‘Hak-Hukuk-Adalet!’
Celal DURGUN...

‘Hak-Hukuk-Adalet!’

Bu içerik 444 kez okundu.

‘sözün özü’  Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Tek başına yola çıktı.

“Hak-Hukuk-Adalet” diyerek yürüdü.

Ankara’dan İstanbul’a tam 432 kilometrelik yolu 26 günde tamamladı.

“Gidemez, tamamlayamaz, yarı yoldan döner” diyenleri utandırdı.

Keskin söylemlerde bulunmadı, ağır ithamları sıralamadı.

Kendisine sataşanları bile alkışladı.

Rant için değil hak için yürüdü.

Çıkar için değil halk için yürüdü.

Kendisi için değil herkes için yürüdü.

İçeriye atılan gazetecileri anlattı.

İşinden edilenleri anlattı.

OHAL uygulamalarının neden olduğu kötülükleri dile getirdi.

Boğazı sıkılan, nefesi kesilen Türkiye’den söz etti.

Türkiye’nin KHK’larla değil TBMM’den yönetilmesini istedi.

Ve ekledi:

“120 bine yakın kamu çalışanı işten çıkarıldı. İşten çıkarılan kamu çalışanına hak arama yolu kapatıldı ...”

Üniversitelerin içi boşaltıldı. Vakıf, dernek gibi sivil toplum kuruluşlarının kapısına kilit vuruldu.

 166 basın mensubu cezaevinde, 130’dan fazla gazete, TV kanalı, radyo ve internet sitesi kapatıldı. Basın, düşün ve iş dünyasına ağır baskılar uygulandı.

Kamuda hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirmek neredeyse yasaklandı. Sosyal medya kullanıcıları eleştirel paylaşımlar yapmaktan korkar hale geldi. Uğradığı haksızlığı açlık grevi ile protesto eden Nuriye Gülmen ile Semih Özakça tutuklandı. Sözcü gazetesinin iki çalışanı haksız yere tutuklandı.

Kılıçdaroğlu haklıydı. Toplumun gırtlağı sıkılmış, nefes alamaz duruma getirilmişti.

Halk, Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşüne destek verdi. Ben de destek verenler arasındaydım.

Onu yalnız bırakmamamız gerektiğine inandım.

Akbük’te tatildeydim. Milas’taki arkadaşlarımı aradım. İstanbul yürüyüşüne gidilip gidilmeyeceğini sordum. Gidileceğini öğrenince benim ve eşimin adını yazdırdım.

8 Temmuz saat 23 sularında Milas’tan 8 araba dolusu insanla hareket ettik. Şarkı da söyledik, türkü de okuduk. Otobüste dağıtılan ön yüzünde adalet, arka yüzünde Milas yazılı tişörtlerimizi giydik, güle oynaya İstanbul’a vardık.

Kartal’dan Maltepe’ye yaklaşık 5 kilometrelik yolu yürüdük. Yollar, kadınlı erkekli insan dolu. Sahil yolunda dinlenen, ağaç gölgesinde oturanlar arasında yürüdük, “Helal Milas” diyenlerin alkışlarını aldık, onlar bizi, biz onları alkışladık, selamlaştık, konuştuk, herkesin gözünün içi gülüyordu. Çünkü hak için, hukuk için, adalet için yürüyorduk.

Nihayet Maltepe’ye vardık. Of! Bir kalabalık, bir kalabalık ki sormayın. Bir grup arkadaşla miting alanına giriş kapısının yan tarafına birlikte oturduk. Giriş kapısının önü, sağ yanı, sol yanı insan seli gibi. Akın akın gelen grup grup yürüyen kafilenin önü arkası görünmüyor. İçim içime sığmıyor. Keyifliyim, mutluyum, dokunsalar ağlayacağım; o derce duygu yüklüyüm.

İçimden, “Kılıçdaroğlu, bu sevgiyi, bu desteği boşa çıkarma, arkasını getir, halkın önünde halk ile beraber yürü; doğruyu söyle, doğru yerde dur, halkın özlemini dile getir; muhalefeti sadece Meclis’te değil sokakta da yap. Sivil toplum kuruluşlarıyla kucaklaş, toplumun saygı duyduğu, güvendiği kişileri yanına davet et, memleketin sorunlarını açık yüreklilikle dile getirmen yetmez, çaresini de göster. Sen kazanacaksın, biz kazanacağız, Türkiye kazanacak” diyorum.

Bu düşüncemi arkadaşlarımla da paylaşıyorum, herkes onaylıyor.

