Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK

​​​​​​​SANTA / GÜMÜŞHANE

​​​​​​​Gümüşhane’den yola çıkıp Arzular Köyü’nü ardımızda bıraktıktan sonra Yağmurdere’ye doğru yönelince, 2000 metrelerde olan Karadeniz yaylalarına doğru yol almış oluyoruz. Asfalt ve düzgün yol, bizi  Taşköprü Yaylası’na ulaştırıyor.

​​​​​​​SANTA / GÜMÜŞHANE
  • 21 Eylül 2019, Cumartesi 13:45

Hüseyin Avni KUNDURACIOĞLU

Taşköprü, uzun ve sarsıcı yolculuktan sonra mevcut konumuyla nefes alabileceğiniz bir yer. Kahvehanesinden fırınına, bakkalından manavına kadar olan küçük ticari işletmeler, Karadeniz’de yaylaların yöre insanı için olan önemini aktarıyor. Yaylalara çıkmakta olanların, soluk aldığı ya da gereksinimlerini karşıladıkları Taşköprü’de bir çay içimi mola veriyoruz.

Zira aklımız Santa’da.

Santa, 17-19. yüzyıllar arasında en parlak dönemini yaşamış bir Rum köyü.

Rum Ortodoks Hristiyanlardan oluşan Santa halkı, 1924 mübadelesiyle köylerini boşaltmak zorunda kalır. Vadinin içinde yer aldığını bildiğimiz bu terk edilmiş köye, artık 8 km’lik bir yolumuz var. Taşköprü’ye ismini veren köprüyü sağımıza alıp, kıvrıla kıvrıla yükseliyoruz.

Yanbolu Deresi’nin yol boyunca yaptığı eşliğe, birbiri üzerine binmiş dağ silüetleri ekleniyor. Dağlardan uzunlamasına akan sular, çam ormanlarını yara yara vadinin dibindeki dereye ulaşıyor.  Ağustos ayının sonunda olmamıza karşın, yöredeki bahar görüntüleri şaşırtıyor. İsmini bildiğim bilmediğim rengârenk dağ çiçekleri yol boyunca görüntü alanımıza giriyor. Bölgenin bu eşiz konumuna kendimizi iyice kaptırdığımız an, yoğun bir sisin çökmesine tanık oluyoruz.  Sisin yükselmesini beklerken irice bir atmaca önümüzde havalanıp, adeta sisin peşinden yükseliyor.

Sis, kâh yükselip kâh çöktükçe Santa’nın yeni isminin niye Dumanlı olduğunu algılayabiliyoruz.

Yeşil rengin bütün tonlarını bünyesinde taşıyan vadiyi yukarıdan görmeye başladığımızda, çatıları çökük ya da kırmızı kiremitli mekânlar görüş alanımıza giriyor. Santa’ya ulaştığımızın ayırtına varınca, heyecanlanıyorum.

Aslında Santa, vadinin içinde dağınık yerleşim göstermiş bir köy. Yedi mahalleden oluşan Santa’nın bir mahallesi doğusunda yer alırken, altı mahallesi de batısında yer alıyor. Tabi ki Santa’nın geçmişte  5 bin  nüfuslu bir köy olduğunu belirtmeliyim.

Mahallelerinin isimleri Pistofanton (Piştoflu), İschananton (İşhanlı), Kozlaranton (Sincanlı), Tsakalanton (Çakallı), Pinetanton(Binatlı),  Terzanton (Terzili) ve  Zournatzanton (Zurnacılı) olan Santa’nın bu mahalleleri,  vadiyi oluşturan birbirinden ayrılmış üç yamacın üzerinde konuşlanmış.  Santa’nın merkezi olan Piştoflu’da araçtan iniyoruz. Köy meydanında Hüseyin abi karşılıyor bizi. Günümüzde ‘Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı’ ilan edilen Santa’nın yeni sahipleri olsa da, yapılaşma yasak.  Köyün bekçiliğini yapan Hüseyin abiden Santa’nın yaylacılar gelene dek yalnızlığı ile baş başa kaldığını ama yaz mevsimiyle birlikte köyde yaşamın nispeten canlandığını öğreniyoruz. Kasım ayı ile birlikte karlar altında kalan Santa’yı kendisinin de terk ettiğini söyleyen Hüseyin abi, kahvehane işlevi gören odaya çay için seslendiği sırada, mahallenin sokağına yöneliyorum.

