Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
‘Cephane Sandığında Kitap’
Celal DURGUN...

‘Cephane Sandığında Kitap’

Bu içerik 729 kez okundu.

 

‘sözün özü’  Celal DURGUN / [email protected]

Atatürk, dediğini yapmış, düşmanı geldikleri gibi geri göndermiştir.

Anadolu düşman askerlerinden temizlenmiş, Cumhuriyet ilan edilmiş, emperyalist devletler Lozan’ı imzalamak zorunda kalmış, Tam Bağımsız Türkiye kurulmuştur.

16 Mayıs 1919 günü ayrıldığı İstanbul’a, 8 yıl sonra (1927) dönüş hazırlığı içindedir.

Kütüphaneci Nuri Ulusu’ya, yanında götürmek istediği kitapların listesini verir.

Nuri Ulusu, o günleri şöyle anlatır:

“İstanbul seyahatine giderken istediği kitaplar o kadar fazlaydı ki, karton kutular buldurup kütüphaneye getirtmiştim. Tam içine kitapları doldurmak üzereyken Atatürk kütüphaneye geldi ve ne yaptığımı sordu.

‘İstediğiniz kitapları karton kutulara aldırdım, onların içine koydurup trene naklettireceğim’ deyince, ‘Dur bekle biraz’, dedi.

Kitap âdetine şöyle bir baktıktan sonra kütüphaneden çıktı, odasına gitti.

Biraz sonra bir baktım iki tane cephane sandığını muhafız alayı erleri getirip kütüphaneye koyuverdiler. Ne olduğunu anlamadım, bakıp dururken Atatürk içeri geldi, benim şaşkın şaşkın baktığımı görünce, ‘Ne o Nuri oğlum, şaşırdın değil mi? Şaşırma, şaşırma, savaşta bunlarla cephane taşıdık, sen o zaman çocuktun, bilemezsin, bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve okumakla, kitapla olur; İşte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın’ dedi.

Ne şaşırmıştım! Bu ne biçim kitap sevgisi, ne ulvi bir düşünceydi.

O, zaten hiç birimizin, hiç kimsenin aklına, hayaline dahi gelemeyecek fikirleri üreten bir dahiydi. Neyse, gelen cephane sandıklarını güzelce bir temizledim, içlerine kâğıt koyup üzerlerine de kitapları özenle yerleştirdim. Tam işimi bitirmek üzereyken Atatürk, yanında, yanlış hatırlamıyorsam Agop Dilaçat Beyle kütüphaneye girdiler. Ona da izah edince o da hayran hayran dinledi ve sonunda beraberce son sandığın da kitaplarını seçerek koyduk, iki sandığı da güzelce kapadıktan sonra derhal muhafız alayından erler çağırttık ve sandıkları doğru Ankara Garı’na trenimize koymak üzere yolladık gitti.”

***       ***       ***

Atatürk’ün “kitap kurdu” olduğunu biliyoruz.

Meclis konuşmalarındaki hatipliği, yazılarındaki akıcılık, demeçlerindeki doyuruculuk, anlatımlarındaki duruluk, dil-tarih, felsefe alanlarındaki derin sezişi, ikna kabiliyeti, sohbetlerindeki içtenliği, dünya tahlilindeki yanılmazlığı, askerlikteki başarıları, yönetimdeki dirayeti, kibarlığı, nezaketi, onun kitaplarla dost olduğunu gösteriyor.

Jean Jacques Rousseau, M. Van Hasselt, M. Friess De Colonma… gibi yüzlerce yabancı yazarları; Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Cevat, İbn Emin Mahmut Esat, Katip Çelebi, Şemsettin Sami, Ziya Paşa, Ahmet Rasim, Ahmet Cevdet, Ziya Gökalp… gibi yerli yazar ve düşünürleri okumuştur.

Anıtkabir Müzesi’nde sergilenen kitaplarının altını renkli kalemle çizdiğini, sayfaların yanına, önüne arkasına notlar düştüğünü görüyoruz.

Arkadaşları, onun cephede bile kitap okuduğunu anlatırlar. Odasına kapanıp, günlerce, sabahlara kadar kitap okuduğuna, araştırmalar yaptığına tanıklık eden çok sayıda arkadaşı vardır.

Ali Fuat Cebesoy, “Sınıf Arkadaşım Atatürk” isimli eserinde Atatürk’ün askeri öğrenci olduğu yıllarda Fransız İhtilal beyannamesini gizlice okuduğunu anlatır.

Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki Karargâh odasını anlatırken, “Masasının üzerinde, Balzac’ın Colonel Chabert’i, Maupassant’ın Boule de Suif’i, Lavedan’ın Cervir’ini gördüğünü yazar.

Halide Edip Adıvar, Atatürk’ün İslam tarihinin ilk yirmi yılını incelediğini belirtir.

Fahrettin Altay, Atatürk’ün “İslam Dini ve Tefsirleri” isimli kitabı okuduğunun altını çizer.

Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk’ün, sosyoloji ve ekonomi konularına ilgi duyduğunu, konu ile ilgili kitaplar okuduğunu söyler.

