Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Tüzel Kişiliğin Kişilik Haklarına Saldırı Nedeniyle Manevi Tazminat
Av. Ezgi EFENDİOĞLU ÇİÇEK...

Tüzel Kişiliğin Kişilik Haklarına Saldırı Nedeniyle Manevi Tazminat

Bu içerik 1238 kez okundu.

HUKUK KÖŞESİ / Av. Ezgi EFENDİOĞLU ÇİÇEK / [email protected]

Tüzel kişilik, belli bir amaç için bir araya gelen, hak ve borç ehliyetine sahip kişi veya mal topluluklarıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtildiği üzere tüzel kişiler cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Aynı zamanda kanuna uygun şekilde kurulmak ve gerekli organları barındırmak koşulunu yerine getiren tüzel kişiler, hak ehliyetini de kazanmış olurlar.

Her ne kadar gerçek kişiler gibi cins, yaş, bedensel bütünlük gibi insana özgü nitelikleri olmayan tüzel kişiliklerin de birtakım şartların gerçekleşmesine bağlı olarak manevi tazminat talep edebileceği öngörülmektedir. Örneğin, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Bu sebeple tüzel kişiliğin ticari şeref ve haysiyetinin çiğnenmesi durumunda, tüzel kişiliğin itibarı sarsılmış olacaktır.

Ticari faaliyetini yürüten tüzel kişilerin, kendisine karşı ticari itibarını zedeleyecek şekilde asılsız ithamlarda bulunanlar hakkında manevi tazminat talep edebilecekleri kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.02.2012 tarihli, 2011/4-687 E. ve 2012/26 sayılı kararında da belirtildiği gibi “tüzel kişinin çevresinde kazandığı itibarı aşağılayan yazılı, sözlü veya görüntülü beyanlar, şu veya bu vasıflara sahip olmadığına ilişkin yayınlar, kişilik haklarından şeref ve haysiyete yönelik tecavüz olarak kabul edilmelidir. Tüzel kişinin şeref ve haysiyeti yanında onun toplumsal itibarı, ticari itibarı da 4721 sayılı yasanın 24. maddesindeki korumadan yararlanır”.

Bu şekilde bir saldırıya maruz kalan tüzel kişilik, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 25. Maddesine dayanarak manevi tazminat talebinde bulunabilecektir. Bu tür davalarda zarar gören tüzel kişiliğin, uğradığı haksız saldırıyı ispat etmesi şarttır. İspat araçları yazılı olabileceği gibi tanıkla da olabilir. Önemle belirtmemiz gerekir ki, manevi tazminat asla bir zenginleşme aracı değildir. Buradaki amaç, hakkı saldırıya uğrayan kişinin huzur hissine kavuşmasını sağlamaktır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de belirtildiği gibi, manevi tazminat bir ceza olarak da düşünülemez. Mahkemece tazminatın kapsamı ve ödenme biçimi durumun gereği ve özellikle kusurun ağırlığı göz önüne alınarak belirlenir. Ayrıca mahkeme, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

Kişilik hakkı zarar gören tüzel kişi, manevi tazminat davasını davalının yerleşim yeri mahkemesinde açabileceği gibi kendi adresinin bulunduğu yerdeki mahkemede de açabilecektir. Burada genel yetki kuralı olan davalının ikamet yerinde davanın açılmasına ilişkin kurala bir istisna getirilmiştir. Görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X