Daha çok taş mimariden yapılmış evlerin yoğun olduğu köyde, yöreye özgü mimari dikkati çekiyor. İki katlı evlerin birinci katı tamamen taş bina olarak inşa edilmesine karşın, ikinci katlarda yer yer ahşap kullanılmış.  Tek katlı evler ise yine taştan inşa edilmiş.   Muhteşem bir coğrafyanın içinde yer alan Santa, kültürel öğeleriyle adeta Karadeniz’in geçmişini gözler önüne seriyor.  Taş döşeli sokaklarda ilerlediğimiz sürece, sadece keyifli görüntüler değil aynı zamanda hüzünlü bir süreç eşlik ediyor. İşte şu an geriye sadece dış duvarları kalmış iki katlı okulun önündeyiz. Kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuduğu bu binadan görülen karşıdaki dağdan aşağıya doğru süzülen suları izlerken buluyorum kendimi. Geçmişin izlerini taşıyan taş evlerin oluşturduğu sokaktan yukarıya doğru çıktığımda, kilise ile karşılaşıyorum. Yine sadece duvarları kalan bu binanın hayvan barınağı olarak kullanıldığı belli. Dış duvarlarına dini motiflerin işlendiği kilise, konumu gereği köye biraz tepeden bakıyor. Santa’nın bütün mahallelerini dolaştıkça fark ediyorum ki, her mahallede bir kilise ve her sokakta bir-iki çeşme var.

Döneminde yaklaşık 300 hanenin olduğu söylenen Santa’da, Rum sivil mimarisine özgü yapılaşmayı tüm mahallelerde görmek mümkün oluyor.  Coğrafyanın konumuna göre şekillenen bu yerleşimden günümüze kalan kent kültürü ve mimarisi karşısında etkilenmemek mümkün değil.  Birçok evin bahçesinde bulunan armut ağaçları da Rum yurttaşlardan kalmaymış. Dalından kopardığım armudu dişleyerek, taş evlerden birinin içine dalıyorum.

Döneminde dini, ticari ve kültürel bir önem taşıdığı belli olan Santa için, bir madenci köyü demek sanırım pek yanlış olmaz. Zira sahip olduğu kurşun ve demir ocaklarının yanı sıra gümüş madenlerinin işletilmesi köyün ekonomik rahatlığı yaşamasını sağlamış. Bölgede çıkan bu madenler, köyde demircilik ve kuyumculuk mesleklerini ön plana taşımış.

Öte yandan, önemli bir liman kenti olan Trabzon’na bugün Zigana Dağı üzerinden ulaşım sağlanırken, döneminde Santa üzerinden sağlandığını düşündüğümüzde bölgenin önemli bir geçiş noktası olduğu da anlaşılır.

Çayırların ormanla buluştuğu bu eşsiz coğrafyada bulunduğumuz sürece, dağların görkemli görüntüsünü perdeleyen sisin coşkusunu izlemek bambaşka bir duygu yaratıyor. Üstelik bulunduğumuz topraklardaki sivil mimari ile coğrafik konumun uyumuna tanık olmak bir başka güzellik.

Yine de bu keyifli duygularımızı gölgeleyen bir hüznün içinde olduğumuzu tahmin etmek zor değil. Santa, 1924 mübadelesiyle boşalır. Kaynaklar, Santa’nın mübadeleye son ana kadar karşı çıkıp direndiklerini ama mecburen gittikleri Yunanistan’ın Makedonya bölgesinde de Nea Santa diye yeni bir yerleşim kurduklarını yazar.

Açıkçası Santa’dan ayrılmak pek kolay değil.

Karadeniz yaylalarında güz mevsiminde beyaz ve mor açan çiğdemleri, yöre halkı ‘vargit çiçeği’ olarak isimlendiriyor. Bu çiçeklerin açmasıyla birlikte, yaylalardan düze inilmesi gerektiğini anlayan yayla insanları, bu yüzden bu çiçeği ‘var-git’ diyor şeklinde yorumlarmış.

İlk kez Santa’da gördüğüm bu vargit çiçeğine yüklenen eyleme uyarak, bu eşsiz güzellikteki yerleşimden ayrılıyoruz.