Özel Kalem Müdürü; Paris Büyükelçisi’ne gönderilmek üzere bir kitap sipariş listesi yazdırdığını ve ısmarlanan kitapların 18 farklı bilimsel alanda toplandığını vurgular.

Kastamonu gezisinde kütüphaneyi ziyaret etmiş ve birkaç kitap istemiş, olmadığını söylediklerinde, cebinden 500 lira çıkartıp Kütüphane memuruna vermiş, “Bununla faydalı kitaplar alınız, kitap sayısını çoğaltınız” demiştir.

Hasan Rıza Soyak da, anılarında şöyle yazıyor: “Okumayı çok severdi. Genel bilgisini sürekli olarak artırmaya çalışırdı. Zengin bir kütüphanesi vardı. Okuması da, çalışması gibiydi. Eline aldığı kitabı, eğer ilginç buldu ise, bitirmeden bırakmazdı.”

Atatürk’ün 1922 yılı Mart ayına ait notlarında şu bilgiler vardır.

“9 Mart: Saat 7’de kalktım. Biraz kitap okudum.

10 Mart: Aziziye. İsmet Paşa ve beraberindekiler saat 10’da gittiler. Ben notlarımı yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım.

11 Mart: Yalnız kaldım, bu notları yazdım. Biraz kitap okuyacağım.

18 Mart: Banyo almıştım. Yatakta biraz kitap okudum, sonra hazırlandım. Çalışma odasına geçtim. Kitap okudum.”

Atatürk’ün, okuduğu kitapların konularına göre dağılımı şöyledir.

879 Tarih, 535 Edebiyat, 397 Dil Bilimi, 261 Askerlik, 197 Siyasal Bilimler, 195 Güzel Sanatlar, 193 Coğrafya-Turizm, 187 Uygulamalı Bilimler, 169 Hukuk, 160 Din, 139 Ekonomi, 109 Felsefe-Mantık-Metafizik-Psikoloji, 104 Pozitif Bilimler (matematik, fizik, kimya, astronomi), 101 Eğitim-Öğretim, 75 Sosyoloji ve 33 Biyolojik bilimler …

***       ***       ***

Atatürk’ün Atatürk olmasında işte böylesine okuma aşkı ve yurt sevgisi, halk sevgisi vardır.

Atatürk, çok iyi bir okuyucu, çok iyi bir araştırmacı, çok iyi bir tartışmacı, çok iyi bir konuşmacıdır.

Her meseleyi derin araştırmış, her sorunun çözümünde önce kitaplara başvurmuş, okumuş, düşünmüş, sonra arkadaşlarıyla konuşmuş, artısını, eksisini tartmış, biçmiş ve hayata geçirmiştir.

Cephede cephane ne kadar önemliyse, uygarlık savaşında da kitabın o kadar önemli olduğunun altını çizmiştir.

O, emperyalizmi kurşunla kovdu, cehaleti kitapla yendi.

Harf devrimini, halkımız kolaylıkla okusun yazsın diye yaptı.

Dil devrimini, Türk halkı okuduğunu anlasın, yazdığını bilsin diye gerçekleştirdi.

Halk Evlerini, halkın aydınlanması için açtı.

Türk Ocaklarını, kitaplarla doldurdu.

Her ile bir kütüphane kondurdu.

Aklın, bilimin önündeki engelleri kaldırdı.

Yazar çizerlere, şairlere sahip çıktı.

Resim yapanı, heykel yontanı, müzik yapanı korudu ve kolladı.

Yurt gezilerinde okumayı, öğrenmeyi, okulu, öğretmeni bunun için övdü.

***       ***       ***

Sinan Meydan’ın değerlendirmesine katılmamak mümkün değil;

“Bizim Kurtuluş Savaşımızla uygarlık savaşımız arasında şaşırtıcı bir devamlılık ve büyülü bir ilişki vardır. Yoksul, parasız bir halkla Kurtuluş Savaşını kazanıp bağımsız bir ülke kuran Atatürk; aynı zamanda eğitimsiz, kültürsüz bu halkla uygarlık savaşını da kazanıp o ülkeyi her yönüyle çağdaşlaştırmıştır. İşte cephane sandıkları bu nedenle çok önemlidir.

Atatürk, o gün o kitapları pekâlâ karton kutularda taşıtabilirdi. Ama o kitapları özellikle, bağımsızlık savaşında silah taşınan o sandıklarla taşıtmak istemiştir.

Böylece uygarlık savaşının cephanesinin “kitap” olduğunu en basit şekilde anlatmak istemiştir.”

(Kaynak: Sinan Meydan / AKL-I KEMAL)

 

NOT-

Yazımı hazırlarken, gazetem ÖNDER’in manşetinde “Al-Oku Getir” başlıklı haberi okudum. Mutlu oldum. Örenli esnaf Kıvanç Başkan’ı kutluyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarımızı, okumanın erdemine inanmış aydınlarımızı, Örenli Kıvanç Başkan’a desteğe davet ediyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X