Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
‘Güllük Kütüphanesi’nin kaderi kimin elinde?
Gülçin ERŞEN...

‘Güllük Kütüphanesi’nin kaderi kimin elinde?

Bu içerik 541 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Bundan yaklaşık 15 yıl önce, Güllük merkezinde belediye çay bahçesinin karşısındaki tarihi binalardan birinde belediye kütüphanesinin kurulması hepimizi sevindirmişti. Önce binanın alt katında açılan kütüphaneye babam da yüzlerce kitap bağışlamıştı. Kitap sayısı ve ilgi artınca, kütüphane, aynı binanın üst katına taşındı. Yedi yıl önce Güllük’e yerleştiğimde kütüphanenin yeri burasıydı. Görevli Çiğdem Devrim’in kitap sevgisi, kitap sayısının artması, okul kütüphanesindeki kitapların da 1934’den kalma bu güzel binaya aktarılması, yetişkinler ve çocuklar için iki ayrı okuma salonunun bulunması, Devrim Hanım’ın eşi Suat Bey’in müzik dersleri sırasında duyulan ney sesi, çocukluğumun ve gençliğimin kütüphaneleriyle kıyaslandığında, Güllük’ün bu kütüphaneden ötürü ne kadar şanslı olduğunu düşündürtmekteydi. Ama, şimdi böyle değil ne yazık ki...

 

Yerel Yönetimler Yasası’nın değişmesiyle Güllük’ten belediyenin kalkması ve bu şirin kıyı beldesinin, Milas’ın bir mahallesi sayılması, pek çok açıdan olumsuz etkide bulundu. Bunlardan biri de personel sayısının azalması, kadrosu bulunmayanların çoğunun işten çıkarılmasıyla, Çiğdem Hanım’ın işine son verilmesiydi. Kütüphane aylarca kapalı kaldı. Bir gün Turizm Derneği Başkanı Selçuk Orkun ile yapının önünden geçerken, kütüphaneyi açık görünce, merak edip çıkıp baktık. Gördüğümüz manzara karşısında öfkemiz üzüntümüze ağır bastı. Her yer toz ve pislik içindeydi. Kitaplar raflarda, sıra ve masaların üzerinde rastgele dağılmıştı. Paspas bile masanın üzerindeydi. Bu hali görüp, fotoğrafladım ve haber yaptım. Tabii, Milas’ın Güllük’ten sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Zeynep Mat gücendi. “Bana haber verseydin önce... Ben orayı temizletip birini görevlendirecektim” dedi. Yeni birinin görevlendirilmesi epey zaman aldı. Bu işin eğitimini almış birisi değildi. (Zaten genelde yerel yönetimlerde işe göre adam değil; adama göre iş bulunmuyor mu?) Ama, en azından kişiler keyfi biçimde Zabıta’dan anahtarı alıp, kütüphaneye girip istediği kitabı alıp çıkmıyordu, kütüphanede ara sıra bulunan bir görevli vardı.

 

Burası bir ‘Kültür -

Sanat Merkezi’ olabilir

Kütüphane’de yetişkinlere İngilizce kursu verilmesi düşüncesi benden çıktı. Zaten Milas’taki kütüphanede böyle kurslar düzenlendiğini biliyordum. Güllük’te de daha önce satranç kursu veriliyordu. Bu yıl hem halktan hem de Milas Halk Eğitimi Merkezi’nden İngilizce kursu vermem konusunda talep gelince, Zeynep Mat ile görüştük. Kurslarımıza başladık. Önce aşırı yağış nedeniyle çatıdan sızan suların kitapları ve sıraları ıslattığını, ayrıca köşesi kırık camlardan içeriye soğuk girdiğini fark ettiğimizden, klimanın bulunduğu daha küçük odaya geçmeye karar verdik. (Bu arada, kütüphane görevlisinin yıllık izinde olması nedeniyle, üye olmak için gelen ve kitap almak isteyen çocuklara - onlara çekmecede bulduğum üye kartlarından vermek ve Zabıta’ya yönlendirmek dışında - pek yardımcı olamadım.) Dersler ilerledikçe kütüphanenin tozu, nemi, klima kursiyerlerimi ve beni epey rahatsız etmeye başladı. Hatta kursiyerlerimden biri üşenmedi, klimanın tozunu aldı ve filitrelerini yıkayıp kurulayarak, nispeten daha sağlıklı koşullarda ders yapmamıza katkıda bulundu. Ancak, bizim ders yaptığımız odada çocukların kullanımı için üç adet bilgisayar bulunduğundan, bizim yeniden daha büyük ve klimasız odada ders yapmamızı uygun bulmuşlar.

