“Çile çekmeyi seven millet”!
Dursun GİRGİN...

“Çile çekmeyi seven millet”!

Bu içerik 192 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

İnsan çile çekmeyi sever mi? Elbetteki hemen söyleyeceğiniz söz: “Hadi canım sen de, insan çile çekmeyi sever mi hiç” olacaktır.

İşte size her gün çekilen bir çileden bahsedeceğim.

Malum; Kırcağız, Kızılcayıkık, Bahçeburun, Pınarcık, Epçe, Kafaca ve en son da Küçük ve Büyük Dibekdere köyleri. Tam 8 köy. Her gün sabah erken, aracı hep dolu geçiyor. Nedeni de şu; vatandaşımız hastanede sıra almak için sabahın köründen itibaren araç beklemeye başlıyor. Aman Allah! Her sabah Milas’a gelirim, sabah çorbamı içer sabah erkenden, varsa eğer yazımı yazar, yine erkenden gazetelerimi alır evimin yolunu tutarım.  Her gün sabah erken aracında yer bulup da şöyle rahatça yolculuk yapmak neredeyse imkansız.

Yani sabah 07.00 arabası tam saat 08:50’de Dibekdere’ye gelir. Aman Allahım o ne izdiham. Millet omuz omuza. Neyse, sağ olsun bazı Öz Milas yöneticilerine durumu izah ettim. Çözümü gayet basit bir iş. Mesela ya her gün, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve de Cuma günleri Dibekdere’de bir yedek araç nöbetçi olacak. Böyle bir çileyi önlemek için. Ya da her sabah bir defaya mahsus çift araç 10’ar dakika arayla kalkacak. Ve böylelikle de bu çile ortadan kalkmış olacaktır. Aman Allahım, Cuma günü yani 07.07.2017 günü yine Milas’a geleceğim, sabah erkenden kahveye geldim. Birkaç arkadaşa, “Bakın arkadaşlar ben Öz Milas yetkilileriyle görüştüm eğer çok acil işiniz yoksa 3 - 5 dakika sonra yeni bir araç gelecek ne olur gelin sıkış depiş gitmektense şu yaz sıcağında serbest serbest gidelim, bekleyin” dedim. Sanki o söz onlara söylenmemiş gibi araç gelir gelmez balıklamasına atlayıp 14 kişilik araca yine 25 kişi bindi…

İşte bu durum bana şu başlığı attırarak bu isyan yazımı yazmaya zorladı. Yani çile çekmeyi çok seven bir millet olup çıktık. Bu çile çekme sadece araçta mı? Hayır dostlarım hayır. Zulüm siyasette de var. Ticarette var. İş hayatımızda var. Resmen çile çekmekten zevk alan bir millet haline geldik. Sanırım bu durumda da yine insanları uyarmak bizlere düşüyor.

Yani şunu söylemek istiyorum. Ülkemizde 14 - 15 seneden beri aynı partiye oy veren bu milletten daha ne beklersin ki. İnsanımız kendi eliyle oy verip yıllarca çile çekiyor. Tıpkı araç meselesinde olduğu gibi …

Neyse isteyen istediği gibi yaşar. Buna müdahale etmeye ne benim, ne de başka birilerinin hakkı var. Biz fikrimizi söylüyoruz. İşte o kadar …

Dostlarım, bazı zulümleri kendimiz ekmek, su gibi istiyoruz. Şimdi şu başından beri anlatmaya çalıştığım konu dahi milletçek bugün gelmiş olduğumuz noktayı anlatma bakımından yeter de artar bile.

Ve ben yıllardır hep şunu söylerim: Neden huzur varken huzursuzluğu, bolluk varken kıtlığı, varlık varken yokluğu tercih ederiz??

Bilemiyorum, demek ki yavaş yavaş değişiyoruz. Baksanıza sayın Sayın İçişleri Bakanımız dahi Suriyelileri sanki koruma altına almış ve millet olarak gıkımızı dahi çıkaramıyoruz. Adamlar benim vatanımda, benim ülkemde her türlü pisliği yapıyor. Delidir delidir, ne yapsa yeridir misali sanki bu milletin onca çektiği çile yetmezmiş gibi şimdi de Suriyeli zulmü geliyor ...

Eh ne yapalım. Bizde bir deyim vardır: “Amat Dayı’nın katırı, maşallah neler sarsan götürü!..” diye …

Bu milletin de sırtına ne sararsan sar götürür. Allah akıl fikir versin. Başka da diyecek ve söyleyecek bir söz bulamıyorum.

Haydi dostlarım, hoşça kalın, dostça kalın.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X