Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Birkaç kırık gülümseme …
Hüseyin SERİN...

Birkaç kırık gülümseme …

Bu içerik 393 kez okundu.

Yaşarken - Hüseyin SERİN / Emekli Öğretmen

Lal bir kadın deniz Ören’de. Poyrazsa yeni yetme bir acemi kızan. Hava kum gibi. Kimsenin kimseyi iplediği yok. Poyraz şov yapmayı sürdürecek görüntüde. Kendini dikizleme gözetmeni sanıyor.

- İki çay, diyorum, biri açık.

- İki çay mı?

- Evet, biri açık.

- Yazayım, diyor garson kız.

Soğuk muydu, üşüyor muyduk? Sıcak mıydı, terliyor muyduk belli değil. Deniz sersemce poyrazın kucağında.  Koca sahili sadece şezlonglar süslüyorlar. Ağırlıklı renk beyaz. Şemsiyelere inadına zıt. Dağlarınsa elleri, yüzleri pek seçilmiyor akşam içi.

Şezlonglar milyon yalnızlık içindeler denize bir iki metre uzaklıkta. Deniz yakın uzak. Uzak yakın. Sevda, mavi aşk ve hasret. İşte burnunun dibindeyiz de, elini uzatsan tutacaksın da kavuşamıyor, kucaklaşamıyor, sevişemiyorsunuz. Oysa güzelliğin bana vurgun, yoksulluğum sana.

Tanış bir yüze ve sese rastlamak ayıp bir şey sanki. İçinden; karşıdaki büfelerin birinden içecek birşeyler kapıp gelip şezlongların yalnızlıklarını kırıp azaltmak geçmiyor değil. Ama buraya gelirken yoldaki çevirmeyi anımsayınca donuk bir renksizliğe dönüşüyor isteğin. İyi de, Ören’de de bir çayın yamacında saatlerce oturulmaz ki. En iyisi eli çabuk tutup postu Milas’a sermeli daha zaman varken. Birkaç poşet deniz havasıyla beraber.

Denizli hava, poyrazlı deniz çığlıklarından kulaklarımı kurtardığım için mutlu olduğumu düşünürken insansız şezlonglar, “Oturun oturduğunuz yerde. Siz size sohbet kurun. Daha güzel olacaktır inanın bana. Yokluk herkese kötü, her şeye. Yürekliye de yüreksize de. Yeryüzüne de gökyüzüne de. Güzelliklerin oluşumuna katkıda bulunun. Yarın daha güzel olacaktır …” diyor sanki ... Yarın daha güzel olacaktır, olmalıdır bundan eminim de, şu an öyle bir andayım ki, yüzde altmışım, “Yıkıl şu şezlonglardan birinin üstüne”de, yüzde kırkım da “kalkın gidin”lerde. İşte bu yanımın yaprakları sararıyor çevirmeye takılırız yine diye. Dönüşe başka yol da yok ki ...

Elimin, dilimin, gözümün, aklımın ucundaki deniz yanaklı, deniz kaşlı o güzelim şiire sırtımı dönüp yola çıkmak en çok “Şapkalı Dağ”ı aşınca koyuyor bana. Her dönemeçte bir tümce tünedi aklımın omuzlarına. Her dönemeçte bir imge. Ta ki Karacahisar sapağına varana kadar. Arabayı sağa çekip durdum, şaşkın bakışlar altında … Köyümün asfalt yoluna baktım uzunca. (Bizler köyde yaşarken kızıl çamur olan yola) El çantamdan kalemimi kağıdımı çıkarttım. Tık yok. Hay lanet. Biraz önceki Ağustos geceli şiir dizelerinin hiçbiri yok şimdi. Uçup gitmişler haber bile vermeden. Nasıl olsa cigaram bitene dek bekleyecektim. Ayak üstü yutubu açtım ki “Odam kireçtir benim …” Ardından “Penceresiz kaldım anne …” yüreğim yırtıldı en katı yerinden. Çocukluklarım ağladılar. Yakaladığım kuşlar aşk gibi sardılar sonra. Mandallar, tarla günleri … Gençliğimse dört gözle Milas’ta beni bekliyordu. Çam kokularını kırmadan yavaşça kenara bırakıp ‘Karaoğlan’a attım kendimi. Yoksa iyicene perişanlayacaklardı anılar beni. Biraz daha kalsam her şey kuduracak gibi geldi bana. Dökülüyordum sapakta öylece. Karaoğlan’ı depikledim iyice. Ne de olsa oralara biraz yabancı sayılırdım artık. Unutulmuş sevda tomurcukları uçurumların uçlarında. Sırtımı bir zeytine yaslardım. Ya  bir menengeç ya da bir meşe ağacına. Sevda tünediğinde dallarıma. Babama hiç de, anama fısıldardım. Napsın kadıncağız? Mandaldan labada yaprakları toplayıp bulgurla sararak bana sabrı aşılamaya çalışırmış. Yıllar sonra algıladım bunu. Algıladım da uçan bir kuştum köy meydanında, tarlada kuyu başında, pınar başında. Haydi oğlum! Efkarını heybeye dep de yürü artık. Milas seni bekler yani. Varsın köyün, dağların ağıt yaksınlar yine kokunu her aldıklarında. Sen gökyüzüne adaksın …

(Ağustos 2017 Milas)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X