemişim, özlemişsin, özlemişiz bizi. Nedenler ne kadar karşı çıksalar da. Saklansak, unutmaya çalışsak da oluru yokmuş bu ateşin.

Titriyoruz ayak üstü nefes nefese. Heyecan kıtır kıtır doğruyor ikimizi de. Yine de alamıyoruz kendimizi. Her yer çiçek. Baharlar içindeyiz. Yıllar sonra aynı dakikalarda.

Uzatılan evrakları elinin tersiyle bir itişin vardı ki yüreğim kanadı sana. Yine acıktım. Orada herkesin içinde sımsıkı sarılasım geldi. Sıcaklığında boğulasım.

Ey hasret, ey özlem; büyüksünüz. İçimizde koşuşturan ortak arzuya söz geçirmek haddimize mi. Direnç boşuna çaba. Uygulama ekstra yiğitlik kokuyor. Patlarsa patlasın mayınlardayız.

İçinde koşturduğumuz sessiz sevda mıydı, kara sevda mıydı, yoksa sadece sevda mıydı ayırt edemiyoruz zaman dilimlerinde.

Tam seni yitirir gibi olmuşken, yıllar sonra beni sana iteleyen algıya teşekkür mü etsem sitem mi bilemiyorum.  Gerçek şu ki şu an yanındayım, karşımdasın. Dudakların titriyor. Arzu kemirirken tenini, hasretler dökülüyor göz kapaklarından. Nefesin nefesimde kavruluyor. Keşke şu an başka bir kuşun kanadında olsaydık/lar  yığılırken üstümüze.

Sıcaklığında boğulur gibiyim ve duygularımda gözyaşı ayak üstü. Titriyorum yarım metre ötende, farkında mısın? Ve sen karşımda dağları istimlak edilmiş, ovaları üretimsizleştirilmiş kıraç bir ülke gibisin. Sevdayı sürüyorsun üstümüze, yüreksizlikleri de katıp. Aslında iki perişanız. Yırtılıp atılmış iki takvim yaprağı gibiyiz.

Tenlerimiz ısıtıyor birbirini aylardan Şubat olsa da. Yüreklerimizde bahar tomurcukları. Kan kaynıyor. Sen, ben, biz. Yılar sonra yine bahardayız ...

Gün, saat, dakikalar ne güzel senle. Doyumsuzuz. Sözlerimiz hep ayni ateş içi. Özlem başka telden vuruyor  tenor kıvraklığı ile. Doyumsuzluğun adı yok insanda. Oysa gönlümüzdeki deniz; bireysel, yöresel değil evrenseldi bizim.

Yitirdim, yitirdik sözcüğünü şu anda siliyorum. Hatta sözlükten çıkarıyorum. Sen ve ben varsak her şeye -var mıyız-, yürüyoruz bize. Bırak acı versin bazı insanlara. Yok hayır, zamanı kıskandırmaya gerek yok. Kendini yaşasın bu sevda yeter. O ateş halâ yanarken …      

(Mayıs 2016 / MİLAS)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X