Konuşa(maya)n İnsan
Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ...

Konuşa(maya)n İnsan

Bu içerik 339 kez okundu.

düşünen ayna ... / Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ

Bizi yani insanoğlunu, diğer canlılardan ayıran şey düşünebiliyor ve konuşabiliyor olmamız. Bu konuda hemfikir olduğumuzu zannediyorum. Ama böyle bir meziyete sahip olmamız, durmadan konuşma hakkı verir mi bize?

 

İngilizce biliyor musun diye soranlara, “derdimi anlatacak kadar” denmesine rağmen Türkçe’yi, derdimizi anlatmayı bırak Türkçe düşünemeyecek kadar bilmiyor oluşumuz, ama yine de cümlelerden cümlelere atlıyor oluşumuz… Ve bu durumun baş ağrıtıcı bir kademeye gelişi…

 

“Ondan sonra… Ondan sonra… Ondan sonra…” konuşan konuşana. Ama benim bu tip konuşmalarda o kötü “on bir gelir” esprisini yapasım geliyor.

 

“Efendim, şimdi bakınız, şöyle ki, durum böyleyken…”

O kullanılan tüm bağlaçları ve giriş kelimelerini alıp yumak yapıp denizlere atasım geliyor.

 

Mesleğim itibariyle sormam gereken ilk soruyu soramaz hale geldim. “Sorununuz nedir?”

Aman Allahım neler neler duyuyorum ama bir saat geçiyor asıl konuya gelemiyoruz.

 

-Boşanmak istiyor musunuz?

-Yani şimdi herhalde mesela galiba… (15 dakika geçti) Ben ona böyle dediydim o bana böyle yaptıydı. Bunun bir amcası var… (35 dakika)

-Boşanma sebepleri şunlardır. Karar verdiniz mi?

-Yani şimdi siz ne dersiniz avukat hanım?

 

Beynim yavaş yavaş akarken bir başka randevuya geçiyorum.

-Ne kadar alacağınız var?

-Ben ona 5 lira verdiydim de o bana 10 lira verdiydi de 15 lira önceden alacaklıydım sonra bununla bir şirket kurduk. Bu batırdıydı, 35 lira zarar ettiydim. Sözleşmede 12 lira yazıyor ama 20 liralık senedim var. Bunun şimdi bir ortağı var… (1 saat 20 dakika)

-Yani ne kadar alacağınız var? Sözleşmeniz var mı?

-Ben ona 5 lira verdiydim de o bana 10 lira verdiydi de… (1 saat sürüyor, kısaltarak anlattı çünkü) 25 diyelim mi avukat hanım, ne diyelim?

 

Ne yaparsam yapayım araya girme, sözünü kesmeye imkan yok. Koşullanmış, anlatacak, bir daha anlatacak sonra bir daha…

-Kiracım kirasını ödemiyor. Kaynıgiller gelmişler, evde 7-8-10 kişiler, çık dedim. (20 dakika)

-İhtarname çektiniz mi?

-Eee çık dedim.

-(!)

 

Gününüzü 100 kelimeyle geçirirseniz derdinizi anlatırken pek tabii çuvallarsınız. Kullanmadığınız bir kelimenin içinde geçtiği soruları anlamıyorsunuz ki cevap verebilin.

Suçluyorum. Ben böyle değilim diyeni de suçluyorum. Aynı biyolojik yapı, aynı dil… Ama birbirimizi anlamıyoruz.

 

Tam tersi, net ve kesin olan bireyler de var, asıl zoru onlar, çünkü kendisinin en iyi ve en doğrusunu bildiğini düşünürler ama bu tip şahıslar da imkansızı ister. Bir nedenden dolayı milyonlarca lira tazminat alabileceğini düşünür, bu sefer konuşan siz olursunuz anlatırsınız, anlatırsınız… Nafile.

 

Konuşmak ve daha önemlisi diyaloğa girmek bir sanattır. Her mesleğe uyarlanabilir bir konudan bahsediyorum aslında. Ana fikir bu dertleri dinlemenin ya da mesleklerin zorlukları değil, sorulara cevap alamamak ve susmayan ama hiçbir şey de anlatamayan bir güruhun mevcut olduğunu hatırlatmaktır.

 

Her şekilde hukuki bir derdi olup da avukat olmayanların son cümlesi; “Ah ben bir avukat olacaktım var yaaa!” oluyor ya, işte o çok fena.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X