Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Rüzgara Karşı Yürüyen Öğretmen: Mehmet UZMAN
Celal DURGUN...

Rüzgara Karşı Yürüyen Öğretmen: Mehmet UZMAN

Bu içerik 948 kez okundu.

Celal DURGUN –

 

O, hep yokuş yukarı yürüdü.

Esen rüzgâra, yağan kara, çileyen yağmura aldırış etmeden; doğruya, güzele, gerçeğe ulaşmak, insanca yaşamak için üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getiren bir öğretmendi.

Öğretmen olarak, idareci olarak Onunla yıllarca birlikte çalıştım.

Arkadaş canlısı, eğitim gönüllüsü yönüne tanık oldum.

Disiplinli, ilkeli, aynı zamanda hoşgörülü, sağlam kişiliği ile sevgi, saygı ve güven duyulan bir arkadaşım olmuştu.

Kimin başı sıkışsa, kim hukuksuzlukla karşılaşsa yardımına koşan, bildiğini paylaşan, derdine deva olan zor günlerin arkadaşıydı.

Müdür olarak çok güzel işlere imzasını attı.

Milas’ta ilkleri göze aldı ve gerçekleştirdi.

Bütün zorluğa, bütün tutuculuğa karşın, yılmadı, durmadı, mücadele ederek emellerini gerçekleştirdi.

ADD Milas Şubesi Yönetim Kurulu’nda birlikte görev yaptık.

Atatürkçü duruşu, kararlı davranışı ve mücadeleci tavrıyla, gücümüze güç katmış, üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirmiş bir arkadaşımdı.

Haksızlığa, hukuksuzluğa uğradı.

Yılmadı, teslim olmadı, yalın gerçeği söylemekten kaçınmadı.

Okuldan okula, diyardan diyara sürüldü. Halksız, hukuksuz suçlamalarla karşılaştı.

Her davadan yüzünün akı ile çıktı.

Öğretmenler Günü’nün kutlandığı bu günlerde, Atatürk’ün öğretmeni, çağdaş yaşamın savunucusu, laik cumhuriyetin sevdalısı Mehmet Uzman’ı sizlere tanıtmak istedim.

Kendisiyle, kısa ama öz bir söyleşi gerçekleştirdim. Keyifle okuyacağınıza inanıyor ve Mehmet Uzman’ın şahsında tüm Öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutluyor, sağlıklı güzel günler diliyorum.

 

C.D: Kısaca özgeçmişinizi öğrenebilir miyiz?

M.U: 1954 Denizli-Buldan doğumluyum. Evliyim ve bir kızımız var. 40 yıl süren ve Bilecik, Tokat-Niksar, Milas, Selimiye, Trabzon-Maçka’da geçen öğretmenliğimin 3 yılı müdür yardımcılığında, 14 yılı müdürlükte geçti. 2017’de emekli oldum.

C.D: Hangi okullarda okudunuz?

M.U: İlk ve Orta Okulu Buldan’da, Liseyi Denizli’de bitirdim. Ege Üniversitesi İktisadi Ticari Bilimler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde pedagojik formasyonu aldım.

C.D: Öğretmenliğe nerede, ne zaman başladınız?

M.U: 1977 yılı Kasım ayında 2. M.C. döneminde Bilecik Ticaret Lisesi’nde göreve başladım. Sınıflarda öğrenciler sağcı-solcu gruplar halinde oturuyorlardı. Öğrencilerimle benim aramda 3-4 yaş fark vardı. Geceleri geç vakitlere kadar dolaşıyordum. Bir gün öğrenciler, “Hocam geceleri çok dolaşıyorsunuz biz de çok yoruluyoruz, daha az dolaşsanız” dediklerinde beni saldırılardan korumak için takip ettiklerini anladım. İki yıla yakın görev yaptığım Bilecik’ten askere gitmek için istifa ederek ayrıldım.

C.D: Evli miydiniz?

M.U: Bekârdım. Bir süre otelde kaldım. Aynı okulda çalıştığım ve aynı otelde kaldığım ülkücü bir öğretmen arkadaşım, “Aldırma Gönül” türküsünü dilinden düşürmüyordu. Türkünün sözlerinin Sabahattin Ali’ye ait olduğunu söylediğimde türküyü söylemez oldu!

C.D: Askerlik bittikten sonra ne yaptınız?

M.U: Üç yıl özel sektörde çalıştım. Sonra öğretmenlik için Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurdum. 1982 yılında Tokat Niksar’a atandım. Burada altı yıl kaldım. 1988’de Reşadiye’ye sürüldüm. Yeni evliyim. Eşim hamile.

C.D: Reşadiye’ye sürgün edilmeniz için bir neden var mıydı?

