Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
“Olmaz olmaz” deme …
Celal DURGUN...

“Olmaz olmaz” deme …

Bu içerik 443 kez okundu.

‘sözün özü’  Celal DURGUN / [email protected]

Üç yıl önce, 2 Ekim 2014 tarihinde yazmıştım.

Öğünmek için değil; gaflet ve dalalet içindekiler uyandırmak; Dönüşü olmayan yola girenleri uyarmak için;

Uzağı görmeyen “miyopları”, yakını görmeyen “hipermetropları” tedavi etmek için;

Fikir sarhoşlarını ayıltmak, boş vermişleri safa çekmek için;

Neme lazımcıları sarsmak, çıkarcı, bencil “küçük adamları” durdurmak için;

Teslimiyetçi, inkârcı nankörleri “yuhalamak”; tavşan yürekli, tilki zekâlı “uyanıkları” utandırmak için;

Tekrarlıyorum.

Ve tüm Atatürkçüleri, tüm yurtseverleri; yürekli demokratları, tüm devrimcileri bütünleşmeye çağırıyorum.

Farklı partilere gönül vermiş olabiliriz.

Düşüncelerimiz farklı olabilir.

Farklı yaşam tarzlarını benimseyebiliriz.

Benim beğendiğimi sen, senin beğendiğini ben beğenmeyebilirim.

Küseriz, darılırız, kırılırız, asla “düşman” olamayız.

Çünkü üzerinde yaşadığımız toprağı, dedelerimiz, ninelerimiz bize vatan yaptılar.

Yerin altındakiler, yerin üstüdekiler hepimizin.

Aynı havayı soluyoruz.

Aynı suyu içiyoruz.

Aynı türküyü söylüyoruz.

Düğünlerde oynuyor, ölümlerde susuyoruz.

Acımız da bir, sevincimiz de.

Yağmur yağsa birlikte ıslanırız, kar yağsa birlikte üşürüz.

Sel bassa, deprem yıksa, birlikte ölürüz, birlikte üzülürüz.

Biz, Türkiye’yiz kızıyla, kızanıyla.

Biz, Türk milletiyiz aydınıyla, okumuşu ve cahiliyle.

Çatı çökerse hep birlikte can veririz.

Düzen bozulursa birlikte kahroluruz.

***       ***       ***

Farkında mısınız?

Işıklar birer birer sönüyor, adım adım ilerliyor karanlık. Masum isteklermiş, haklı dileklermiş gibi kabul görüyor gericilik!

“Toplumsal mühendislik” toplumun hücrelerine hükmediyor! Damardaki kan gibi sessiz ve derinden dolaşıyor.

Hissettirmiyor, çaktırmıyor!

Doğalmış, doğruymuş, haklıymış gibi algılıyoruz!

Yarınlarımız yok ediliyor, geleceğimiz bitiriliyor!

***       ***       ***

“Türban”la başlamıştı bu yolculuk. Önce üniversiteli kızlarımız için istendi.

“Özgürlük”, “demokrasi” nutukları çekildi. Üstten girildi, alttan tutuldu, yandan desteklendi ve amaca ulaşıldı. Hem de laikliğin “bekçisi” olduğunu iddia eden partinin desteği ile. “Yapmayın, etmeyin” dedik; adeta yalvardık, yakardık.

Tarihten örnekler sıraladık. Anlamadılar, dinlemediler.

Aynı trene bindiler. Ne yasanın yasağı, ne anayasanın kararı dinlendi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları yok sayıldı. Yasa dışılık “yasa” oldu.

Verildikçe istendi; istendikçe verildi. Geldik bugüne. Nitekim kamuda çalışanlar için de serbest kılındı. Yetti mi? Hayır. Bayan avukatlar için de serbest edildi. Öğretmeni de taktı, hâkimi de, polisi de, subayı da, memuru da, doktoru da, hemşiresi de…

Yetti mi? Hayır. Bayan milletvekilleri de saçından utandı. Yetti mi? Hayır. Orta öğretimdeki kızlarımız da sıraya alındı. Yetecek mi? Hayır. İlkokul öğrencileri için de istenecek. Yetecek mi? Hayır. Anaokulundaki yavrularımızın da kafası kapatılacak. Yetecek mi? Hayır. Bütün kadınlar, kızlar için zorunlu tutulacak. Yetecek mi? Hayır. Kadına, çarşı-pazar yasağı istenecek, erkeğin iki adım gerisinden yürütülecek. Yetecek mi? Hayır. Kara çarşaf istenecek, burka giyilecek, peçe takılacak. Yetecek mi? Hayır. Kadınlar için ayrı, erkekler içi ayrı plajlar yapılacak. Yetecek mi? Hayır. Karma eğitim bitecek, toplu taşıma araçları cinsiyete göre insan taşıyacak. Yetecek mi? Hayır. Dört kadınla evlilik “helal” kılınacak. Yetecek mi? Hayır. “Boş ol” cümlesi, hayatımıza girecek. (İlk adım atıldı bile.) Yetecek mi? Hayır. Kız evlat mirasın yarısına razı olacak. Yetecek mi? Hayır. Kadınlar iş hayatından kovulacak. Yetecek mi? Hayır. “Recm” cezası istenecek. Yetecek mi? Hayır. Medeni yasa rafa kaldırılacak. Yetecek mi? Hayır. Şeriat yasası kabul görecek!

Kol kesilecek, göz çıkarılacak.

Her okulda mescit açılacak. Yetecek mi? Hayır. Cuma’ya gidiş mecbur edilecek.

Çalışma saatleri namaza göre ayarlanacak.

Besmeleyle yatılıp besmeleyle kalkılacak. Sonra…

Çağdaş yaşamın “salası” okunacak, er kişi niyetine imama uyulacak. Çağdaş yaşam mezara gömülecek, üzeri toprakla örtülecek.

Cinci hocalara, muskacı hacılara “bilim adamı” unvanı verilecek.

Üniversiteler medrese, profesörler molla olacak.

Her üniversiteye bir cami yapılacak, her hastaneye bir hoca atanacak.

Hak, hukuk, adalet sözde kalacak, akıl, bilim, fen tamamen unutulacak.

Düşünmeyen, sormayan, sorgulamayan bir nesil yetişecek.

Sözde “dindar”, özde “kindar” gençlik bildiğini okuyacak.

İlim bitecek, üretim duracak.

Sanatın içine tükürülecek.

Sonra …

***       ***       ***

“Ya Allah, Bismillah, Allah’u Ekber” siyasi slogan haline getirilse de,

Ayet’i anayasa, sünnet’i yasa, fıkıh’ı tüzük sayanlar hayal kursa da,

Milletimizi “Allah ile kandırmaya” çalışan mollaların sayısı artsa da,

“Atı alan Üsküdar’ı geçecekse de” Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet, toprağa gömülmeyecek.

Aklın, bilimin yolu, sona ermeyecek.

Çıkmaz sokaklardan, yanlış caddelerden çıkılacak.

Eninde sonunda “sağduyu” kazanacak.

Unutmayın; tarih tekrar etmez, yanlışlar tekrar eder ve tarihin dediği olur.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X