Kut-ül Amere de nerden çıktı?
Zeki SARIHAN...

Kut-ül Amere de nerden çıktı?

Bu içerik 349 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Önceki yıl, bir grup arkadaş Burhaniye’de bir yazlığın balkonunda sohbet ediyorduk. Söz arasında “Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı’nda iki büyük zaferi var: Çanakkale ve Kut-ül Amere” dedim.

Arkadaşlardan biri: “Biz neden yalnız Çanakkale’yi biliyoruz? Kut-ül Amere’den neden hiç söz edilmiyor?” diye sordu.

Her yerde gerçeği yazıp söylemeye ant içtiğim için doğrudan şu yanıtı verdim:

“Kut-ül Amere’de Atatürk olmadığı için!”

Soruyu soran arkadaş “Deme! Tarih o kadar da mı tek yanlı yazıldı?” diye hayretini ifade etti. Diğerleri bir yorumda bulunmadılar.

29 Nisan 2016, Kut-ül Amere Zaferinin 100. yıldönümü. AKP Hükümeti, Cumhurbaşkanının ifadesiyle “13 yıllık kalkınma ve demokratikleşme” hamleleriyle uğraştığı için tarih çalışmalarına vakit bulamamıştı. Şimdi Kut-ül Amere Zaferinin 100. yılını vesile sayarak bu konuya esaslı olarak el atmış bulunuyor.

Ancak bu kez öğrencilerimizin gerçek bir tarih bilgisiyle donanacağını beklemek hayaldir. Cumhuriyet dönemini “95 yıllık parantez” diye ifade ettiler. Şimdi o parantezi kapatarak muhafazakâr İslamcı uzun bir parantez açılacağı anlaşılıyor.

Bu hesaplaşma yalnız Kemalizm’le değil 175-180 yıllık Batılılaşma hareketi iledir. Zaten Türkiye’de kültür değişimi Cumhuriyet’le başlamış değildir. Devlet yönetimi ile ilgili kurumların Batı’dan alınmasına karşı olan İslamcı gericiliğin kitabında Mithat Paşa, Namık Kemal değil İkinci Abdülhamit övülecektir. İkinci Meşrutiyet kötülenerek 31 Mart ayaklanması temize çıkarılacaktır. Prens Sabahattin ve Hürriyet-İtilaf Partisi’ne övgüler düzülecektir. Bu tarih anlayışında Damat Ferit Paşa’ya değilse bile VI. Memet Vahdettin’e onurlu bir yer vardır. Büyük Üstat Necip Fazıl mürşidimiz olduğuna göre, onun ‘’Vahdettin Vatan Hani Değil, Büyük Vatan Dostu’’ kitabını liselerde yardımcı ders kitabı olarak görebiliriz.

Her iktidarın okullarda kendi tarih anlayışını okutacağını boşuna yazmamıştım. Devletin ve anayasaların az çok sınıflar arasındaki dengeyi yansıttığı oturmuş sistemlerde bu tarih anlayışı da o kadar tek taraflı olamaz. Ancak günümüzde devlet gitgide bir sınıfın (hatta bir kişinin) egemenliği altına girdiğine, bütün devlet kurumlarının bu kuvvetin eline geçmekte olduğuna göre tarih de bundan paçasını kurtaramazdı.

AKP’nin tarih anlayışı ile mücadele etmek zorunludur. Ancak yapılacak şey tarihi emekçilerin gözüyle okumak ve yazmaktır. Halk kitleleri her dönemde hangi yöntemlerle sömürüldüler, nasıl baskı altına alındılar, hangi propagandalarla beyinleri yıkanmaya çalışıldı? Nasıl kitle katliamlarına uğratıldılar? Onların önderleri ve aydınları nasıl hapishanelerde çürütüldüler ve faili meçhul cinayetlerle öldürüldüler? Din ve milliyet ayrımıyla nasıl birbirlerine düşürüldüler?

Bundan önce gelip geçmiş birkaç kuşak gibi günümüzün okul görmüş yaşlıları ve orta yaşlıları sağlıklı bir tarih anlayışına sahip değildir. Tarih öğretim yöntemi zaten ezberletmeye dayanır. Hafızlık geleneğinden gelen bir toplumu öğretilenleri ezberlemeye ve bunları kelimesi kelimesine tekrarlamaya alıştırmışız. Tarihçi sıfatını kullanan bazıları da bunları pekiştirmeye kendilerini adamış bulunuyor. İslami gericiliğin tarihi ise dergi ve televizyon kanallarında boy göstermekle birlikte henüz müfredata hâkim değildir.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak için genç kuşaklara okutulanları ezberlemek yerine sorgulama, gerçeği araştırma bilinci verilmelidir.

Bu dün de gerekliydi, bugün de gereklidir.

(30 Nisan 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X