Eğitim Dünyamızda neler oluyor?
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Eğitim Dünyamızda neler oluyor?

Bu içerik 364 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

Türkiye, yoğun ve kaotik bir yaz yaşıyor. Eğitimin, okulların tümüyle tarikat ve cemaatlere bırakıldığı, eğitim kadrolarında liyakatsızlığın öne çıkarıldığı, halk eğitim merkezlerinde halk oyunlarının yasaklandığı, İŞİD, El-Kaide ritüeli “Cihat” kavramının müfredata girdiği, yani eğitimin tümüyle akıl ve bilimden, evrensel dünyadan uzaklaştığı bir Türkiye fotoğrafı izliyoruz. Eğitimin niteliğini artırmak ile ilgili hiçbir çaba üretmeyen ama eğitimi tümüyle akıl dışı bir yaklaşımla dinselleştirmek adına her şey yapılan bir Türkiye fotoğrafı...

Ağustos aylarında ilginç ve vahim sonuçlarıyla üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı. Çarpıcı sonuçları değerlendirelim. 2017 sınavında adayların sadece yüzde 71’i herhangi bir puan türünde 180 puan barajını geçebilirken, 2016 sınavında bu barajı geçen öğrenci oranı yüzde 77 idi. Göreceli bir gerileme burada hemen karşımıza çıkıyor. Bir başka çarpıcı sonuç, hukuk ve ilahiyat-islami bilimler fakültelerinin kontenjanlarını tümüyle doldurması. Ülkede yaratılan iklim, toplum mühendisliği ve kamuda liyakata bakılmadan yaratılan kadrolaşma böyle bir sonuç doğuruyor. 2017 LYS sonuçlarına göre tüm puan türlerinde ilk 100 sıralamasında yer alan öğrencilerin 66’sı, ilk 250 sıralamasında yer alan öğrencilerin 149’u, ilk 500 sıralamasında yer alan öğrencilerin 296’sı Boğaziçi Üniversitesi’ni tercih etti. Boğaziçi Üniversitesi’nin ilk 1000’den aldığı öğrenci sayısı bu sene 587 olurken, ilk 5000’den 1.227 öğrenci Boğaziçi’ne yerleşti. Boğaziçi bir anlamda en iyi öğrencilerin tercih ettikleri üniversite oldu.

Tercih yapma hakkına sahip 1 milyon 900 bin adayın 850 bini tercih yapmadı, kontenjanlar büyük oranda boş kaldı. 214 bin 430 boş kontenjan var... Doluluk oranı geçen yıl yüzde 95.3 iken bu yıl 74.7’ye düşmüş. Bunun ilk yerleştirmede daha da artacağı, 350 binleri bulacağı öngörülüyor. Yani toplam kontenjanın üçte birinden fazlası boş kalacak. Tercih yapmayanlar kim? Büyük bir olasılıkla, ülkedeki gelir dağılımdaki adaletsizlikler nedeniyle bir an önce işe girmek zorunda kalan, üniversite eğitiminin kendisine daha iyi bir iş ve yaşam sunma umudunu kaybeden çocuklarımız. Burada şu tartışma yapılmalıdır; Üniversiteler kontenjanlarını arttırmasına ve her ilde bir üniversite kurulmasına rağmen neden üniversite kontenjanları dolmuyor?

Özlem Yüzüak, Cumhuriyet’teki köşesinde üniversitelerin devletin idelojik aygıtı ya da ticarethaneye dönüştüğünü, değersiz bir üniversite yığınlaşmasının yaşandığını ifade ederek, “Eğitime “endüstri”, öğrenciye de “müşteri” olarak bakılır oldu. Üniversiteyi “Üniversite” yapan hocalar, “teferruat” sayılır oldu. Hocanın niteliğini değil, öğrencinin niceliğini önceleyen bir sermayedar yaklaşım hâkim oldu... Şimdi bunun, milletin kafasına da dank ettiği noktadayız!.. Ama tabii şimdi kafasına dank eden bu duruma yol açan esaslı unsurlardan biri de o milletin kendisi. “Çocuğum üniversite okusun da, bir diploma alsın da ne olursa olsun” diye yıllardır motive olan insanların kabarttığı ticari iştah, artık aynı insanları üniversiteden kaçırıyor. Onlara, “Bu üniversitelerden bir nane olmuyor, sokağa atacak param yok” dedirtiyor!..” sözleriyle yaşanan süreci sorguluyor. 2017 - LYS yerleştirmeleri incelendiğinde bir başka ilginç sonuç: İlahiyat ve İslami Bilimler fakültelerine yaklaşık 22 bin öğrenci yerleştirilirken, fizik 966, biyoloji 1780, kimya 1997 ve matematik bölümlerine 4251 öğrenci yerleştirildi. Karşılaştırmayı okurlara bırakıyorum.

