YALNIZLIĞA TERK EDİLMİŞ BİR EZİDİ YERLEŞİMİ;  MAĞARA KÖYÜ / İDİL 

YALNIZLIĞA TERK EDİLMİŞ BİR EZİDİ YERLEŞİMİ;  MAĞARA KÖYÜ / İDİL 
  • 15 Haziran 2021, Salı 10:35

Hüseyin Avni KUNDURACIOĞLU (Köşe yazısı)

Başlangıçta, Tanrı Azda, kendi ateşinden Melek Tavus'u yaratır ve ona insanı yaratma görevini verir. Bununla birlikte yaradılış işinde Melek Tavus'a yardımcı olacak altı melek daha yaratır.  

Melek Tavus, Tanrı Azda’nın verdiği görev doğrultusunda ve yine Azda’dan aldığı bir toz ile Erkek, Kadın ve Evren’i yaratır. Ayak işlerini görmesi için dört cin yaratmayı da ihmal etmez.  Sonrasında, Melek Tavus, yarattığı bu iki insanı sunmak için Azda’nın yanına gider ve Tanrı Azda, Melek Tavus’a ‘Bundan sonra bu iki insana tabi olacaksın’ der. Melek Tavus itiraz edip ‘Bu iki insanı yaratan ve yoktan var eden benim. Niçin onlara tabi olayım? Ben sadece sana tabi olur ve sana ibadet ederim’ der. 

Bu iki insandan yani Melek Tavus’un yarattığı kadın ve erkekten 80 çocuk dünyaya gelir. 

Bu ilk iki insan ‘ideal insan’ konusunda anlaşmazlığa düşüp, kavgaya tutuşurlar. Bunun üzerine sınavdan geçirilmeleri doğru bulunur. Her ikisi de ruhlarını, düşüncelerini bir küpe doldurup ağzını kapatırlar. 40 gün sonra, Erkek olanın küpünden Şahid Bin Car isminde güzel bir genç çıkmakla birlikte, kadının küpündense akrepler, çıyanlar, sürüngenler çıkar. 

Erkek, Şahid bin Car’ı o kadar çok sever ki diğer 80 çocuğunu adeta gözü görmez. 

Elbette, bu süreç, kadın ve 80 çocuğu arasında kıskançlık ve nefrete neden olur. Şahid Bin Car’ın öldürülmesi ve öldürme olayının Kadın’ın bildireceği parolayla gerçekleşmesi kararını alırlar. 

Ancak her şeyi bilen ve duyan Melek Tavus’u hesaba katmazlar. 

Melek Tavus, yarattığı dört cine emir verir ve cinler gece olunca bu 80 çocuğun ağızlarına üflerler. Uyandıklarında 80'i de farklı dil konuşmaktadırlar. Bu sebeple annelerinin söylediği parolayı da anlayamazlar. Şahid bin Car, böylelikle Melek Tavus'un sayesinde kurtulur. 

Şahid bin Car'a dişi bir melek gönderilir ve bundan olan çocuklar, Ezidilerin atalarını oluşturur. 

 Diğer 80 çocuktan Dünya'ya gelenlerse diğer insanlar olacaktır. 

Cizre’den kalkan aracımız İdil’e doğru yol alırken, Ezidi inancındaki bu yaradılış öyküsü zihnimin derinliklerinden çıkagelir. Zira iki-üç güvenlik noktasını aşıp koştura koştura yol alan aracımız, bir Ezidi köyü olan Mağara Köyü’ne doğru gidiyor. İdil’e 40 km kala, karayolundan sağa doğru saptığımızdaysa ‘Mağara Köyü’ nün yol tabelası göze çarpacak.  

Asıl ismi Kiwex olan köyün ismi, bölgedeki çok köy gibi değiştirilerek, jeolojik konumundan esinle ‘Mağara’ oluyor.  

Bölge yani Şırnak, Mardin ve Batman üçgeni, zamanında yüzlerce Ezidi köyünü barındırırken, günümüzde ise iki elin parmaklarını geçmiyor. Ezidilerin yani Ezidi inancındaki kişilerin oluşturduğu köylerin büyük bir bölümü, ‘başkaları’ tarafından yaşanılan yerleşimlere dönüşürken, onlarca köy de terk edilmiş. 

Mağara Köyü de o terk edilen köylerden biri. 

Daha doğru deyimle 1985 yılında boşaltılan bir köy. Bölgenin içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal konum, diğer azınlıklar gibi Ezidiler’e de hep acı olarak yansımış. Elbette bu konuda devletin yani resmi ideolojinin yok eden ya da görmezden gelen siyasal bakış açısını atlayamayız. Bu bakış açısı Ezidilerin ya yurtdışına göç etmelerini ya da metropol kentleri seçmelerini sağlamış. Yine de az nüfuslu Ezidi köyleri yok değil ama bizim yolumuz şu an İdil’e bağlı boşaltılmış Mağara Köyü’ne düşüyor. 

