Çomakdağ Türkmenleri  (Kızılağaç / Ketendere / İkiztaş / Sarıkaya)
Konuk Yazar...

Çomakdağ Türkmenleri (Kızılağaç / Ketendere / İkiztaş / Sarıkaya)

Bu içerik 615 kez okundu.

İhsan KÜÇÜKTAŞ

Çomakdağı Köylüleri ve Milas Yörük Obaları Derneği’nin bilgilerine sunulur …

13. yüzyıl ortalarında Moğol istilasından kaçan çok sayıda Türkmen Anadolu’ya gelmişti. Selçuklular, bu hareketli ve savaşçı kitleleri batıya, Bizans sınırına yönlendirdi. Milas yöresine yerleştirilen Menteşeoğulları, 1260’dan sonra, bölgede Aydınoğulları ile birlikte Selçuklular adına fetihler gerçekleştirdiler.

Milas yöresindeki yerleşik Türkmenlerin ve göçebe yörüklerinin bu bölgeye 13. yüzyıl ortalarından itibaren geldikleri, yoğun yerleşimin bu yüzyılın sonlarında Bizans’ın bölgeden çekilmesi ile birlikte Denizli, Aydın ve Muğla yöresinden gelenlerle gerçekleştiği biliniyor. Bugünkü Türkmen ve yörük yerleşimlerine bakılırsa, gelenlerin kendilerine yurt olarak dağlık bölgeleri seçtikleri görülür.

1583 tarihli Osmanlı Tahrir Defterleri’ne göre, “Türbe Köyü Dergâhı ve Çomak namlı dağ” olarak tanımlanan “yurtta” yaşayanlar “Türkmen olarak niteleniyor ve (Oğuzların Üçok - Deniz Han oğulları kolundan) Yıva boyunun “Çomak Tiri cemaati Oturak Barza taifesinin Güne Barza” grubundan oldukları belirtiliyor.

Bu belgelerde Yıva, Güney Ege ve Batı Akdeniz bölgelerinde en yaygın boylardan biri olarak görünüyor ve Yıva, sözcük olarak “mertebece hepsinden yüksek” anlamına geliyor, ki bu boyun, Oğuzlar içinde önemli bir boy olduğuna işaret ediliyor.

Aynı belgelerde “Çomak Tiri” sadece Milas ve Çomakdağ yöresinde görülüyor. Öte yandan Çomakdağ Türkmenlerinin esas grubu olan “Güne Barza” yoğun olarak Beçin kazasında yerleşiktir.

1415 yılında Osmanlı Sultanı Mehmet Çelebi döneminde Menteşeoğulları Beyliği, Osmanlı Devletinin vassal hükümeti olmuştu ve Türkmenler o yıllarda Beçin’de yaşamlarını sürdürüyorlardı.

Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın 1522 yılında Petronion’u (Bodrum) Rodos şövalyelerinden aldığında; Beçin ve çevresindeki Türkmenlerin Osmanlı tarafından ayrıştırılarak Çomakdağı’na yerleştikleri söylenebilir.

Sonuç olarak, Osmanlı kaynaklarına göre Çomakdağ Türkmenleri ve Yörükleri, bölgeye 14. yüzyıl ortalarından itibaren Beçin ve çevresinden göç etmiş, uzun yıllar dağların yükseklerinde, dışa kapalı küçük birimler halinde yaşamış olabilirler. Ki köylerin nüfusa kaydedilmesi 19. Yüzyılın sonlarında gerçekleşmiş ve bölgenin ekonomik ve sosyal yönlerden dışa kapalılığı 1950’li yıllara kadar sürmüştür.

EFSANE

Eski Milas - Aydın kervan yolunun yakınındaki Orta köyünde bulunan, günümüzde biri yıkık durumda olan İkiz Türbe ile ilgili olarak köylüler, dedelerinden naklen şöyle bir efsane anlatıyorlar:

O civarda yaşayan ulu bir kişi, ders verdiği medresede eşkiyaların saldırısına uğruyor. Ancak eşkiyalar O’nun ulu bir kişi olduğunu anlayıp af diliyorlar. Ulu kişi, onları, türbenin olduğu yere kadar uğurluyor. Bu arada elindeki çomağı yere saplayıp, onlarla yemek yiyor. Dönerken çomağını unutuyor. Talebelerinden getirmelerini istiyor. Talebeleri çomağı yerinden çıkaramıyor. Bunun üzerine ulu kişi ve etrafındakiler oraya yerleşiyor. Çomakdağ yöresinde yerleşim buradan başlıyor, sonra etrafa dağılıyorlar. Bu yörede yaşayan Türkmenlerin Osmanlı kaynaklarında “Çomak Tiri” (Çomak köyü), bölgedeki dağın da aynı isimle anılması muhtemelen bu efsaneden kaynaklanıyor olabilir.

ÇOMAKDAĞ EVLERİ

Kızılağaç, İkiztaş, Ketendere ve Sarıkaya köylerinde ana yapım malzemesi taş olmasına karşın, geçmişi 100 - 120 yılı aşabilen yapılara rastlanılmamıştır. Buna karşılık evlerde gözlenen tipolojik özellikler ve yapım teknikleri uzun bir geçmişi ve tarihî birikimleri işaret eder. Bu geçmiş ve tarihî birikim, yalnız yapılarda veya duvar örme tekniklerinde veya bezeme sözlüğünün çizgilerinde değil, inançlarda, davranışlarda, yeme - içme alışkanlıklarında, kadınların giysilerinin renklerinde, başlarına taktıkları çiçeklerde, kısaca toplumsal yaşamın her katmanında ve her anında gözlenir ve duyumsanır.

ÇOMAKDAĞ EVLERİNİN BACALARI

Bacalar, temel işlevlerinin yanısıra, içerilen bir düşünce, bir inanç veya ereğin temsilini ve dışa vurumunu görselleştirir. En yaygın model, Halikarnassus (Bodrum) mezar anıtından dönüştürülmüş, Ege’nin yaygın mezar anıtlarının kurgularını çağrıştıran baca tipidir.

SONUÇ

Menteşelilerden kalma bir hatıradır, Çomakdağlı hemşehrilerimiz..

(Kaynak: Mylasa Labruanda / Milas Çomakdağ Güney Ege Bölgesi’nde Arkeoloji ve Kırsal Mimari adlı kitap)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X