M.U: Okulumuza yeni atanan Stajyer Edebiyat Öğretmeni, “Öğrenciler benden kitap istiyor, sende varsa verir misin” dedi. Ben de Sevgi SOYSAL’ın “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” kitabını verdim. Kitap, öğrencilerin eline geçtiği gün sınıfta arama yapılmış, kitaba el konulmuş ve müstehcen bulunmuş. O yıllarda 12 Eylülcüler sınıflara diyafon koydurmuştu. Okul müdürü istediği zaman sınıftaki öğretmeni dinleyebiliyordu. Olayla doğrudan ilişkim olmadığından kitap nedeniyle soruşturma geçirmedim. Dinlemiş olabilirler mi ondan da emin değilim. Ama Reşadiye’ye sürüldüm.

C.D: Tokat’ta çalıştığınız günlerden söz eder misiniz?

M.U: Niksar’a gittiğimde özel sektörde çalıştığım sırada tanıdığım kişiler vardı. Bana, çalıştığın kişiler arasında Niksar olaylarına karışan, alevi kapılarına “X” işareti koyanlar da olabilir, dikkatli ol demişlerdi. 12 Eylül 1980 öncesinde Bülent Ecevit Niksar’da saldırıya uğramış ve kurşunlanmıştı, ayrıca Niksar Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek de öldürülmüştü. Bu uyarılarla göreve başladım. O yıllarda Ticaret Liseleri’nde, Prof. Dr. Hasan Olalı’nın yazdığı Ekonomi kitabı okutuluyordu. Fakat Niksar Ticaret Lisesi’nde, Dr. Agah Oktay GÜNER’in yazdığı “İsraf Ekonomisi”, ” Verim Ekonomisi” adlı kitapları okutuluyordu. İtiraz ettim, kabul görmedi! Bunun üzerine kitapta, Türk-İslam sentezinin savunulduğunu ve bu durumun anayasaya aykırı olduğunu belirten dilekçeler yazdım. Kitaplar kaldırıldı. Prof. Dr. Hasan OLALI kitabı okutuldu.

C.D: Milas’a ne zaman atandınız?

M.U: Ben Reşadiye’deyim, eşim Niksar’da, tayin istiyoruz olmuyor! ANAP Denizli Milletvekili devreye girmiş, ancak dosyamın kabarıklığı nedeniyle atamamın yapılamayacağını söylemişler! Eşim de, ben de tayin istedik. Ege bölgesi olsun da neresi olursa olsun razıyız. Milas’ta Ticaret Lisesi’nin olduğunu bile bilmiyorum. Sonunda MEB bürokratlarından Niksarlı bir hanımla tanıştırıldık. O hanım bize sadece Milas’ta boş yer olduğunu ve tayinimizi yaptırabileceğini söyledi. Milas’a gelişimiz böyle oldu.

C.D: Milas’a daha önceden gelmiş miydiniz?

M.U: Milas’ı hiç görmemiştim. Ancak Milas’ta hemşerimizin çok olduğunu duymuştum. Sağ olsunlar bize ev buldular. Ev kirasını duyunca şok oldum. O günün parasıyla, Niksar’da 35.000 lira verirken Milas’ta 120.000 liraya ev kiralamıştım.

C.D: Niksar’la karşılaştırırsanız, hangisi öne çıkar?

M.U: 30 yıl sonra Niksar’a gittim. Çok şaşırdım. Çok göç vermiş. Otuz yıl önce Niksar, Milas’tan nüfus ve gelişmişlik açısından öndeydi, bugün tam tersi. 30 yıl önce Tokat’ta 6 Milletvekilinin 4-5’ini CHP çıkarırken bugün 5 milletvekilinden ancak bir tanesini çıkarabiliyor. 30 yıl önce Hereke, el halısı merkeziyken, bugün halı bulmak mümkün değil. Ömrümün yarısı Milas’ta geçti. Tercih belli sanırım.

C.D: Ticaret Lisesi’nde Müdür Yardımcısı döneminizden söz eder misiniz?

M.U: Zamanın Okul Müdürü teklif etti, ben de kabul ettim. Muğla kabul etmemişti. Araya girenler oldu, kabul ettiler. Hemen döner sermayeyi kurdum. Kendi öğrencilerimizin ders kitaplarını satıyorduk. Ancak okul kitap satamaz diye şikâyet edildik.

C.D: Sonra aynı okulda Müdür olarak çalıştınız, nasıl oldu?

M.U: MEB 1999 yılında müdürlük için sınav koşulu getirmişti. Yeterli puanı alanlar üniversitelerin eğitim fakültelerinde üç haftalık eğitim yönetimi kurslarına tabii tutuluyordu. Kurs sonunda alınan puana göre müdür ataması yapılıyordu. Ben de bu yollardan geçerek müdürlük görevime 2000 yılı Haziran ayında başladım.

C.D: Müdür olmayı neden istediniz?