(Okuma Notları : Öteki Anadolu – Bünyad Dinç Gölgeler Yayınevi 2016)

Gümüşhane’den yola çıkıp Arzular Köyü’nü ardımızda bıraktıktan sonra Yağmurdere’ye doğru yönelince, 2000 metrelerde olan Karadeniz yaylalarına doğru yol almış oluyoruz.

Asfalt ve düzgün yol, bizi  Taşköprü Yaylası’na ulaştırıyor.

Taşköprü, uzun ve sarsıcı yolculuktan sonra mevcut konumuyla nefes alabileceğiniz bir yer. Kahvehanesinden fırınına, bakkalından manavına kadar olan küçük ticari işletmeler, Karadeniz’de yaylaların yöre insanı için olan önemini aktarıyor. Yaylalara çıkmakta olanların, soluk aldığı ya da gereksinimlerini karşıladıkları Taşköprü’de bir çay içimi mola veriyoruz.

Zira aklımız Santa’da.

Santa, 17-19. yüzyıllar arasında en parlak dönemini yaşamış bir Rum köyü.

Rum Ortodoks Hristiyanlardan oluşan Santa halkı, 1924 mübadelesiyle köylerini boşaltmak zorunda kalır. Vadinin içinde yer aldığını bildiğimiz bu terk edilmiş köye, artık 8 km’lik bir yolumuz var. Taşköprü’ye ismini veren köprüyü sağımıza alıp, kıvrıla kıvrıla yükseliyoruz.

Yanbolu Deresi’nin yol boyunca yaptığı eşliğe, birbiri üzerine binmiş dağ silüetleri ekleniyor. Dağlardan uzunlamasına akan sular, çam ormanlarını yara yara vadinin dibindeki dereye ulaşıyor.  Ağustos ayının sonunda olmamıza karşın, yöredeki bahar görüntüleri şaşırtıyor. İsmini bildiğim bilmediğim rengârenk dağ çiçekleri yol boyunca görüntü alanımıza giriyor. Bölgenin bu eşiz konumuna kendimizi iyice kaptırdığımız an, yoğun bir sisin çökmesine tanık oluyoruz.  Sisin yükselmesini beklerken irice bir atmaca önümüzde havalanıp, adeta sisin peşinden yükseliyor.

Sis, kâh yükselip kâh çöktükçe Santa’nın yeni isminin niye Dumanlı olduğunu algılayabiliyoruz.

Yeşil rengin bütün tonlarını bünyesinde taşıyan vadiyi yukarıdan görmeye başladığımızda, çatıları çökük ya da kırmızı kiremitli mekânlar görüş alanımıza giriyor. Santa’ya ulaştığımızın ayırtına varınca, heyecanlanıyorum.

Aslında Santa, vadinin içinde dağınık yerleşim göstermiş bir köy. Yedi mahalleden oluşan Santa’nın bir mahallesi doğusunda yer alırken, altı mahallesi de batısında yer alıyor. Tabi ki Santa’nın geçmişte  5 bin  nüfuslu bir köy olduğunu belirtmeliyim.

Mahallelerinin isimleri Pistofanton (Piştoflu), İschananton (İşhanlı), Kozlaranton (Sincanlı), Tsakalanton (Çakallı), Pinetanton(Binatlı),  Terzanton (Terzili) ve  Zournatzanton (Zurnacılı) olan Santa’nın bu mahalleleri,  vadiyi oluşturan birbirinden ayrılmış üç yamacın üzerinde konuşlanmış.  Santa’nın merkezi olan Piştoflu’da araçtan iniyoruz. Köy meydanında Hüseyin abi karşılıyor bizi. Günümüzde ‘Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı’ ilan edilen Santa’nın yeni sahipleri olsa da, yapılaşma yasak.  Köyün bekçiliğini yapan Hüseyin abiden Santa’nın yaylacılar gelene dek yalnızlığı ile baş başa kaldığını ama yaz mevsimiyle birlikte köyde yaşamın nispeten canlandığını öğreniyoruz. Kasım ayı ile birlikte karlar altında kalan Santa’yı kendisinin de terk ettiğini söyleyen Hüseyin abi, kahvehane işlevi gören odaya çay için seslendiği sırada, mahallenin sokağına yöneliyorum.