Dayanılmaz olmasa da hava sıcak, her ağaç gölgesinin altı küme küme insan dolu.

Su satan, simit satan, bayrak satan, adalet yazılı tişört satan emekçiler aramızdan geçip gidiyor, biri gelip diğeri gidiyor. Gevrek alıyoruz, su alıyoruz, birlikte paylaşıyoruz. Bir yandan da “hak-hukuk-adalet” diye slogan atıyoruz.

Davullu zurnalı kafile yan tarafımızda halay çekiyor. Halay halkası uzadıkça uzuyor.

Diğer tarafta orkestra kurulmuş, hep birlikte İzmir Marşını seslendiriyorlar.

İnsan selinin duracağı yok, akın akın, küme küme alana giriş devam ediyor.

Yol kenarlarında dizi dizi gruplar, Kılıçdaroğlu’nun geleceği güzergâhta bekliyor. Dışarıda bekleyenlerin sayısı da az değil.

Arkadaşlarla miting alanına girmeye karar veriyoruz. El ele tutuşuyoruz, kalabalığın arasına giriyoruz. Normalde beş dakikada gideceğimiz yere yarım saatte ulaşıyoruz. Arama noktasında görevli polis memuru ter içinde kalmış.

Alana giriyoruz. Yine ele ele verdik, ben öndeyim, gidebildiğim kadar ilerliyorum. Ne mümkün, adım atacak boşluk yok. Kimi zaman nezaketle, kimi zaman izin isteyerek öne doğru geçiyoruz. Milas grubu ile buluşuyoruz. Oh bizimkiler, bir kenara bağdaş kurmuş oturuyor. Yok, rahat değiller, yorulmuşlar, ayakta duracak halleri kalmamış. Ama alkışa katılıyorlar, sloganı atıyorlar.

Ayaktayız, sağa sola dönmek mümkün değil.

Sahnedekileri kurulu ekranlardan görüyoruz.

Onur Akın’ı dinliyoruz. Sanatçının keyfi yerinde, 2,5 milyonluk kitleye konser vermek her sanatçıya nasip olmaz diyor. Birlikte şarkılar söylüyoruz. Arkasından Zülfü Livaneli sahne alıyor, gençlik yıllarımdan beri çalıp söylediği türkülerini söylüyor. Alkış, alkış, alkış; Islık, ıslık, ıslık ...

Sunucu anons ediyor, “Kılıçdaroğlu Maltape meydanına girdi, birazdan aramızda olacak” diye ve bizden bir ricada bulunuyor. “Hak-hukuk-adalet” sloganından başka slogan atılmamasını diliyor. Alkışlayarak onaylıyoruz.

Ve Kılıçdaroğlu sahnede, yanında eşi Selvi hanım, birlikte alandakileri selamlıyorlar. Meydan alkıştan yıkılıyor. “Helal sana Kılıçdaroğlu”, “Korkusuz cengâver”, “Yürüyen adam”, “Sözcümüz”, “Seninleyiz” diyen diyene.

Kılıçdaroğlu bir işi başarmanın mutluluğunu yaşıyor, meydandakiler Kılıçdaroğlu’nu görmekten dört köşe.

Kılıçdaroğlu konuşuyor; “Kimse yürüyüşün Maltepe’de son bulduğunu düşünmesin, 9 Temmuz son değil başlangıçtır, 9 Temmuz korku gömleğini çıkarıp çöp sepetine attığımız gündür, 9 Temmuz umudun yeşerdiği gündür. Artık hepimiz umutluyuz, Bir destan yazdık, bu destanı yazan sizsiniz.”

Güzel bir konuşmaydı.

Özü derlenmeye, toparlanmaya, bir arada özgürce yaşamaya dayanıyordu.

Sevgiyle, saygıyla, güvenle meydandan ayrıldık.

Giriş kadar çıkışımız da saatleri aldı.

Kılıçdaroğlu doğru bir eyleme imzasını attı. Halk da bu eyleme sahip çıktı. Kazanan Türkiye olsun. “Hak-Hukuk-Adalet” yerini bulsun.

Bu inançla yola koyuldum, Milas’tan İstanbul’a bu ulvi görevde benim de tuzum bulunsun istedim.

Ben kişiye değil, işe bakarım. Kim doğru yapıyorsa ona koşarım.

Gezide söylediğim sloganı tekrarlıyorum: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

Bizi İstanbul’a götüren, muhteşem mitinge katılmamızı sağlayan, gelecek güzel günlere olan inancımızı perçinleyen herkese, emeği geçen kişi ve kurumlara teşekkür ediyorum.

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X