Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
“MUSTAFA KEMAL’İ AĞLARKEN GÖRDÜM”
Celal DURGUN...

“MUSTAFA KEMAL’İ AĞLARKEN GÖRDÜM”

Bu içerik 388 kez okundu.

‘sözün özü’ - Celal DURGUN / [email protected]

Mustafa Kemal, ufukların ötesini gören adamdır.

Attığı her adımın hesabını, kitabını yapan, ölçüp biçen ve ona göre karar veren bir kişiliğe sahiptir.

Aceleci değil, gerçekçidir.

Teslimiyetçi değil, mücadelecidir.

Maceracı değil, akılcıdır.

Hayalci değil hakikatçidir.

Tekrarcı değil, yenilikçidir.

Reformcu değil, devrimcidir.

Tutucu değil, ilericidir.

O, kahraman bir askerdir.

O, korkusuz bir devlet adamıdır.

O, yalansız bir siyasetçidir.

O, imkânsızı gerçekleştirmiş, zoru yenmiştir.

O, her koşulda çare üretmiştir.

Haklının yanında, haksızın karşısında durmuştur.

Ezilen uluslara umut, ezen devletlere hasım olmuştur.

Yılmaz kişiliği, azimli direnci, dik duruşu ve kararlılığıyla; aşılmazı aşmış, yenilmezi yenmiştir.

Çocukluğunu okuyunuz, gençliğine bakınız; O’nu hep en önde görürsünüz.

Sürgün yedi, yılmadı.

Tutuklandı, geri adım atmadı.

Tehdit edildi, geriye çekilmedi.

İdama mahkûm edildi, davasından vazgeçmedi.

Satın almayı denediler, yüzlerine tükürdü.

Mustafa Kemal’i anlatan çok sayıda kitap okudum.

Mustafa Kemal’le anıları olan kişilerin yazdıklarını yeniden gözden geçirdim.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, en zor anlarında bile duygularına hâkim olmayı başarmış, acısını içine gömmüş, gözyaşını yüreğine akıtmış bir lider olarak bellemiştim.

Ta ki, Atatürk’ün sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’un anılarını okuyuncaya kadar!

Cebesoy, Mustafa Kemal Atatürk’ü ağlarken gördüğünü anlatır.

Şaşırmadım desem yalan olur.

Çanakkale’yi geçilmez kılan, Yedi Düveli durduran, üzerinde güneş batmayan devleti yenen, padişahlık düzenini yıkan, saltanatı kaldıran, tekkeleri-medreseleri sonlandıran, cumhuriyeti kuran, aydınlanmanın yolunu açan, çağdaşlığı oturtan, aklın, bilimin emrettiği okulları açan, özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin, hakkın, hukukun, adaletin savunucusu; cephelerin yenilmeyen komutanı; devrimlerin korkusuz önderi yüce insan ağlar mı?    

Ali Fuat Cebesoy’un yazdıklarını aktarıyorum:

“Trablusgarp Savaşı başlamıştı. Adriyatik sahilinde toplanacak ordunun Manastır’daki kurmay heyetine tayin edilmiştim. Oraya giderken Selanik’e uğradım.

İki gece, üç yıldır görmediğim arkadaşım Mustafa Kemal’e misafir oldum.

Mustafa Kemal, Trablusgarp’a gitme hazırlıkları içinde idi.

İki gün sonra İstanbul’a hareket edecekti.

Ertesi gün akşamüstü beraberce Beyazkule bahçesine gittik.

Ben, Türk-İtalyan ilişkilerinin ön safhalarını anlattım.

 İtalyanların savaş hazırlıklarına dair İstanbul’a yazdığım mektupları, yaptığım uyarmaları bir bir açıkladım. Fakat hiçbirine cevap bile verilmediğini söyledim.

 İçimi döktüm. Meğer o benden dertli imiş.

Mustafa Kemal 5. Kolordu emrinde iken, gördüğü hataları ve eksiklikleri bir rapor halinde yazarak 30 Haziran 1911’de kumandana verdiğini söyledi.

Raporun ana hatlarını okudu. Tümen kumandanlarının görevlerinin cahili olduğunu, alay ve tümen kumandanlarının teftiş tenkitlerinde, cahilliklerinin subaylarda hayret ve istihza (eskimiş) duyguları uyandırdığını, bunların emirlerindeki kıtaları yetiştirmekten aciz olduklarını yazmıştı.

Aynı raporda diyordu ki: Bu hale bir an önce çare bulmaya teşebbüs, her namuslu ve vicdan sahibinin vazifesidir. Emrü kumanda salahiyetlerini haiz olmayanların bu husustaki hizmetleri, müşahade ve tetkiklerini icraat sahibi olanların şahıslara merhamet etmek zayıf kalpliliğinde bulunarak ordunun inhititatına (ket vurmasına) yardım etmemeleri lazımdır.

5. Kolordu Kumandanı, bu raporu, üst makamlara, bir itaatsizlik, bir haddini bilmezlik örneği olarak ulaştırmıştı.

Bu Kolordu Kumandanı, Selanik’i düşmana teslim eden Hasan Tahsin Paşa’dır.

Mustafa Kemal, işte sana bir kolordu kumandanı, bu adam vatan müdafaasında canla başla çalışacak. Yok,  böyle bir şey diyordu.

Mustafa Kemal’in bu akşam mahzun bir hali vardı.

Akıbeti karanlık, anavatandan uzak ve halkı yabancı bir ülkenin müdafaasında karşılaşacağı müşkülleri düşündüğünü sanmıyordum.

Mustafa Kemal, tam manasıyla bir askerdi. Zorluklara, her türlü meşakkate göğüs germesini bilir, adeta bundan zevk alırdı. Herhalde üzüntüsünün bir sebebi olmalıydı.

Sende bir şey var, dedim, ne oldu?

Bir şey yok, dedi, fakat müteessirim. Doğup büyüdüğüm Selanik acaba Türklerin elinde kalacak mı? Ben eğer Trablus’tan dönersem, yine buralara gelebilecek miyim?

Ne demek istiyorsun?

Gözleri nemlendi. Korkuyorum, Fuat, korkuyorum.

O gece saatlerce konuştuk.

Balkanların durumunu inceliyor, Balkan Savaş’ını mukadder ve yakın görüyor, hükümet edenlerin ilgisizliğini, İttihatçı askerlerin hala politikadan ayrılmamış olmalarını teessürle anlatıyor, Arnavutluk Harekâtı sırasında kurmay başkanı olarak bulunduğu Mehmet Şevket Paşa’ya tehlikeleri birer birer sayıp döktüğünü söylüyor; Paşa, artık cemiyete söz geçiremiyor diyordu.

O gece ay Olimpos Dağları’nın arkasında kaybolurken, Mustafa Kemal içini çekerek:

Ah, Selanik, seni bir daha Türk olarak görecek miyim? Dedi.

Baktım, ağlıyordu.

O altın sarısı saçlarını okşadım. Teselli etmeye çalıştım.

Ben, Mustafa Kemal’in, bütün müşterek hayatımız boyunca bu derece müteessir olduğunu görmedim.” (SINIF ARKADAŞIM ATATÜRK / ALİ FUAT CEBESOY)

 

ALİ FUAT CEBESOY KİMDİR?

Asker ve siyasetçidir. Atatürk’ün sınıf arkadaşıdır.

Kurtuluş Savaşı’nda önemli görevler aldı. Amasya tamimini imzaladı.

Savaş günlerinde Moskova Büyükelçiliği görevinde bulundu.

Sovyetlerle Moskova Antlaşmasını yaptı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı.

1926 yılında İzmir Suikastı dolayısıyla Kâzım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele paşalarla birlikte tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. Ali Fuat Cebesoy, anılarında Gazi’nin “Paşaları senin hatırın için affettirdim” dediğini aktarır. Atatürk, hasta olarak Savarona yatında yatarken, kendisini yanına davet ettiğini “uzun zaman yatakta kalacağım, Fuat Paşa beni yalnız bırakma” dediğini yazar.

1948’den sonra Demokrat Parti’ye katıldı.

27 Mayıs 1960’da Yassıada Mahkemelerinde yargılandı, ceza almadı.

10 Ocak 1968’da İstanbul’da yaşama veda etti.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X