Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Köy Enstitü günlerim ve sonrası …
Mehmet SARI...

Köy Enstitü günlerim ve sonrası …

Bu içerik 421 kez okundu.

Mehmet SARI - Emekli İlköğretim Müfettişi 

1942’den itibaren 3 yıl Kızılçullu Köy Enstitüsü’nde okudum. Sonra 2 yıl da öğrenciler olarak Ortaklar Köy Enstitüsü’nü kurduk. Ortaklar Köy Enstitüsü’nü 1947 yılında bitirdim ama okulum beni Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne gönderdi. Bu okulda öğrenim görmeye başladım. Sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümüne girerek öğrenim hayatıma devam ettim. Buradan İlköğretim Müfettişi olarak mezun oldum. Memuriyet hayatımı 1977’ye kadar sürdürdüm.

Müfettişliğe, 1960’da Bitlis ilinin Ahlat ve Adilcevaz ilçelerindeki ilkokulları teftişle başladım. 4 yıl burada görev yaptıktan sonra Muğla’ya nakil oldum. Muğla’nın her ilçesinde, köyünde görev yaptım.

Köy Enstitülerinde üretimle birlikte eğitim uygulanırdı. Ayrıca sanat da vardı. Öğrenciler olarak bu sanatla binalarımızı yapardık. Köylere gider, okul binaları yapardık.

Köy Enstitüsü’nde yetiştirdiğimiz ürünleri, başka enstitülere verirdik. Onlar tüketirdi. Onlar da bize verirdi. Aramızda böyle bir dayanışma vardı. Kireç, tuğla ve daha birçok şeyi kendimiz üretirdik. Her ayın iki haftası kültür derslerine, bir haftası ziraat, bir hafta ise sanat çalışmalarına ayrılırdı. Ayrıca müzik ve halk oyunları, sabahları okulda tüm öğrencilerin katılımıyla topluca icra edilirdi. Her öğrenci Mandolin çalardı. Kızlar dikiş dikerdi.

Okulda her hafta tatil günlerinde müsamere ve eğlence günleri düzenlenirdi. Futbol, voleybol maçları yapılırdı.

Okulda kızlar kısmı, yatakhanesi ayrıydı. Oraya erkek öğrenciler giremezdi ama derslerde ve ziraat çalışmalarında kız-erkek birlikte çalışmalar yapılırdı.

Okul 5 yıldı, yazları da okunurdu. Yalnız bir ay tatil vardı. Bizler de o dönem köylerimize giderdik.

5 yıl sonra öğretmen olur, köylerde öğretmen olarak göreve başlardık. Köylerdeki birinci görevimiz, köylüleri aydınlatma ve köyün ekonomisini yükseltmekti. Bunun için bizlere at, araba ve 30 dönüm hazine arazilerinden tarla verilirdi.

Bu araziyi eker-biçer, ürün yetiştirir ve satardık. Köylülere de örnek olur, onları da üretimde eğitirdik.

Köy okullarında ‘işlik’ kısmı vardı. Buralarda daha modern tarım çalışmaları için Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde uzman kişiler yetiştiriliyordu. Yani köy enstitüleriyle ülkenin geleceği parlaktı. Ülke aydınlanıyordu.

Köy Enstitülerinde sağlıkçılar da yetiştiriliyordu. Bunlar, köylerin doktoru, sünnetçisi idiler. Böylece sağlık yönünden de köy enstitüleri büyük hizmet veriyordu ama ne yazık ki ABD ve ağalar 1954 yılında bu okulları kapattırdılar.

Van Ağası Kinyas Kartal başta olmak üzere dönemin ağaları, Adnan Menderes’e bu okulları kapattırdılar. Böylece Türk mucizesi olan Köy Enstitüleri, geleceğin güneşi söndürüldü. Böylece bugünkü gerilikler, Şeriat ve tarikatçılar türedi. FETÖ darbelerini yaşadık.

1977’de yapılan genel seçimlerde görevimden istifa edip, Cumhuriyet Halk Partisi’nden milletvekili aday adayı oldum, seçimlere katıldım. Bu seçimlerde CHP, milletten yüzde 42 oy aldı. O dönem CHP’nin genel başkanı merhum Bülent Ecevit’ti.

Bu seçimlerde CHP; “Toprak işleyenin Su kullananın”, “Ne ezen ne de ezilen, İnsanca hakça bir düzen kuracağız” gibi söylemlerle halkın karşısına çıktı. Bu söylemleri halk da benimsedi. Bu sloganlara güven duyarak CHP’ye yöneldi. Bülent Ecevit’e ‘Karaoğlan’ denildi. Yani o zaman CHP’de bir ümit ve geleceğe güven duygusu oluşmuştu. Çünkü halka, CHP’deki yenilikler sonrasında sorunlarının çözüleceği güvencesi gelmişti. Bu da halka gidilerek oluşturulmuştu. Halkla bütünleşme sağlanmıştı. Ama bugünkü CHP girdiği her seçimde halka ümit ve güven veremediğinden mi, milletten aldığı oy yüzde 25’lerde kalıyor.

Parti içi demokrasi eksik. Seçim delegelerle götürülüyor. Delege ‘senin adamın’, ‘benim adamım’ diyor. Ön seçim tüm parti üyelerinin katılımı ile olmalı ki, partinin her üyesi taşın altına elini koysun, partiye canlılık katsın. Çünkü partide eski CHP, yeni CHP diye ayrılık başladı, birlik ruhu söndü.

En kötüsü de CHP’lilerde aldığı oya göre delege sayısı oluşturması oldu. Hatta üye sayısı fazla olan iller, az olanlardan daha az delegeye sahip olur oldular. Bu yanlışlık, kurultayda her ilin temsili adaletli ve demokrat olamaz oldu. Böylece parti içi demokrasi tam sağlanamamaya başladı. Böylece partide dinamizm, canlılık kaybolmaya doğru gitti.

İşte bunlar her seçimde partiyi muhalefette bıraktı. Bir türlü iktidar olamaz yaptı. Bu da partide, nasıl olsa iktidar olamıyor diye üyelerde bir yılgınlık, partiye karşı çekimserliği başlattı. Ecevit zamanındaki parti üyelerinin heyecanı, katkısı azaldı. Ayrıca, CHP’de iktidar olamıyoruz diye ümitler zedelendi. Partiye daha çok iş arayanlar gelir-gider oldu. Yahut belediyeden çıkarı olanlar, sorunları bulunanlar partiye daha çok gelir-gider oldu.

Bir de şu günlerde yapılan parti kurultayı iyi yönetilememektedir. Çünkü son kurultay çok kötü geçti. Halktaki beklentilere cevap veremedi. Sorunlara çözüm getireceği ümidi veremedi. Partide yenilenme sağlanamadı. Sonra bazı partinin yetkili makamlarında bulunan kişiler, internette PKK’lılara af ister oldu. Bu gibi yanlışlar sorgusuz bırakıldı.

CHP kendini yenileyememesinden, halkta güvenecek değeri yaşamıyor ki, seçimlerde oyunu yükseltemiyor. Her seçimde olduğu yerde kalıyor. Hep muhalefet, hep muhalefet… Bu da üyeleri bıktırdı.

Ecevit zamanındaki halkla yakınlaşmayı ve ümit olmayı oluşturamaz oldu. Ki, Ecevit parti genel başkanı iken yüzde 42 oy alınmıştı seçimlerde…

CHP’de Ecevit gibi yeni lider ve kadrolara ihtiyaç var ki, yeni öneriler ileri sürülebilsin. CHP, seçimlerde oyunu arttırsın. Böylece üyelere iktidar olma hevesi verilsin, heyecan aşılansın. Kaldı ki bugünkü şartlarda iktidar olma gereği var. Çünkü bugünkü yöneticiler memleketi çok kötü yönetiyorlar. Halk, kurtuluş bekliyor. Bir de 1977 milletvekili genel seçimlerinde bana da köylerde seçim çalışmaları görevi verildi. Orman köyünde başka, zeytinci köyde başka, ova köylerinde başka tarzlarda konuşma yapıyordum. Partim bana seçim propaganda kitapçıkları vermişti. Onları okuyarak konuşmalarımı her köye gittiğimde hazırlıyordum.

Örneğin, orman köylerine gidince, “Biz iktidar olduğumuzda her köyde kooperatif kuracağız. Sizin köyde kooperatif, orman ürünlerini işleyecek, kereste üretecek. Böylece ihtiyaç olan keresteyi köyünüzde üreteceksiniz. Keresteler de yaşlı çamları orman idaresi sizin için damgalayacak. Bunları kesip kereste üreteceksiniz. Sonra ağaçların dibindeki çalı ve yaprakları köylüler toplayacak. Bunları Dalaman Kağıt Fabrikası’na verip kağıt olmasını sağlayacak ve satılarak sizler parasını alacaksınız. Kovan balı üretimini teşvik edeceğiz.

Ayrıca köyün derelerine gölet yaptırarak, sizleri sulu tarım üreticisi yapacağız. Bol sebze ve meyve yetiştiricisi olacaksınız. Bir de ilçede öğrenci yurdu açarak, çocuklarınızın bu yurtlarda kalmasını ve ilçede okumalarını sağlayacağız.

Zeytinci, köylerdeki kooperatifler eliyle havuzlarda sofralık zeytin oluşturma sağlanarak, yağa göre daha çok para kazanmalarını sağlayacağız.

Ova köylerine gittiğimde ise, ‘Köyünüz kooperatifine salça, konserve ve pekmez üretme tesisleri de sağlayacağız. Böylece sizlere para kazandıracağız’ diye köylülere ümit aşılardım.

Ayrıca her köyün yolunu yapacağımızı belirtirdim. Köprüler yapacağımızı söylerdim. Yani her köye yenilik ve gelir getireceğimizi anlatırdım. Bu konuşmalarımda onların da görüşlerini alıp ortak bir mutabakata varırdık. Köylüler de yapılacakları benimserdi. Köylerde, ‘Kooperatifçilik birlik ve beraberliği arttırır, kooperatifçilik kuvvettir’ diye köylüleri kooperatifçiliğe yönlendirirdim.

O günlerde ilçelerde ‘Işık evleri’ kuruluyordu. Bu evlere köylülerin zeki ve fakir çocukları alınıp cumhuriyet düşmanı bir kafada yetiştiriliyordu. Bunu da belirterek ‘Sizin çocuklarınız devlet yurdunda, cumhuriyet sevgisi olan vatandaşlar olarak okuyacak’ diye anlatırdım. Bilhassa çocuklarının devlet yurdunda okumasına beğeni gösterirlerdi …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X