Yaradılış öyküsünden de anlaşılacağı gibi, Ezidiler için Melek Tavus oldukça önemli. Zira Melek Tavus, Tanrı ile Ezidiler arasındaki aracı melek ve insanları doğrudan doğruya Tanrı’ya götüren ve Tanrı’dan bağımsız ama Tanrı’nın karşıtı olmayan bir karakterdir. Melek Tavus, Tanrıyla tamamen bütünleşmiş olup, Tanrı’nın öteki benliğini oluşturur. Demem o ki, Melek Tavus yaratıcının alametidir ama yaratıcının kendi değildir.  

Bu yüzden Ezidiler tavus formundaki Melek Tavus’un sancağı önünde Tanrı’ya dua ediyorlar. Öte yandan Ezidilerin vahiy kitabı Kiteb-i Cilwe’de Melek Tavus, Tanrı olarak sunulur.  

İnsanın aydınlatıcısı olan Melek Tavus’un üzerinde bu kadar yoğun durmamın gerekçesi, Êzidi inancını ya da yaşamsal tavrını algılamayı kolaylaştırmak için. 

Nihayet çıplak bir dağın yamacına konuşlanmış köy görüş alanımıza giriyor.  

Köye doğru hafif kıvrımla ilerleyen yol, köyün giriş kısmında bulunan mezarlığın önünden uzanıp gidiyor. Yolun iki tarafında karşılıklı olarak bulunan köy mezarlığı ziyaret edilecek kadar davetkâr. Zira mezarlıkta bulunan mermer lahitler oldukça görkemli gözüküyor. 

Mezarlığın girişinde bulunan kemerin üzerine Melek Tavus yerleştirilmiş ve bu beton kemerin  altında sadece eğilerek geçebileceğiniz küçük bir demir kapı bulunuyor. Demir kapı kapatıldığında ise ‘güneş’ figürü gözüküyor. Ezidiler için kutsal olan başka bir ayrıntı da güneş oluyor. İbadetlerini günde iki defa yönlerini güneşe dönerek yaptıkları gibi, mezarlıkları da doğuya yani güneşin doğduğu yere kuruluyor. Güneş figürünü yine kutsal mekânlarında görmemiz olası. 

Demir kapının hemen yanında yer alan ‘ kara yılan’ figürü, inanca göre ‘Nuh’un gemisi’ bir delikten su almaya başlayınca bu deliğe girerek tıkayan yılanı tasvir ediyor. Mezarlığın içindeki mermerden inşa edilmiş irili ufaklı, görkemli ya da sade tüm mezarların üzerinde güneş ya da Melek Tavus’u anımsatan figürler bulunuyor. Bazılarında yer alan melek ya da tavus bibloları, küçük kandiller vb mezarlığın görselini zenginleştiriyor. En yüceleri Melek Tavus olarak bilinen tavus kuşu meleğinin de aralarında bulunduğu yedi büyük ruhu temsilen büyükçe bir görsel dikkati çekiyor. Köy sakinlerinin hepsi şu an yurtdışında yaşıyor olmalarına rağmen, yaşamlarını yitirenler oradan köylerine getirilip bu mezarlıkta defin ediliyormuş. Yine her yıl gerçekleşen adaklarını da burada yapıyorlarmış. Mezarlık dışında inşa halinde olan ‘taziye evi’ de bu alandaki canlılığın göstergesi oluyor. 

Üstelik köy görüntüsünün tam tersi şeklinde. 

Dağın yamacında yer alan onlarca taş ev, pencere ve kapılardan yoksun bir şekilde boşluğa bakıyor gibiler. Dikkatli bakıldığında, penceresiz ve kapısız bu evlerin aralarındaki mağaralar görülebiliyor. 

Rengârenk endemik çiçeklerin kapladığı toprak zeminde kendime bir yol bularak evlere doğru ilerliyorum. Mayıs ayının kavurucu sıcağını hissetmemek elde değil. Kekiklerin kışkırtıcı kokusunu takip ederek en yakın eve ulaşıyorum. Sonrasında tek tek hemen hemen her eve ya uğruyorum ya da gözümü iliştiriyorum. Kara bir kuş, zikzaklar çizerek ve varlığını hissettirmek için ses çıkararak yerden göğe doğru yükseliyor. Bazı taş evlerin iki katlı olduğu, bir kısmında merdivenin içeriden olduğu gibi bir kısmının da dışarıdan olması dikkati çekiyor. Konumu ve büyüklüğü dikkat çeken bir evin içinde gördüğüm mağaranın, birçok evde olduğu görülüyor. Taştan yapılmış bir sunak ya da dipsiz bir kuyunun evin içindeki varlığı hep ayrıntıyı oluşturuyor. .Ancak taş evlerin mağaraların önüne ya da mağaraların üzerinde kurulmuş olması dikkat çekici bir mimari. 