M.U: Niksar’dayken, bir müdür yardımcısının “Ne Atatürk milliyetçiliği lan! Türk milliyetçiliği” sözü beni derinden etkilemişti. Bu makamları, böyle kafalara bırakmamak gerekiyordu. Ayrıca Anayasayı, Milli Eğitim Temel Yasasını, yönetmelik ve tüzükleri yakından takip eden biriydim. Yapılan yanlışları, işlenen haksızlıkları görüyor, kahroluyordum. Bile bile yasa çiğneniyor, güçlü olanın sırtı sıvazlanıyordu. Müdür olup, keyfi uygulamaları önleyecektim. Okulumu Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olarak sadakatle yönetecektim. Kısaca, çok iyi niyetlerle yola koyuldum.

C.D: Müdür olarak neler yaptınız?

M.U: Meslek liseleri ikinci sınıf okul olarak görülürdü. Bu durum beni hep rahatsız etmiştir. Bu nedenle Milas Ticaret Lisesi’ni kamuoyuna tanıtmak ve okula saygınlık kazandırmak temel hedefimdi. Müdürlüğümün ilk yılında iki büyük kutlama görevi okuluma verildi. İlki, 24 Kasım Öğretmenler Günü programıydı. Milas Ticaret Meslek Lisesi öğretmenlerinden Türk Halk Müziği Korosunu oluşturduk. Milas’ta ilk kez yaka kokardı hazırladık. Bugün bütün anma günlerinde bizim başlattığımız etkinliklerin devam ettirildiğini görüyorum. İlköğretim okulları arasında “Başöğretmen Atatürk Futbol Turnuvası” düzenledik. Büyük ilgi gördü. Ancak ben müdürlük görevimden alındıktan sonra bu turnuvanın adı kaldırıldı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramında ilk kez, tüm liselerin ve halkın katıldığı “Gençlik Yürüyüşü”nü yaptık. 2000’li yılların başında meslek liselerinden büyük kaçışlar yaşanmış, Endüstri Meslek Lisesi ile Kız Meslek Lisesi 150 - 200 öğrenciye kadar düşmüştü. Oysa Ticaret Meslek Lisesi’nin 250 kişilik kontenjanı 500’ü bulmuştu. Bu durumu 2001 yılında okulumuza gelen Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürüne aktardığımda yeni okul yaptırma sözünü almıştık. Gerçekten de büyük ekonomik krizi yaşadığımız o günlerde, 300 bin lira ödenek çıkartarak sözünü yerine getirmiştir. Bugün Milas Ticaret Lisesi’nin yeni binası, 2000 - 2002 yılındaki başarıların ve daha sonra ortaya çıkan çeşitli zorluklara karşı verilen mücadelelerin sonucunda yapılabilmiştir.

Bu arada, ADD Milas Şubesi’nin Saymanlık görevini de yürütüyordum. Atatürk’ün, çerçeveli Bursa Nutku’nu okuluma astım. Daha iki-üç saat geçmemişti ki ben okulda yokken, polisler çerçeveyi alıp götürmüş! Arkasından müfettişler de geldi. Soruşturmalardan bir şey çıkmadı, ama bu olaydan dolayı açığa alınmamı Milli Eğitim Müdürünün önlediğini, yıllar sonra öğrendim.

C.D: Aldığınız ödül ve cezalardan söz eder misiniz?

M.U: Toplam Kalite Yönetimi ile ilgili Personel Genel Müdürlüğü ile Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüklerinden Teşekkür, Aylıkla Ödüllendirme, Kaymakamlık Makamından Takdir-Teşekkür, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden Teşekkür belgeleri. Cezalara gelince; her türlü disiplin cezasını yedim! Uyarma ve kınama cezaları yargı yoluna kapalı olduğundan olduğu gibi kaldı. Diğer tüm cezaları yargı iptal etti.

C.D: Öğretmen olarak çalıştığınız okulda Müdür olmak nasıl bir duyguydu?

M.U: Çok güzel bir duyguydu. Sorunları önceden bilmek, arkadaşların eleştiri ve çözüm önerilerindeki samimiyeti görmek, candan ve içten çalışmalarına tanık olmak beni çok mutlu etmiştir. Bu arada kuyumu kazan, altımı oyan, ikiyüzlü, kalleş sahtekâr kişilerin ihanetini de affetmiyorum.

C.D: Genel olarak nasıl bir yol izlediniz?

