Grazie *
Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ...

Grazie *

Bu içerik 243 kez okundu.

düşünen ayna ... / Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ

Opera izlerken burnuma karamel kokusu geliyor, kendimi pamuk şekerden yapılmış kocaman bir bulutun içinden geçiyormuşum gibi hissediyorum.

Anlatmaya nereden başlayacağımı bilemesem de bunu belli bir sistematik içinde yapmaya gayret göstereceğim. Okumaya başlamadan önce kendinize herhangi bir bitkinin çayını yapmanızı öneririm.

Ankara Opera Sahnesi’nde çok sayıda opera ve baleye gittim. İzlediğim operalar üzerine yorum yapabilmek için belli bir tecrübe kazandığımı düşünüyorum. 1 - 2 tane izlemişken, ‘beğendim’ veya ‘beğenmedim’ demek ayıp geliyordu, bu yüzden bir süre gözlem yapmakla yetindim. Şimdi birikti birikti birikti: La Traviata, Il Travatore, IV. Murat, Aşk-ı Memnu, Saraydan Kız Kaçırma, La Boheme, Cosi Fan Tutte, Manon Lescaut, Don Pasquale, Don Giovanni ...

Opera binasının akılda canlanması için özet olarak; büyük kapılar, kırmızı kadifeden halı ve perdeler, mermer merdiven ve sütunlar, avizeler, piyano ve az birazcık kasvet diyebilirim.Ve bu yapıdan girer girmez, her seferinde, beynimde bir münazara başlıyor; sanat, toplum için mi?, sanat, sanat için mi?

Kadınlar topuklu ayakkabılarıyla ve kıyafetleriyle farklı bir şıklık içinde, erkeklerse kravatlarını takmış, biletler kontrol edilerek içeri alınıyoruz desem de inanmayın. Ev hali gelseniz de yadırganmıyorsunuz hatta el işinizi de getirin, perde arasında 2 zincir çekip 3’lü trabzan yaparsınız. Perde daha açılmadan, ilk notayı duyar duymaz, yanınızdakiyle konuşacak ne kadar çok şeyiniz olduğunu fark edebilirsiniz. Öksürüğünüz, hapşırığınız, tıksırığınız o ilk notada gelir. Fıs fıs suflörleri, locada sandalyesini çekenleri, işi bitince opera devam ederken dahi eşyalarını toplayıp çantasının fermuarını çeken üst yazı için görev yapan projeksiyon teknisyenini takmadığınız sürece de problem yok. Sanat, toplum içinse notalar böyle geçer.

Müzik başladığında orkestra şefinin hareketleri, ışığın açısına göre duvarlara yansır. Sahnedeki ışıklar nasıl ışıklardır bilmiyorum ama dekor, makyaj ve kostümler bana her zaman gerçek (ama rüya), büyük (ama aslında küçük), pırıl pırıl (ama sıradan) gelir, yani amacını gerçekleştirir. Kulağımla görüyormuşum, gözümle duyuyormuşum gibi hissetmeye başladığım andaki sanat, sanat içindir bana göre.

Operaya gitmeden önce yapılmasını gerekli gördüğüm durum, eseri araştırmaktır. Nasıl olsa gidiyoruz, üst yazı sağ olsun gibi üşengeçlik kokan beyanlarla opera izleyicisi sıfatını almak boş geliyor bana. Sadece operada değil izlenecek olan tiyatro, bale, sinema vb. dallarda bilgi edinmeye, artık ansiklopedi de değil web sayfası karıştırmaya üşenmemeli.

Dinlemeyi öğrenememiş, önyargılı, bilgisizliğini bilgiyle kapatmaya çalışırken çelişkiler içinde kaybolmuş, zevk alma duyularını yitirmiş, operayı, kadınların ve erkeklerin bağıraşarak iletişim kurması şeklinde anlamlandıran beyinleri konu dışında tutarak, opera izlemek ve sevmek isteyen bireylere ilk olarak La Traviata’yı (Kamelyalı Kadın) öneriyorum.

Tüm seslerin birbirine benzediği, boğuk, cılız seslerin -maalesef- yer aldığı operalarda şahane sesler de var. O seslerden biri sahnedeyken oturuyor muyum, ayakta mıyım, önde miyim, arkada mıyım derken bütün fiziki ve ruhani algılarımı yitiriyorum. Sanki ağızlarından çıkan tüm harfleri tek tek görebiliyormuşum gibi hissettiren belki de hayatımda duyacağım en güçlü seslerin yer aldığı operalardan her biri gidilesi görülesidir bence.

Öğrendiğim ve tecrübe ettiğim diğer bir konu opera bestecileri. W. A. Mozart, G. Rossini, G. Puccini... arasından G. Verdi benim bestecim demek, bu seçimi yapabilmek bana kendi kişisel dünyamda gurur ve mutluluk veriyor. Mesela Mozart benim için düzensiz, belirsiz, aralarda ağzıma bir parmak bal çalışıyormuş gibi. Puccini, 4 kişilik asansöre 5. kişi olma girişimi gibi. Her birinin ne çağrıştırdığını, ne hissettirdiğini düşünmek çok eğlenceli. Ve nihayet Verdi, içinden geçtiğim pamuk şekerden yapılmış bulutu yemek gibi. Müzikal terimler ve İtalyanca’nın melodisinden hiç bahsetmiyorum.

Romantizm, realizm, bohem, gotik gibi akım, kalıp ve zamanlarda kaybolmadan ve fakat en azından üzerinde konuşabilecek kadar haberdar, elitist olmayan elit bir toplum yapısından çok mu uzağız?

Constanze, Blonde, Belmonte, Pedrillo, Alfonso, Despina... isimleri okurken bile bir müzik oluşması harfler arası bir raslantı olamaz. Küçüklüğümde her pazar ‘Pazar Konseri’ programını kaçırmayan, bana klasik müziği sevdiren, düşünceleriyle bana yol gösteren babama, beni baleye aşık eden anneme, operada hissettiğim bütün güzel duyguları paylaştığım eşime teşekkür ediyorum.

 

Mozart’tan Constanze’ye …

16 Nisan 1789

Sevgili karıcığım, senden bazı ricalarım var. Sakın üzüntülü durma, sağlığına dikkat et ve bahar havasına güvenme. Mektuplarında ikimizi ilgilendiren konulara daha çok yer ayır. Her gece yatmadan önce saatlerce resminle konuştuğumu unutma. Seni 1 060 437 082 kez öperim. Bu sayıyı, konuşma çalışması yapman için yazdım. Her zaman sana sadık kocan ve arkadaşın... Wolfgang

 

7 Temmuz 1791

Sen yanımda yokken zamanın ne kadar yavaş geçtiğini tahmin edemezsin! Bu duyguyu tarif edemem; canımı yakan bir tür boşluk, doyurulamayan bir arzu, bu nedenle de asla sonu gelmeyen ama gün be gün büyüyen... seninle iki üç kelime etmek için bir kaç dakikalığına durmak mümkün olmadığından, işim bana haz vermiyor. Klavyeye gidip, operadan bir şeyler söylemek istesem bile (Sihirli Flüt’ten), duygularım yüzünden derhal durmak zorunda kalıyorum.

‘’Duygularımı şiirle aktaramam, şair değilim; kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, ressam değilim; düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, dansçı değilim. Ama hepsini müzikle yapabilirim. Ben bir müzisyenim...’’ MOZART

(* Teşekkür ederim.)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X