Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert

CHP’de mesele kişisel değil, program meselesidir

A. Coşkun EFENDİOĞLU-

CHP’de mesele kişisel değil, program meselesidir
Bu içerik 421 kez okundu.

A.Coşkun EFENDİOĞLU –

 

Seçimler sonrasında CHP’nin aldığı oy oranı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP adayı Muharrem İnce’nin çok altında kalınca, geçmişteki tartışmalar, bu kez daha üst perdeden yaşanmaya başladı. Çünkü Muharrem İnce, çok uzun yıllar sonrasında % 30 barajının üstünde oy alırken, CHP’nin bir önceki seçimden 3 puan daha düşük oy alması, Kılıçdaroğlu yönetiminin artık sona ermesi gerektiği konusundaki tartışmaları körükledi. Öyle ya, kaçıncı seçimdir % 25’in üstünde varlık gösteremeyen CHP, üstelik, Muharrem İnce’nin yarattığı hareketliliğe karşın, bırakın oylarını birkaç puan artırmayı, daha da düşürmüş durumda.

CHP içinde ya da dışarıdan pek çok kişi, bu durumda Kılıçdaroğlu’nun artık parti yönetiminden ayrılması gerektiğini düşünüyor ve söylüyor.

Öte yandan, Muharrem İnce’nin, daha önce söylediği ‘Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olarak çıkmam’ sözlerine karşın, kurultayı kendi istemese de, istetme çalışmaları, kimilerince etik bulunmazken, sadece isimlerin değişmesinin ne derece çözüm olacağı konusunda da akıllarda pek çok soru işaretlerine neden oluyor.

Bu tartışmaların yakın zamanda dinmeyeceği de anlaşılıyor.

Ancak benim bu yazıda belirtmek istediğim, daha önceki iki yazımda da işaret etmeye çalıştığım, başka bir konudur. CHP’nin neden % 25 bandına çakılı kaldığını anlamaya çalışırken, konu, partinin liderinin kim olacağına ya da adayların merkezden mi yoksa ön seçimle delegeler ya da üyelerle mi belirlenmesi gerektiğine takılıp kalıyor.

Oysa CHP’nin sorunu çok daha derindedir, ideolojiktir.

Partiler, siyasi hayatta, toplumlara gidilmesi gereken yönü gösterirler.Kendilerince olması gerekenleri programlarında belirtirler.Partilerin programları ise 19.ve 20. Yüzyıllarda, sonuçta, belli bir ideolojinin yansımalarıdır.

Topluma ne vaadettikleri, benimsemiş oldukları ideolojinin yolgöstericiliğinde hazırlanan programlarında somutlanır.

Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetimizin kurucu partisidir ve Mustafa Kemal Atatürk’ün 1931’de belirlediği 6 temel ilke üzerine kurulmuştur. Cumuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık..

Çok partili rejime geçilmesi sonrası ise, Demokrat Parti liberal ekonomi politikalarını savunurken, CHP, devletçiliği kapsayan biçimde, karma ekonomi sistemini savunmuştur.

Bu ideolojik farklılık, DP sonrasında, O’nun ardılı olan Adalet Partisi ile de devam etmiş, en uç noktalarını ise 12 Eylül sonrasındaki ANAP’ta bulmuştur. CHP de, karma ekonomi anlayışını devam ettiregelmiştir.Ancak, özellikle 12 Eylül sonrası liberalizmin zorla topluma enjekte edildiği koşullarda ve ANAP sonrasında CHP’nin programatik tutumunda sıkıntılar başgösterdi.Sovyetler Birliği’nin de çöküşü sonrası, tek kutuplu dünyanın azgın ideolojik bombardımanı altında, ‘ortanın solu’, ‘sosyal demokrat’ CHP’de de, ‘çözülme’ diyebileceğimiz bir süreç yaşandı. O kadar ki, özelleştirmelerin sınırsız bir şekilde sürdürüldüğü ANAP ve AKP dönemlerinde, CHP’nin Cumhuriyetçilik, halkçılık ve Lâiklik okları tırpanlanırken, ‘Devletçilik’ oku da neredeyse hiç hatırlanmaz oldu.

Hatta, CHP yöneticilerinin, sağ liberal partilerin yaklaşımlarından bazılarıyla hareket etme çabası, Kemal Derviş dönemi sonrasında, akademik çevrelerden haklı eleştirilerle karşılaştı ama, süren ağır liberal ideolojik bombardıman altında, devletçilik oku anılmaz oldu..

Bu söylediklerimiz, 24 Haziran seçimleri sonrasında, seçimin hemen öncesinde yabancı şeker (glikoz) şurubu üreticilerinin lehine satılan şeker fabrikalarının olduğu kentlerde alınan oylarla yapılan karşılaştırmalarda bariz bir şekilde öne çıktı. Pek çok kişi, satılan fabrikaların olduğu kentlerde Erdoğan’ın % 60’lar, 70’ler seviyesinde aldığı oylara işaret ederek, bu özelleştirmelerden en fazla şikayetçi olması gereken o yöreler halkının ve şeker pancarı üreticilerinin bile halâ AKP’ye ve Erdoğan’a oy vermelerinin şaşkınlığını yaşadılar.

Ama hiç kimse de açıktan çıkıp şunu sormadı. CHP’nin bu konudaki politikası ne?.. Siz ne vaad ettiniz de halk halâ AKP’ye ve Erdoğan’a oy verdi?..

Cumhuriyetin bütün kazanımlarının AKP hükümetleri tarafından talan edilircesine özelleştirilmesi sürecinde bile, en hayati sanayi kurumlarının satılmasına karşı bir politika geliştirmeyen, devletçilik okunu unutan CHP’den kimse bahsetmiyor..Son seçim çalışmaları sırasında birkaç şeker fabrikasının tekrar geri alınacağını, belki de CHP’lilerden fazla İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener dillendirdi.

Demem o ki, CHP, altı okunun gerekleri yerine getirmede sınıfta kaldığı için, alternatif politikalar üretmediği ve savunmadığı için, % 25-22’lere çakıldı kaldı. Hatta, sağ politikanın kimi argümanlarını da alıp savunmaya çalıştı.

Ama, sağ politikalarının ‘aslan gibi’ savunucuları zaten varken, aslı varken, kopyası olan size kim baksın?!

Siz, bayrağınızda temel ilkeleri asılı sol politikalar üretmedikten, halkın gözünde farklı bir program ortaya koymadan ve canla başla bunun propagandasını yapmadıktan sonra, farkını ortaya koymadıktan sonra, gerisi boştur.Bu sonucun alınması da kaçınılmazdır.

O nedenle, CHP’lilerin, lider şu mu olsun, bu mu olsun tartışmalarından ziyade, sol politikalar üzerine odaklanması ve kendisine böyle bir rota belirlemesi gerekiyor.

Ama, son seçimlere hazırlık sürecinde de ortaya çıkan, ‘vakit dar’ aptalca gerekçesinden vazgeçerek, en azından partinin içinde demokratik yöntemlerin uygulanmaya başlanması gerekliliği, program tartışmalarından da önce gelir. Çünkü, kendi içinde demokrasiyi işletmeden, ne yapılsa boştur ...

AKP, adaylarını belirlerken demokrasiyi işletmiyor ve bu kendi üyeleri nezdinde de aslında onun en zayıf noktalarından biridir; ama buna boyun eğiyorlar. CHP’nin ‘kemikleşmiş’ oy tabanı ise Cumhuriyetçidir, demokrattır ve bunu kaldırmaz, kaldırmıyor..CHP’nin demokratik iç işleyişi, AKP gibi partiler için de aslında bir ‘çözülme’ gerekçesi haline gelebilir. Ama olamıyor.. Çünkü CHP de demokratiklikten uzaklaşıyor..  ‘Baskın seçim’, ‘vakit dar’ gibi aslı olmayan gerekçelere sığınarak tepeden aday belirlenmesi, asla kabul edilemez; zaten edilmiyor da.. Artık birileri bunun farkına varmalıdır..

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X