 

Bu odaya da elektrikli bir ısıtıcı koymuşlar. Allah’tan bu sene havalar çok soğuk gitmiyor ve sıkı giyiniyoruz. Yine de kitaplara sinmiş toz ve nemin oluşturduğu koku, hepimizi rahatsız ettiği gibi, binanın ve kitapların bakımsızlığı bizleri çok üzüyor.

 

Güllük’ün en eski esnaflarından Ahmet Bey (Toki Ahmet), biz ders yaparken, ara sıra öbür odada kitap okuyordu. Bana eskiden “Köy Evi” olan bu güzel binanın tarihinden söz etti biraz. Burada huzur bulduğunu, ama bu kadar ihmal edilmesine üzüldüğünü belirtti. “İyi ki siz kurs vermeye başladınız da bina biraz canlandı. Keşke tümden bir elden geçirilse, onarılsa, boyansa, pencere pervazları çürümüş, onlar değiştirilse...” dedi. Keşke... Geçen yaz Zeynep Hanım, kütüphaneyi temizletip, bakımını yaptırıp, bilgisayar ve fotokopi makineleri konulacağını; çocukların ve gençlerin internet kafeler yerine buraya gelip ödev hazırlamalarının, ders çalışmalarının sağlanacağını söylemişti. O zaman ne kadar sevinmiştim. Bilgisayarların gelmesi dışında bir hareket yok henüz. Ayrıca, bu tarihi binaya, yapısını, özelliğini bozacak müdahalelerde bulunulması yasakken, altta açılmış olan kafeterya tarzı işletmenin yarattığı görüntü kirliliğini hem sosyal medyada paylaşmış, hem de haber yapmıştım. Bu işletme iki yıl sonra yerini boşaltığında, artakalan izlerinin ve binadan sökülmüş malzemelerin oluşturduğu görüntünün çirkinliğini görünce artık dayanamadım ve bu yazıyı yazdım.

 

Belediye’nin bilerek kütüphaneyi ihmal ettiğini, çünkü bu değerli yeri bir işletmeye kiralayarak gelir elde etmek istediğini daha önce duymuştum. Ama, binanın bu kadar hor kullanılmasının, ihmal edilmesinin gerekçesi olamaz. Hele sağ belediyelerin aksine, kültür ve sanata verdiği önemle öne çıkan bir sol belediyeden bunu hiç bekleyemem!

 

(Not: Daha önce bazı yazılarıma konu olan caminin yanındaki eski ilkokul binası, iki üç yıl önce yönetiminde bulunduğum Okul Aile Birliği’nin çabalarıyla ve Akfen A.Ş.’nin katkılarıyla onarılıp boyanmıştı. Ama, orası da bildiğim kadarıyla iki yıldır atıl durumda. İlla kütüphaneye yeni bir yer aranıyorsa, orası da onarılıp temizlenerek değerlendirilebilir. Üç dört yıl önce, bir eğitim, kültür, sanat merkezi olarak kullanılabileceğini belirttiğim eski okulun bahçesinde Güllük Açıkhava Belgesel Film Günleri’nin ilkini gerçekleştirmiştik ...)

(11 Ocak 2017 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X