Davutoğlu’nun istifası ne anlama geliyor?
Zeki SARIHAN...

Davutoğlu’nun istifası ne anlama geliyor?

Bu içerik 450 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun istifası, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la Başbakan arasındaki yetki anlaşmazlığından kaynaklanıyor ve AKP içindeki bir sorunmuş gibi görünüyorsa da bütün bir milletin geleceğini ilgilendiren kaygı verici bir olaydır.

Ülkenin bütün yönetim işlerinde tek başına karar vermek isteyen ve buna engel gördüğü her kişi ve kurumu saf dışı bırakma eğiliminde olan Cumhurbaşkanı, millet tarafından seçildiği gerekçesiyle kendisinin millî iradeyi temsil ettiğini ileri sürüyor. Ancak bu göreve Tanrı’nın iradesiyle geldiğine inandığı şüphe götürmez.

Davutoğlu’nun istifa ettirilerek, Erdoğan’ın buyruklarına kesin olarak uyacak bir hükümet ve parti yapılanmasına gidilmesi, o parti yaklaşık yüzde elli oy alarak parlamento çoğunluğun da elde ettiğinden millet için büyük bir tehlike oluşturuyor. Artık milletin kaderi, bir kişinin iki dudağı arasındadır. Kimlerle dost, kimlerle düşman olunması gerektiğine, kimlerle ne zaman savaşılacağına, ülkede bir Kürt sorununu bulunup bulunmadığına, nasıl bir tarih anlayışına sahip olunacağına, okullarda hangi derslerin nasıl bir müfredatla okutulacağına varıncaya kadar o karar verecektir.

Derin derin ve hayıflanarak düşünmemiz gereken, koskoca, tarihî bir milletin nasıl bu duruma düşebildiğidir. Zaman zaman tökezlese de yaklaşık 150 yıllık bir anayasa deneyimine, uğrunda birçok insanın canını verdiği demokrasi mücadelesine, ileri ülkelerden alınan yasalara rağmen millet bu duruma nasıl tahammül etmektedir?

Başbakan istifaya mecbur kalırken, seçmenlerin yüzde ellisini temsil eden bir partiden buna ses çıkmaması şunu gösteriyor ki, milletimizde demokrasi kültürü henüz çok zayıftır. Milletin yarısı, kendi iradelerini tek bir kişiye teslim etmekte bir sakınca görmemektedir. Kendi kaderini başkalarının tayin etmesini normal karşılamaktadır!

Bu anlayış, Türkiye’nin ilerlemesi, yükselmesi, maddi ve moral kalkınması önünde en büyük engeldir. Dahası millet için yeni tehlikeler doğurmaya da adaydır.

Tek kişinin kaderimizi belirleyici olma durumu olmasaydı, muhtemeldir ki Türkiye Birinci Dünya Savaşı’na Enver Paşa’nın bir emrivakisi ile girmeyecek, yüz binlerce insan ölmeyecek, ülke bir mezbahaya dönmeyecekti. Kurtuluş Savaşı, bu tek kişilik irade kırıldığı ve millet egemenliği devreye sokulduğu için kazanılabilmiştir. Fakat aynı ortak iradenin tek parti döneminde devam etmemesi nedeniyle demokrasi kültürünün yerleşmesi gecikmiştir. Bu olumsuz miras, onu devralan kuşakların demokrasi ve insan hakları, halk egemenliği konularında sağlıklı düşünmelerini de önlemiştir.

Türkiye, ister laikliği koruma, ister İslamî bir rejimi yerleştirmek için olsun, tek parti ve tek kişi yönetimi nedeniyle çok şey kaybetmiştir. Zaten tek parti yönetimi, ülkemiz için gerçekte bir partinin kolektif yönetimi değil, tek bir kişinin sorumsuz iktidarı demektir. Bugün AKP’de görüldüğü gibi parti yalnızca liderin iktidarı için basit bir araçtır. Bunu düşünmeyen ve eleştirmeyen aydınların birbirlerinden farkı, yöntemde değil, iradelerini kendi istekleriyle teslim ettikleri kişilerin değişik olmasıdır.

Siyasi hayatımızdaki deprem, başbakanın istifa ettirilip yerine kukla bir başbakan atanmasıyla sınırlı kalamaz. Demokrasi güçlerinin direnme gücüne de bağlı olmakla birlikte, tek kişi yönetiminin önündeki engellerin kaldırılması için bundan sonra başka hamleler de bekleyebiliriz.

Doğrusunu söylemek gerekirse Erdoğan, bütün yetkileri kendinde toplamak için sonuç verici taktikleri şimdiye kadar ustaca kullanmıştır. Burada durmak istemeyeceği de açıktır.

Millet bu kıskaçtan nasıl kurtulacak? Bunun için de demokrasi güçlerinin şimdiye kadar gösteremedikleri siyasi ustalıklar gerekiyor…

(6 Mayıs 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X