Sonuçlara göre, geçen yıl Anadolu Liselerinden mezun öğrencilerin üniversitelere yerleştirilme oranları yüzde 56 iken bu yıl yüzde 44’e düşmüş. Siyasal iktidarın, övgüler yağdırdığı, yoğun kaynak aktardığı, en iyi binaları tahsis ettiği, sayılarını arttırdığı imam hatip liseleri mezunlarının ancak beş mezunundan biri bir üniversite programına girmiş bulunuyor. Yani 222 bin 925 imam hatip lisesi mezunundan yalnızca 40 bini lisans tercihlerine yerleşebildi. Bu, ülke kaynaklarının kötü kullanışına dair somut bir sonuçtur. Ayrıca imam hatip liselerinin çocuklara bir beceri, bir meslek, bir yabancı dil kazandıramadığı da çok açık. Genel liselerden mezun olanların ise ancak yüzde 24’ü bir lisans ya da ön lisans programına yerleştirilebildi.

Yazın ülke gündeminde, akıl dışı bir yaklaşımla okullarımıza, çocuklarımıza dayatılan müfredat değişikliği tartışmaları yer aldı. Bilindiği gibi PISA - 2015 sonuçları fen, okuma yazma ve matematik alanlarında OECD ülkeleri arasında en sonlarda olduğumuzu ve Türkiye’de eğitimin niteliğini kaybettiğini göstermişti. Fen, matematik ve okuma alanlarından en az birinde ileri düzeyde performans gösterenlerin oranı OECD genelinde yüzde 15.3 iken Türkiye’de yüzde 1.6. Fark çok açık ... Acaba bu müfredat değişikliği ile çocuklarımızın iyi düzeyde matematik öğrenmesini, yabancı dil öğrenmesini, fizik, kimya, biyoloji derslerinde başarılı olmalarını sağlayabilecek miyiz? Sanmıyorum... Yeni müfredatla çocuklarımıza ana dillerini öğretebilecek miyiz? Biyolojideki evrim teorisi çıkarılmış, cihatın girdiği müfredatla çağı yakalayabilecek miyiz? Sanmıyorum... Pakistan tüm eğitim programlarına “Cihat” anlayışını katan bir ülke. Sonuç nedir, Ortadoğu’da, her yerde bomba patlatan, ortalığı kana bulayan Pakistanlı fanatik eylemciler... Cumhuriyet çağdaş batı uygarlığını hedeflemişti, ülkeyi yönetenler eğitim politikalarındaki bu yaklaşımlarla karanlık, kanlı Ortadoğu ligini mi hedefliyorlar? Dibe vuran, dinselleştirilen, piyasalaştırılan eğitim sisteminin yarattığı toplumsal sonuçlara bakalım. IPSOS’un 2016 yılı içinde yaptığı araştırmaya göre toplumun yüzde 39’u hiç kitap okumuyor, yüzde 49’u sinemaya gitmiyor, yüzde 66’sı konser, tiyatro gibi herhangi bir etkinliğe katılmamış!.. Halkımızın yüzde 85’i TV izliyor. Eğitim artık bir yaşam kültürü üretmiyor...

Son günlerde OECD’nin “İyi Yaşam Endeksi” girişimi kapsamında hazırladığı “Bölgesel Refah Endeksi” yayınlandı. 35 ülke; eğitim, iş, gelir, güvenlik, sağlık, çevre, sivil katılım, teknolojiye ulaşım, barınma, topluluk ve hayat tatmin düzeylerine göre 11 alanda değerlendirildi. Endekste en yüksek oranlara sahip ülkelere 10, en düşüklere ise 0’a yakın puanlar verilerek yapılan değerlendirmeye göre Türkiye, ortaöğretim ve üstü derecelerden mezun olanların işgücüne katılım oranlarına göre belirlenen eğitim refahı kriterinde 0 puan aldı.

Bir başka rapor, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in yayınladığı “Geleceği kurma: Çocuklar ve Zengin Ülkelerde Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” adlı rapora göre, refah durumu orta ve yüksek ülkelerde yaşayan her beş çocuktan biri göreceli yoksulluk içinde yaşıyor. UNICEF tarafından çocukların yaşam koşullarına yönelik birçok kategoride hazırlanan ülkelerin performans raporuna göre Türkiye genel sıralamada 41 ülke arasında 36’ncı sırada yer aldı. Bu sonuçlar uluslararası arenada yerimizi göstermesi anlamında önemli...

Bu yaz, katıldığımız tüm panellerde, etkinliklerde ülkenin eğitim sisteminin sorunlarını ve ne yapmalıyı konuştuk. Önümüzdeki günlerde konuşmaya devam edeceğiz. Ülkede artık iki farklı insan yetişiyor ve ülkedeki iç barışı zedeleyen düşünsel uçurum her gün artıyor. Bu çok açık... Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Eğitim ve adalet konusu bu anlamda bir ülke sorunu haline geldi. Ülkede bir an önce “Eğitim Reformu” tartışması, cami ve okulun karıştırılan işlevlerinin yeniden saptanması acil bir görevdir.

Geleceğimiz, çocuklarımız ve ülke barışı için, akıl ve bilimi temel alan, evrensel “laik, demokratik, bilimsel eğitimi” aramalıyız. Ne dersiniz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X