Daha çok taş mimariden yapılmış evlerin yoğun olduğu köyde, yöreye özgü mimari dikkati çekiyor. İki katlı evlerin birinci katı tamamen taş bina olarak inşa edilmesine karşın, ikinci katlarda yer yer ahşap kullanılmış.  Tek katlı evler ise yine taştan inşa edilmiş.   Muhteşem bir coğrafyanın içinde yer alan Santa, kültürel öğeleriyle adeta Karadeniz’in geçmişini gözler önüne seriyor.  Taş döşeli sokaklarda ilerlediğimiz sürece, sadece keyifli görüntüler değil aynı zamanda hüzünlü bir süreç eşlik ediyor. İşte şu an geriye sadece dış duvarları kalmış iki katlı okulun önündeyiz. Kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuduğu bu binadan görülen karşıdaki dağdan aşağıya doğru süzülen suları izlerken buluyorum kendimi. Geçmişin izlerini taşıyan taş evlerin oluşturduğu sokaktan yukarıya doğru çıktığımda, kilise ile karşılaşıyorum. Yine sadece duvarları kalan bu binanın hayvan barınağı olarak kullanıldığı belli. Dış duvarlarına dini motiflerin işlendiği kilise, konumu gereği köye biraz tepeden bakıyor. Santa’nın bütün mahallelerini dolaştıkça fark ediyorum ki, her mahallede bir kilise ve her sokakta bir-iki çeşme var.

Döneminde yaklaşık 300 hanenin olduğu söylenen Santa’da, Rum sivil mimarisine özgü yapılaşmayı tüm mahallelerde görmek mümkün oluyor.  Coğrafyanın konumuna göre şekillenen bu yerleşimden günümüze kalan kent kültürü ve mimarisi karşısında etkilenmemek mümkün değil.  Birçok evin bahçesinde bulunan armut ağaçları da Rum yurttaşlardan kalmaymış. Dalından kopardığım armudu dişleyerek, taş evlerden birinin içine dalıyorum.

Döneminde dini, ticari ve kültürel bir önem taşıdığı belli olan Santa için, bir madenci köyü demek sanırım pek yanlış olmaz. Zira sahip olduğu kurşun ve demir ocaklarının yanı sıra gümüş madenlerinin işletilmesi köyün ekonomik rahatlığı yaşamasını sağlamış. Bölgede çıkan bu madenler, köyde demircilik ve kuyumculuk mesleklerini ön plana taşımış.

Öte yandan, önemli bir liman kenti olan Trabzon’na bugün Zigana Dağı üzerinden ulaşım sağlanırken, döneminde Santa üzerinden sağlandığını düşündüğümüzde bölgenin önemli bir geçiş noktası olduğu da anlaşılır.

Çayırların ormanla buluştuğu bu eşsiz coğrafyada bulunduğumuz sürece, dağların görkemli görüntüsünü perdeleyen sisin coşkusunu izlemek bambaşka bir duygu yaratıyor. Üstelik bulunduğumuz topraklardaki sivil mimari ile coğrafik konumun uyumuna tanık olmak bir başka güzellik.

Yine de bu keyifli duygularımızı gölgeleyen bir hüznün içinde olduğumuzu tahmin etmek zor değil. Santa, 1924 mübadelesiyle boşalır. Kaynaklar, Santa’nın mübadeleye son ana kadar karşı çıkıp direndiklerini ama mecburen gittikleri Yunanistan’ın Makedonya bölgesinde de Nea Santa diye yeni bir yerleşim kurduklarını yazar.

Açıkçası Santa’dan ayrılmak pek kolay değil.

Karadeniz yaylalarında güz mevsiminde beyaz ve mor açan çiğdemleri, yöre halkı ‘vargit çiçeği’ olarak isimlendiriyor. Bu çiçeklerin açmasıyla birlikte, yaylalardan düze inilmesi gerektiğini anlayan yayla insanları, bu yüzden bu çiçeği ‘var-git’ diyor şeklinde yorumlarmış.

İlk kez Santa’da gördüğüm bu vargit çiçeğine yüklenen eyleme uyarak, bu eşsiz güzellikteki yerleşimden ayrılıyoruz.

(Okuma Notları : Öteki Anadolu – Bünyad Dinç Gölgeler Yayınevi 2016)

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık