Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Demokrasi ve Muhalif olmak
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Demokrasi ve Muhalif olmak

Bu içerik 252 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Bu ülkede muhalif olmak, demokrat olmak hayli zor, bir o kadar cesaret isteyen bir durum.

Öyle böyle değil, alimallah iktidara karşıysan, ona muhalefet ediyorsan, bir yerde, bir gün, bir şekilde sıkıntılar yaşayabilirsin. Bu korku, toplumun hemen her kesiminde kendini hissettirmektedir.

Bunu sıradan bir iktidar hassasiyeti olarak geçiştiremeyiz. Yaşananlar, yaşanacaklar açısından her kesimi (muhalefet edenleri veya aynı düşünmeyenleri) ciddi rahatsız etmektedir. ‘Rahatsızlık’ kelimesini bu konu için en hafif tabir olarak düşünebilirsiniz.

Mevcut iktidarın iktidar süresinin önemli kısmında birlikte olduklarıyla beraber ülkenin Cumhuriyet kazanımlarını sistematik olarak azaltmaya, yok etmeye, kötülemeye, itibarsızlaştırmaya, hafifletmeye yönelik faaliyetleri en üst seviyeye çıkmış, sonucunda kurumlar, kanunlar, gelenekler ve hatta devleti kuranların şahsiyetleri de bu politikadan nasibini fazlası ile almıştır. Almaya da devam etmektedir.

Bu ele geçirme ve muhalif her şeye karşı alınan duruş öyle ki ülkenin en önemli kurumlarından olan Silahlı Kuvvetleri yeni baştan şekillendirecek kadar yenilenmeye maruz kalmıştır. Yönetim kademesinin önemli kısmı ve Atatürkçü subaylar çeşitli kumpaslar sonucu, yalancı ve gizli şahitler kullanılarak hapislere atılmış, ölümlerine neden olunmuş, ordu subaysızlaştırılmış. Oysa orduda darbeye destek veren subaylar yüksek askeri şuralarda, Ergenekon ve diğer isimler altında yaratılan yalan davalar ile zindanlara atılan bu subaylarca, şeriat yanlısı, aşırı dinci oldukları belirtilerek ordudan atılmaları istenmiş ancak bu iktidar tarafından her seferinde önceleri şerh düşülmüş sonralarda ise işleme konulmamış ve aksine bu dinci subaylar cesaretlendirilmiş ve terfi ettirilmiştir. Daha sonra o cesaretlendirdikleri subaylar darbe girişiminde bulunmuştur.

Bu süreç, devletin polisinde, yargısında ve memurunda da bu şekilde işletilmiştir.

Kesişme ve ayrışmanın geldiği nokta da, birlikte başladıkları ve önemli süreyi birlikte geçirdikleri kişilerden gelecek küçük itirazlara dahi tahammülleri bulunmamaktadır. Öyle ki oturup bu dost kişinin eleştirilerini dinleyip, belki “hata yapıyoruz” diyerek “konuya bir daha bakalım” diyeceklerine, o kişiye en ağır eleştirileri yapmak, bunu “ihanet söylemi”ne kadar vardırmak ve hatta neredeyse siyaseten linç etmeye varacak noktaya kadar ulaştırmaktan kaçınmamaktalar.

Ana muhalefet partisi ve onun liderine, ağza alınmayacak sözler söylemek bir yana O’nu ve partisini fetöcü olarak nitelemeye kadar vardırabilmekteler. Hatta son zamanlarda, muhalefet edenleri “Türkiye’ye karşı” damgası ile damgalayarak halka düşman olarak tanıtmaya kadar giden yolu açmaktalar.

Bu, çok vahim ve sonu çok karanlık bir yol.

Durum o kadar vahim ki, her konuda evrensel değerler, yasalar, teamüller bir yana “bizim ne dediğimiz önemli” der noktasına gelinmiştir.

Artık ülkede “ya iktidardan yanasınız ya da ülkeye ve devlete karşısınız” noktasındayız.

Sendikal faaliyet ile hak mı arıyorsunuz?

Ürettiğiniz ürüne hak ettiği parayı mı istiyorsunuz?

Taşeron işçi olarak kadroya geçmeyenler de kadro mu istiyor?

Ormanları yok edip imar alanı açılmasına karşı mı çıkıyorsunuz?

Madenlerde yeterli önlem ve kontrol yapılmadığı için olupduran kazalara ‘iş cinayeti’ deyip de tepki mi gösteriyorsunuz?

“Çarşıda pazarda pahalılık var” mı diyorsunuz?

Enflasyon yükseldi, satın alma gücü düştü geçinemiyoruz mu diyorsunuz?

Döviz kurları almış başını gitmiş diye dert mi yanıyorsunuz?

Çok şey dövize endekslenmiş, hemen her şey ithal edilir olmuş diye kızıyor musunuz?

Lise ve üniversite giriş sınavları durmadan değişiyor diye eleştiriyor musunuz?

İşsizlik bir türlü azalmıyor, iş istiyorum mu diyorsunuz?

“Çiftçi, işçi, memur hak aramak için yürüyüş yapsın” diye mi düşünüyorsunuz?

Ormanların ortasına maden ocakları yapılmasın mı diyorsunuz?

OHAL kalksın normal rejime dönelim mi istiyorsunuz?

Gelir dağılımı düzelmelidir, orta direk neredeyse yok oldu diye bağırıyor musunuz?

‘Ülkenin ve dolayısı ile vatandaşın borcu inanılmaz arttı’ gerçeğini mi söylüyorsunuz?

Geçmediğimiz köprüye, yürümediğimiz yola para ödemeye tepki mi gösteriyorsunuz?

Devlet kuruluşlarına girmek için ‘mülakat değil, liyakat’ mı önemli diyorsunuz?

Çoğaltmak mümkün. Bu ve benzerlerini söylediğinizde şimdi sizin “milli ve yerli olmadığınız”ı söyleceklerdir. Eğer onlara göre “yerli ve milli” değilseniz nesiniz? Gelecek, siz ve sizin gibiler için hiç kolay olmayacak.

Durum bu maalesef.

Hakkını aramak artık çok çok zor. Ne diyorlarsa doğrudur, ne diyorsanız yanlıştır yalandır diyorlar.

Neden bu durumdayız?

İktidar 2019 seçimlerini hayati olarak görmekte. Bunda da haksız değil. İktidarı kaybetmeye tahammülleri bulunmamakta. Bütün bu sorumsuzluk ve hesap vermezlik bir anda bitebilir.

Yolun sonu şuna çıkmaktadır.

Devlet, iktidarın devleti mi olacak, yoksa halkın devleti mi olacak?

Ülkemiz ve demokrasimiz açısından önemli ve kritik olan durum bu!

Buradan ya demokrasiye yürünecek ya da tek kişinin yönettiği bir ülkeye gidilecek!

2019 seçimleri bu kadar önemli ve hayati …

(09.01.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X