M.U: Her hafta başı ya da sonu, müdür yardımcıları ile o hafta yapılanları ve gelecekte yapılması düşünülen faaliyetleri görüşür, birlikte hareket ederdik. Okulun, Öğretmenler Odasından yönetildiğine inanırım. Öğretmen arkadaşlarımın görüşleri, düşünceleri benim için çok önemliydi. Ben yaptım oldu yerine, biz yaptık düşüncesini uygulamaya gayret ettim. Öğrenci temsilcileri ile de böyle çalıştım. Her dönem, öğrenci temsilcileriyle toplantılar yapar, onların görüşlerini alırdım. Burada öğrenciler, ben dâhil herkes hakkındaki düşüncelerini söylerler, eleştirirlerdi. Nöbetçi heyeti her sabah tüm öğrencileri kontrol ederek sınıflara alırdı. Öğrencinin kılık kıyafeti, davranışları ile ilgilenmek öğrenciye değer vermek demekti benim için. Öğretmenler kurulu toplantıları seminer şeklinde geçerdi. Mevzuat konusunda öğretmenleri aydınlatırdım.

C.D: Milas Atatürkçü Düşünce Dermeği’nde görev aldınız. Bunca sorun içindesiniz, böyle bir görev sizin için riskli değil miydi?

M.U: Daha önce ADD Milas Şubesi Saymanı olarak görev yaptım. Trabzon-Maçka sürgününden sonra 2008 - 2010 yılları arasında Milas ADD Şube Başkanlığı ile Okul Müdürlüğünü birlikte yürüttüm. Sürgün günlerimde, Atatürkçü dostlarım hep yanımda oldular. Ticaret Lisesinde iken aynı zamanda 2. Eğitim Bölgesi Koordinatör Okul Müdürü görevini de yerine getiriyordum. Eğitim Bölgesi toplantılarına mevzuat gereği okul müdürlerini, aile birliği ve öğrenci temsilcilerini, zümre başkanlarını, çeşitli sivil toplum örgütlerini ayrıca basını da çağırıyorduk. Bu toplantılardan birinde Milas’ta okul sorununa değinmiş, Ticaret Lisesi binasının tamamlanmasının sorunun çözümüne katkı sağlayacağını belirtmiştim. ÖNDER Gazetesi de ertesi gün bunu “Mehmet Uzman Milas’ta okul sorunu var dedi” diyerek manşete çekmiş. Bunu gören bir AKP Milletvekili hemen Milli Eğitimi aramış, Milli Eğitim’den de beni aradılar ve politika yaptığımı ileri sürdüler. Okul müdürlerini topladılar, ben hariç herkes konuştu. Toplantı bitiminde yetkili kişiye dedim ki, ”Ben resmi bir toplantıda siyaset yapmayacak kadar deneyimliyim. Saat beşi beş geçe gider ADD Şube başkanı olarak söyleyeceklerimi söylerim” demiştim.

C.D: Soruşturma geçirmenizi neye bağlıyorsunuz?

M.U: Ticaret Lisesi’ndeki olumlu gelişmeleri çekemeyenlerin varlığını hissediyordum, ayrıca kişisel çıkarı her işin başında tutan küçük insanların, hakkımda dedikodu çıkararak şikâyetçi olduklarını da biliyorum. Mesleki Açık Öğretim Lisesi öğrencileri yüz yüze öğretim için Muğla’ya gitmek zorunda idiler. Bu nedenle bir ya da iki dersten okulu bitiremeyen öğrencilerle Ticaret Lisesi’ni açıktan bitirmek isteyen öğrenciler mağdur oluyordu. Milas’ta ilk yüz yüze öğretimi başlatan okul olduk. Bizden sonra diğer meslek liseleri de başlatıldılar. Mevzuat çerçevesinde, meslek dersleri öğretmenlerinden herkese ders veriyordum. Bu nedenle bazen hafta içi gece, ya da hafta sonları bu dersler yapılıyordu. Mesleki Açık Lise derslerinin diğer meslek liselerinde olmadığını, bunu açtığım için beni suçlayanlar oldu. Bu nedenle şikâyet edildiğimi daha sonra öğrendim.

C.D: Soruşturma sonucunda ne oldu?

M.U: Soruşturma sonunda; Milas’ta Toplam Kalite Yönetimi ödülü verilen okulda aynı ödülün verildiği okul müdürü olarak; öğretmenlere baskı uygulamakla suçlandım, müdürlük görevimden alınarak, Selimiye Timuçin Biliktan Çok Programlı Lisesi’ne öğretmen olarak gönderildim. Ayrıca maaş kesim cezası ile de cezalandırıldım. Planlı, organize bir olaya kurban edilmiştim. Soruşturma için ilk görevlendirilen müfettişler görevden alınmış, başka müfettişler görevlendirilmişti. Soruşturmalar sırasında bir arkadaşım “Hocam bazı öğretmenler bir araya gelip nasıl ifade vereceklerini konuşuyorlar, siz bize hiçbir şey söylemiyorsunuz” demişti. Ben de “Ne biliyorsanız onu söyleyin” demiştim. Daha sonra soruşturma dosyasındaki ifadelere baktığımda, pek çoğunun kopyala yapıştır olduğunu görmüştüm. Aynı okulda görev yapan eşim bu durumu okulda açıklayınca, bu kez ikimiz hakkında yeni bir soruşturma açılmıştı.

C.D: İdare ve Bölge İdare Mahkemesine gittiniz, sonuç ne oldu?

M.U: Ben Muğla İdare Mahkemesinde dava açınca, soruşturma dosyasını inceleme hakkım doğdu. Dosyayı incelediğimde aynı kişiye ait birden fazla dilekçe olduğunu gördüm. Birinin tarihi, soruşturma açıldıktan sonraki bir tarihti. Bu dilekçenin kayıtlarda olmadığını tespit ettim. Üzerinde hiçbir onay ya da kayıt yoktu. Soruşturma sırasında yazdırıldığı açıktı. Kullanılan sözcükler bunu gösteriyordu. Suç duyurusunda bulundum. Soruşturma izni verilmedi. Aydın Bölge İdare Mahkemesi soruşturma izni verdi. Yargılama sürecinde Milli Eğitim Müdürü’nün, ilgili şefin bu dilekçeyi görmediklerini beyan ettiklerini, gelen evrak defterinde de kaydı olmayan bu dilekçenin soruşturmaya kanunsuz olarak eklendiğinin çok açık bir kanıtı olduğunu belirtmeme karşın Mahkemece beraat kararı verildi. İdare de hiç bir şey yapmadı. Oysa herkes bilir ki; herhangi bir kamu kurumuna gelen dilekçe, müdür ya da yetkili kişi tarafından incelenir, imza ya da paraflandıktan sonra, önce gelen evrak defterine kaydedilir, daha sonra gereği yapılmak üzere ilgili kişi ya da birime sevk edilir. Buna beraat kararı veren mahkeme, bu duruma gösterdiğim tepki üzerine daha sonra soruşturmacının yazıp yanındakine imzalattığını öğrendiğim bir tutanak ile beni idari yönden Trabzon-Maçka’ya sürdüler. İdari yönden de kademe ilerlemesi durdurma cezası verdiler. Soruşturmaya fesat karıştırmanın idari yönden cezasının meslekten ihraç olduğunu da belirtmeliyim. Trabzon İdare Mahkemesi’nin iptal kararı üzerine 2007 Temmuz ayında sürgün edildiğim Maçka’dan, Selimiye’ye geri döndüm. Daha sonra müdürlük görevimden alınmamla ilgili olarak, Danıştay’ın soruşturmaya fesat karıştırıldığı kuşkusu ile yürütmeyi durdurması ve Muğla İdare Mahkemesi’nin iptal kararı üzerine de, ilk sürgün yerim Selimiye’den 2008 Mayıs ayında Milas Ticaret Meslek Lisesi’ndeki müdürlük görevime döndüm.

C.D: Ticaret Lisesi’ne dönüşünüz nasıl karşılandı?

M.U: Ben geri dönünce beş müdür yarımcısından üçü çeşitli okullara gitti, bir tanesi de istifa etti. Öğretmen ve idareci arkadaşlarımın yardımı ile okulu tekrar toparladık. Kaldığımız yerden hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam ettim.

C.D: Milas Ticaret Lisesi’ndeki günlerinizi genel olarak değerlendirdiğinizde neler söylersiniz?

M.U: Meslek kariyerimin 25 yılı orada geçti. Bazı arkadaşlarımla bazen ben ast onlar üst, bazen ben üst onlar ast olarak çalıştık. Bir Genel Müdürün verdiği teşekkür belgesi hakkında bir sonraki genel müdürün “Bunu bu okula mı verdiler” dediğini duydum. Aynı Genel Müdürün Ankara’daki törende, 100 okul içinde tek Ticaret Lisesi olarak bana ödül verilirken yerinden dahi kıpırdamadığına tanık oldum. Yine dönemin İl Milli Eğitim Müdürü’nün veda toplantısına mesai saatleri içinde olduğu için katıldığımda, memnun olduğunu helallik istediğine tanık oldum, akşamki yemeğe katılmamamdan üzüntü duyduğunu öğrendim. Ve yine beni görevden alıp önce Selimiye’ye ardından Maçka’ya sürenlerin 2010 yılında son kez verilen sicil notu uygulamasında bana 100 tam puan verdiklerini de, sonraki yargı kararlarının gerekçelerinden öğrendim. Bugün inşaatların başladığı sanayi sitesindeki okul yerleşke yerinin milli eğitime verilmesi ile ilgili ilk görüşmeyi de Milli Eğitim Müdürü ile birlikte Belediye Başkanıyla yapmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Aziz NESİN’in yazdığı “Şimdiki Çocuklar Harika” adlı oyunu için izin almaya gittiğimde “Başka yazar bulamadınız mı?” denilmesi, yine ÖSS sonuçlarının değerlendirildiği toplantılarda “Hocam sizin başarınız yüzde kaç” denildiğinde, bizim başarımız ÖSS ile değil iş hayatındaki öğrencilerimizin başarısı ile ölçülmelidir, dediğimi hatırlarım.