Olası bir saldırı yani güvenlik kaygısıyla, yerleşimin bu şekilde konumlandığını tahmin etmek zor değil. İnançlarından dolayı sık sık karşılaştıkları olası saldırı anında, evlerinden mağaralara indikleri söyleniyor. Mağaraların derinlikleri yüzlerce metre olarak biliniyor. 

Ezidilikte, Tanı Dünyanın sadece yaratıcısıdır ve asla sürdürücüsü değildir. Tanrısal iradenin kimliği açısından Melek Tavus sadece aracı konumunda olup, gururlu bir melek olarak Tanrı’ya isyan etmiş ve ceza olarak 40.000 sene orada yanmış, sonunda döktüğü gözyaşları bu ateşi söndürmüştür. Artık tanrıyla barışıktır. Ezidiler için Melek Tavus, en güçlü melek ve aynı zamanda affedilmiş Şeytan'dır. Dolayısıyla Şeytan kutsal olduğundan ağza almak kesinlikle yasaktır. Tanrı, özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez. Aksine ibadetin ona değil, içi kötülüklerle dolu olana, Tavus'a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunulur. Bu anlamda iyilik ve kötülüğün kaynağı aslında Melek Tavus'tur. Âhiret inancı gibi bir düşünce asla yok. İnsanın inanışına ve yaşayışına göre Dünya Cennet’e de Cehennem’e de  dönüşebilir. Melek Tavus, bütün bu işlerin denetleyicisi ve tanrının bu Dünya'daki gölgesidir.  

Bütün bunlar Ezidiler için ‘şeytana ya da güneşe tapanlar gibi yanlış söylemleri beraberinde getirmiş. Elbette bunda Ezidilerin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olmasının yanı sıra kapalı bir toplum olması da etkili.  

Aslında Ezidilerin inançlarının büyükçe bir kısmı Hristiyanlıktan geldiği gibi, hem İncil’i hem de Kuran’ı kutsal kabul ediyorlar. Kökleri Asurlulara dayanan bir kavim olan Ezidiliği, Mezopotamya dinleri arasına koyabiliriz.  

İşte böylesine derin ve yine böylesine kapalı bir inancın kol gezdiği bir köyün evleri arasında dolanıyorum. Güneşin iyice dövdüğü evler, önlerinde ya da arkalarında yer alan diğer evlerin konumuna engel olmuyor. Böylesine özenli mimarinin olduğu Mağara Köyü’nün en üst noktasına ulaştığımdaysa, aşağıdaki plato fark ediliyor. Söylentiye göre, bin 200 yıl önce kurulan bir köyün içindeyiz. İsimlerinin Şero, Simo ve Miso olduğu bilinen üç Ezidi kardeş kurar Kiwêx Köyü’nü. Üç hane iki yüz haneye ulaşınca, bu köyden altı köy doğar; Baxnim, Awşe,Şekrin,Sewlitk, Geliye, Mazre ve Sora. 

Bir Ezidi için en kötü şeyin kendi toplumundan dışlanmak olduğunun altını çizmeliyim. Bir başka önemli ayrıntıyı da asla Ezidi olunamadığı yani Ezidi anne-babadan doğulduğunda Ezidi olunabileceği oluşturuyor. 

Köyden aşağı düzlüğe doğru ilerliyorum. Köşedeki evin onarım görüp yaşanılası bir konuma girdiğini görünce seviniyorum. Sonradan öğreniyorum ki, yurtdışında yaşayan bir Kiwexli köyüne dönmeye karar verip, evini onarıma sokar ama yaşamı yetmez ve ölür. Bu bile gösteriyor ki, onlara karşı gelişen esnek bakış açısı artık köylerine dönme isteği doğuruyor. Mezarlığın konumundan da anlaşılıyor ki, yürekleri hep köklerinin olduğu bu topraklarda.  

Tam sayıları bilinmemekle birlikte, kıyımlar nedeniyle Ezidi nüfusunun Dünya üzerinde azaldığını biliyoruz. Alışa gelmemiş inançları ve gelenekleri nedeniyle hep korkutulmuş, acı çekmiş ve iftira atılmış bir kavimden söz ediyoruz. Dualarının ve ibadetlerinin Kürtçe olması bile, hep saklanarak ibadet etmek zorunda bırakmış. 

Aşağıya ulaştığımda tekrar geri dönüp, köyü izliyorum. Yüzyıllar boyu süren eziyetlere rağmen, inançlarını ve en önemlisi kimliklerine bağlı olan güçlü karakterlerinden asla vazgeçmeyen Ezidilerin, bir gün kendi topraklarına dönüp inançlarını ve kültürlerini özgürce yaşamalarını umuyorum. 

 

Beğendim 0 Muhteşem 1 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık