Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
“Beyaz Eldivenli Adam …” / 1
Celal DURGUN...

“Beyaz Eldivenli Adam …” / 1

Bu içerik 585 kez okundu.

‘sözün özü’  - Celal DURGUN / [email protected]

Nuri Conker, Salih Bozok, Falih Rıfkı ve Siirt Milletvekili Mahmut Soydan, Çankaya’da Atatürk’ün sofrasında bir aradadırlar.

Siirt Milletvekili Mahmut Soydan, Atatürk’e dönerek; “Bugün Maliye Vekili Abdülhalik (Renda) Başvekili ziyaret etti” der.

Atatürk, arkadaşının yüzüne bakar:

“Etmişse ne olmuş?”

“”Gaziantep Milletvekili Mithat Bey’den dert yanmış!”

“Neymiş derdi?”

“Milli Savunma Bakanlığı’nın alacağı silahlar meselesi!”

“Açık konuşsana, nedir?”

“Efendim, biliyorsunuz, Milli Savunma Bakanlığı orduyu güçlendirmek için bazı silahlar almaya karar verdi. Şartnamesini yaptı ve ihaleye çıkardı. Eksiltmeye iki fabrika katılıyor ve bu iki fabrikanın da Türkiye temsilcisi Mithat Bey! Oysa fabrikanın biri Çekoslovak, biri Fransız!”

“Sonra?”

“Sonra Paşam, Maliye Bakanı Abdülhalik (Renda) bugün gidip durumu başvekile arz etmiş. Başvekil önce işin inceliğini fark edemediğinden ‘fabrika mümessilinden bize ne? Kim daha ucuz verirse, biz ondan alırız’ demiş, sonra Maliye Bakanı tek temsilcinin fabrikalar arasında bir uyuşma yaratarak fiyatlara etki yapabileceğini hatırlatmış. Başvekil durumu size açacak.”

“Kılıç’a (Kılıç Ali) eniştesinin marifetini söyledin mi?”

“Hayır Paşam. Zaten olayı ben de bugün duydum. Maliye Bakanı’na İş Bankası’nın bir işi için uğramıştım, o kendisi açtı.”

“Güzel, aramızda kalsın öyleyse.”

Ertesi gün Başvekil İsmet Paşa Çankaya’ya çıkar ve Atatürk’le görüşür. Görüşmede Milli Savunma Bakanlığı’nın alacağı silahlarla, bu silahları vermeye hazır iki fabrikanın temsilcisi Mithat Bey’in durumu da konuşulur.

Atatürk sorar: “Ne düşünüyorsun?”

“Eksiltmeyi erteleyeceğim ve daha geniş katılımları sağlamaya çalışacağım.”

“İyi edersin! Başka?”

“Başka; Milletvekillerinin devlet eksiltmelerine müteahhit veya temsilci olarak katılmamaları için kanunlarımızı bir gözden geçirtmek istiyorum.”

“Bu, kanunla olmamalı bence. Milletvekilleri böyle işlere girmenin sakıncalı olacağını, kendileri anlamalılar. Bir Milletvekiline, ‘sen devlet eksiltmelerine giremezsin’ demek milletin seçtiği insanın idrakine güvenmemek demektir. Birkaç arkadaşımızın yaptığı yanlış, bütün milletvekillerinin üstüne yayılmamalı. Bunları, aramızda çözmeliyiz.’

“Haklısınız Paşam, ne yapmamızı uygun bulursunuz?”

“Bu işi özel konuşmalarımızda söndürelim. Ben, siz, bakan arkadaşlarımız sohbetleriyle, tutumlarıyla bunu önleyebiliriz!”

Ertesi akşam, Nuri Conker, Salih Bozok, Falih Rıfkı, Siirt Milletvekili Mahmut Soydan Atatürk’ün sofrasında buluşur. Sofraya Maliye Bakanı Abdülhalik Renda ile Kılıç Ali de davet edilmiştir.

Atatürk, Kılıç Ali’ye bakarak; “Enişten nasıl? Epeydir görmüyorum” der.

“Sayenizde iyidir Paşam”

Atatürk; “Neden benim sayemde iyi olacakmış, kendi sayesinde iyidir” diye Kılıç Ali’nin konuşmasını düzeltir. Sonra ekler; “Haydi çocuklar bu akşam Mithat’a baskın verelim!”

Kılıç Ali, hevesle “İhya etmiş olursunuz Paşam, müsaade ederseniz haber vereyim.”

Atatürk, “Yok, yok baskın yapacağız. Biraz şaşırsın, güleriz!”

İki otomobille Mithat Bey’in kapısına dayanırlar.

Mithat Bey, büyük bir heyecanla kapıyı açar, konuklarını buyur eder. Mutfağa geçer, aşçı kadına yapması gerekenleri anlatır.

O akşam oraya niçin gelindiğini bilmeyen, yalnızca ev sahibi Mithat Bey ve Kılıç Ali’dir.

Sofra kurulur, sohbet başlar.

Atatürk; “Bir milletvekili demek, o ülkenin en yetişkin insanı demektir. Millet için yararlı olabilmesi buna bağlıdır. Onun için dokunulmazlığı vardır. Onun için hiçbir kanun çizgisiyle sınırlanmamıştır. Ama yine Milletvekili demek, ‘beyaz eldivenli adam’ demektir. Gerekmedikçe dokunmaz her şeye. Çünkü parmakları tozlanabilir, kirlenebilir, hiç değilse öyle görünür karşıdan. Ne yapıp ne yapmayacağını takdir etmek milletvekilinin idrakine kalmıştır.”

Atatürk, sözünü bitirdikten sonra Mithat Bey’in yüzüne bakmıştır. Kılıç Ali, o zaman bu apansız gelişin nedenini hemen kavrar. O da eniştesinin yüzüne bakar. Konuklar da Mithat Bey’in yüzüne bakar. Mithat Bey kızarır, terler, söyleyecek söz bulamaz.

Atatürk; “Sizin ticaret işleriniz nasıl gidiyor, Mithat Bey?”

“Milletvekili olunca elimdeki ufak tefek işleri dağıttım Gazi Paşa Hazretleri. Şimdi ticaretle uğraşmıyorum.”

“Yaa öyle mi? Demek yanlış biliyorum. Bana senin bazı temsilciliklerin olduğunu söylemişlerdi.”

“Mümessillik, şey temsilcilik efendim, var bir iki fabrikanın!”

“Ne fabrikaları bunlar?”

“Silah fabrikaları Gazi Paşa Hazretleri, biri Çekoslovakya’nın, biri Fransa’nın!”

“Bravoo demek ki büyük memleketin en üstün sanayiini Türkiye’de temsil ediyorsun! Ticaretle uğraşmıyorum dediğine göre, bunlar fahri işler anlaşılan!”

“Fahri değil pek, Gazi Paşa Hazretleri! İş olursa, küçük bir komisyon verirler.”

“Nasıl yani, yüzde beş, yüzde on?”

“Hayır, hayır Gazi Paşam, yüzde yarım, yüzde bir, bazen iki, ama rakamlar büyük olduğu için iş olursa doyurucudur.”

“Peki, siz bu komisyona karşılık ne yaparsınız?”

“Fabrikanın Türkiye’deki işlerini gözetirim. Bir eksiltme olursa haber veririm. Devletin bir ihtiyacı olursa, fabrikaya teklifler yaparım.”

“Anlaşıldı, yani fabrikanın işini kovalarsınız Türkiye’de!”

Atatürk, gözlerini Kılıç Ali’ye kaydırarak gülmeye başladı.

“Yani Kılıç, para kazanacak ne işler var, görüyor musun? Sen bana bunlardan hiç bahsetmezsin?”

“Paşam, ben böyle şeyleri bilmem ve yapanlardan da hoşlanmam!”

“Neden canım, para kazanmak ayıp mı? Başkası kazanacağına arkadaşlarımız kazanıyor, fena mı?”

“Paşam, işte yüzü burada, ben Mithat’a kaç defa söyledim, bu işlerle uğraşma diye! Milletvekili, milletvekilidir o kadar!”

“Bak bunu iyi söyledin Kılıç! Milletvekili, milletvekilidir. Milletin derdiyle uğraşacak. Bu arada elbet kendisini de düşünecek ama bunun hesabını da iyi yapacak!”

Yarın sürecek...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X