Yeni okul binasını ilk önce eski binaya bitişik (T) şeklinde belediye ek binasına paralel yapma isteğimin “Halı sahayı yık oraya yap” denilmesi, ikili öğretime geçmek zorunda kaldığımızda “salonu böl sınıf yap” denilmesi, şiddetle karşı çıktığım önerilerdi. Çünkü halı saha ve salon okulun nefes alma, öğrencinin enerjisini boşalttığı yerlerdir. 4X6 m büyüklüğündeki Türk Bayrağı’nı ve Atatürk Posterini ilk kullanan okul olduk.

Ticaret Lisesinin halı sahası, göreve başladığımda adeta çöl haline gelmiş, hiçbir işe yaramaz durumdaydı. Kimse gelip top oynamıyor, okul parasızlıktan kıvranıyordu. Yap işlet devret yöntemi ile bugünkü hale getirmek üzere 5 yıllığına kiralandı ve alt yapısı yaptırılarak, arada sadece halıları değiştirilmek suretiyle okula sürekli gelir getirecek hale getirildi.

Yine Ticaret Lisesi yıllarından bir anı: Bugün Sabahattin Akyüz Fen Lisesi olarak faaliyette bulunulan bina Milas Lisesi ek binası olarak yapılmış, ancak ne olarak kullanılacağı konusunda tam bir karara varılamamıştı. Bir gün Lise Müdürleri, Milli Eğitim Müdürü ve Şube Müdürleri Kaymakam bey başkanlığında toplanmış, yapılan tartışmalar ve görüşmelerden sonra Kız Meslek Lisesi’nin oraya taşınmasına karar verilmişti. Böylelikle Sakarya ve Menteşe İ.Ö.O da normal eğitime geçecekti. Ancak daha sonra “Ben okulu dağın başına taşıttı dedirtmem” diyen bir okul müdürünün ve malum çevrelerin çabaları ile bu düşünceden vazgeçildi, orası Öğretmen Lisesi yapıldı. Kaderin garip cilvesine bakın ki, aynı okul başka bir dağın tepesine taşınma hazırlığında. Olan sadece karanlıkta okula gidip gelen küçücük çocuklara oldu.

C.D: Milas Mesleki Eğitim Merkezi’ne Müdür olarak atandınız.

M.U: Yönetmelik gereği, bulunduğu okulda belli süreyi dolduran okul müdürlerinin yer değiştirmesi gerekiyordu. 2010 yılı Ağustos ayında Milas Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü olarak atandım ve Milas Ticaret Lisesi’nden bu nedenle ayrıldım.

C.D: Çıraklık Eğitim’de neler yaptınız? Bu göreviniz ne kadar sürdü?

M.U: Çıraklık okulu olarak bilinen Mesleki Eğitim Merkezi, 14 yaşından itibaren çıraklık eğitimi veren, kalfalık ve ustalık kursları düzenleyen bir kurumdu. İlk önce var olan Atatürk Köşesini yeniden düzenledim. Daha sonra okulun iç donanımını değiştirdim. Kütüphaneyi oluşturdum, akıllı tahtayı kurdum. Dersliklerde projeksiyonlarla ders işlemeye, kurslar vermeye başlandı. Öğrencilere ilk kez karne, takdir, teşekkür ve onur belgeleri verdik, okul açılış ve kapanış törenleri düzenledik. Meslek odalarının katkıları ile kamera sistemini kurdum. Ticaret Lisesi’nde de kamera sistemini kurmuştum. Katıldığım hizmet içi eğitimlerde daire başkanı dâhil bakanlıktaki pek çok yöneticiye, sorunları ve çözüm önerilerini ilettim. Bunların sonunda ödenekler gönderildi. Sınıflar, idare odaları ve öğretmenler odasını yeniden düzenlettim. Öğrencilere öğle yemeği verdik. Kuaför salonu ile erkek berberliği salonunu düzenlemek için gerekli ödeneği de sağladım. Ancak görev sürem uzatılmadığı için onları yapmaya zamanım kalmadı. Kalfalık, ustalık, işyeri açma, usta öğreticilik belgelerinden bağış adı altında para alınmasını kaldırdım. Okul bahçesinde bulunan ve zamanında bakanlıktan gönderilen makine ve araç gereci koymak için yapılan bina kullanılamaz haldeydi. Can güvenliği açısından da tehditti. Ruhsatı da yoktu. Yani devletin böyle bir binası yoktu. Buna rağmen gerekli yazışmaları yaptım, depreme dayanıklılık testi yaptırdım. Olumsuz çıktı. İçinde bulunan malzemeleri, araç gereç ve makineleri çevre okullara verdim, binayı eski öğrencilerimden birine hurda karşılığı yıktırdım. Bahçe haline getirmek amacıyla çeşitli ağaçlar diktirdim. Görevden ayrıldıktan sonra, bunları neden yaptın diye hakkımda inceleme başlattılar.

Rehberliğe en çok ihtiyacı olan öğrencilerin olduğu kurumda rehberlik normu yoktu. Yine, katıldığım norm kadro ile ilgili bir hizmet içi eğitim seminerinde Mesleki Eğitim Merkezlerine de rehber öğretmen normu verilmesini bizzat not ettirdim. 2014 yılında çıkarılan yönetmelikle Mesleki Eğitim Merkezleri ne’de rehberlik normu konuldu. Öğrenci sayısı sekizin altına düştüğünde bölüm ya da sınıf kapatılıyordu. Pek çok meslekte 8 kişiyi bulmak mümkün değildi. Öğretmenler ders yapamıyorlardı. Herkesin karşı çıkmasına, başına iş açarsın demelerine karşın ilk kez ben onay almak sureti ile bir kişi bile olsa sınıf açtım. Daha sonra Muğla’da da aynı yol izlendi. Hizmet İçi Eğitimlerde ısrarla dile getirdiğim bu konuda Mart 2017 de Orta Öğretim Kurumları Yönetmeliği’ne girdi.

Mesleki Eğitim Merkezinde dört yıl süren müdürlüğüm 2014 Ağustos ayında, görev süremin uzatılmaması üzerine, sona erdi. Görevim sona erer ermez hakkımda şikâyetler başladı. Amaç yargı kararı ile geri dönersem beni hemen görevden almaktı.

C.D: Görev süreniz uzatılmayınca ne yaptınız?

M.U: Benimle birlikte ilk anda 25 civarında okul müdürünün görev süresi uzatılmadı. Daha sonra bazılarının uzatıldı ya da görevlendirmeler yapıldı. Yönetmelik gereği görev süremin uzatılması için 75 puan verilmesi gerekiyordu. Bana bu puanın altında puan verildi. Başarısız sayıldım. Beni başarısız sayanlardan kimi Milas’ta göreve başlayalı 3 gün olmuş, kimi iki ay. Mesleki Eğitim Merkezi’nin yerini bilmeyen, oradaki 16 kameralı sistemden, 6 projektörlü ışıklandırmadan, hırsızlıkla ilgili alarmdan, yenilenen yangın sisteminden habersiz, çevre koruma duvarlarını görmemiş, “Mehmet UZMAN okulda güvenlik önlemleri almamıştır, etik davranmamıştır” diye olumsuz puan vermiş. Yargı olumsuz puanlar için belge isteyince sus pus. Bu uygulamalarla ilgili yaptığım suç duyurularının hiç birinden soruşturma izni çıkmadı.

Pek çok arkadaşımla birlikte yargıya başvurduk. Dört ay içinde yürütmeyi durdurma kararı geldi. Bu kez ikinci kez değerlendirme yaptırdılar ve 57,06 puan verdiler. Birinci davanın iptal kararı üzerine, üçüncü kez değerlendiler ve 55 puan verdiler. İkinci kez verilen iptal kararı üzerine bu kez sadece üç öğretmene dördüncü değerlendirmeyi yaptırdılar ve 23,333 puan verdiler. Üçüncü iptal kararı üzerine de beni mülakata çağırdılar. Mülakata gitmedim, dava da açmadım. Dört kez 2014 tarihli yönetmeliği uyguladılar. 2015 tarihli yönetmelik yürürlükte olmasına rağmen kaldırılan 2014 tarihli yönetmeliği uyguladılar. 2017 tarihli yönetmelik yürürlüğe girince bu kez onu uyguladılar. Tam bir keyfiyet, tam bir hukuksuzluk! Türkiye genelinde hakkında 4 kez değerlendirme yapılan, son olarak da mülakata çağırılan belki de tek müdürüm.

C.D: Trabzon-Maçka’ya sürüldünüz, o süreçte neler yaşadınız?

M.U: Çok sıkıntılı bir süreçti. En çok da Milas Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisi olan kızım etkilendi. ÖSS sınavını çok olumsuz etkiledi. Arada gidip geliyordum.1500 km yol. Otobüsle 24 saat. Arada aldığım raporlarla idare ettim. Buradan doktor arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bir keresinde 3 gün Psikiyatri servisinde yattım. Sinirlerim çok yıpranmıştı. O süreçte annemi, kayınpederimi ve babamı kaybettim.

C.D: Bunca soruşturma, sürgün sizi yıldırmadı mı? Emekli olup keyfinize bakabilirdiniz?

M.U: Hayır. Hukukun ayrıntılarını öğrenmek bana mutluluk veriyor. Her olay yeni bilgiler edinmeme yol açıyor. Ben hukuk tanımazlığı yargı kararı ile kanıtlamaktan büyük keyif aldım.

C.D: Şimdi emeklisiniz, süren davalarınız var mı?

M.U: Evet var. Özlük haklarımla ilgili olan var, hakkımda yapılan dördüncü değerlendirme ile ilgili olan var.

C.D: Siz kazanırsanız ne olacak?

M.U: Özlük haklarımla ilgili olanı kazanırsam onları alabileceğim. Daha önce 3 kez iptal edildiği için dördüncü kez yapılan değerlendirmenin de iptal edilmesi kesin. Görevde olsaydım da bir şey olmayacaktı. Çünkü yargı ne karar verirse versin imam bildiğini okumaya devam etti hep.

C.D: Bugün geriye doğru baktığınızda, “evet efendim, gelen ağam giden paşam deseydim bunlar başıma gelmezdi” diye düşündüğünüz oluyor mu?

M.U: Kuşkusuz bunlar başıma gelmezdi. Hatta çok daha üst düzey yerlerde olurdum. Niksar’dan tayin istediğimiz sırada rahmetli bir arkadaşımın yakın bir dostu “Ben tayinle uğraşmam, istiyorsan seni il milli eğitim müdürü olarak gönderirim” demişti. Bilecik’teki okul müdürüm “Mehmet Bey keşke sen 5 - 6 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra gelseydin, ne güzel anlaşırdık” ve Niksar’da “bu adam solcu olmasaydı da bizden olsaydı” dediklerini anımsıyorum. Ben öğretmen olarak, müdür olarak görevimi yaptığıma inanıyorum. Haksızlığa uğradım, hakkımı sonuna kadar aradım. Asla pes etmedim. Pişmanlık duymadım.

C.D: İçinizde ‘ukde’ olarak kalan, gerçekleştiremediğiniz bir amacınız oldu mu?

M.U: İçinde bulunduğum koşullarda en iyisini yapmaya çalıştım. Milas’a bir okul kazandırdım. Milas Mesleki Eğitim Merkezi’ni ucubelikten kurtardım. Ticaret Lisesi’ni, Milas’ın en büyük ve en kaliteli eğitim yuvası yapmayı hayal etmiştim.

C.D: Genel olarak eğitimle ilgili gidişatı, değişiklikleri nasıl buluyorsunuz?

M.U: Müdürlükten ayrıldıktan sonra bir yıl Mesleki Eğitim Merkezi’nde iki yıl da MAE Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmenlik yaptım. İçim sızladı. İlk derslerde özellikle kış aylarında öğrenciler uyuyordu. “Ticaret Lisesi’nde öğrencinin muhasebe dersine ne gerek var, maliye dersinde vergi vergi vergi, hocam başka bir şey yok mu?” demesi öğretimin geldiği noktanın özetidir. Eğitime gelince; merdivende, kapıda öğrenciye çarpmamak için öğretmenin kenara çekilmek zorunda kalması, eğitimin geldiği noktanın özetidir. Kuşkusuz bunda ailelerin çocukları üzerinde etkisinin kalmamasının payı olduğu kadar, öğretmenin zapturapt altında tutulmasının payı da vardır. Eğitimi ve öğretmeni daha kötü günlerin beklediğini düşünüyorum. Zira okul müdürü olarak benim değerlendirmemi, dolmuş garajındaki çay bahçesinde ve sanayide oto kaportası üzerinde yaptıran bu zihniyet, öğretmenin öğrencisi tarafından değerlendirilmesini hangi ortamda yaptırır kestiremiyorum. Kısaca çalışmadan, üretmeden rahat yaşama isteğinin egemen olduğu bir gençlik yaratmaya devam ediliyor.

C.D: Genç öğretmenlere, idarecilere neler öneriyorsunuz?

M.U: Üniversite yıllarımda AST’ın oynadığı, Av. Prof. Dr. Faruk Erem’in “Bir Ceza Avukatı’nın Anıları” oyununu izlemiştim. Orada geçen ''Suçluyu Kazıyınız Altından İnsan Çıkar'' sözünü meslek yaşamım boyunca ''Öğrenciyi Kazıyınız Altından İnsan Çıkar'' olarak hep aklımda tuttum. Eğitimcilere de bunu öneririm. Son olarak, benimle birlikte görev süresi uzatılmayanlardan genç bir hanım müdür arkadaşım; “Ben aslında sonradan sendikalı oldum. Çünkü tanıdığım bütün müdürler görevden alınır da ben kalırsam onların yüzüne nasıl bakarım” demişti. Herkesin, herkesin yüzüne bakacak meslek yaşamları olmasını öneririm.

C.D: Emeklilik yaşamınızda sağlıklı, mutlu, güzel günler görmenizi diliyorum ve böyle bir söyleşiyi kabul ettiğiniz teşekkür ediyorum.

M.U: Hem söyleşi için hem güzel dilekleriniz için ben teşekkür ediyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X