Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Cumhuriyet ve devrimlerin coşkusu …
M. Cafer METE...

Cumhuriyet ve devrimlerin coşkusu …

Bu içerik 178 kez okundu.

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

Sohbet esnasında bir arkadaş, “Hocam, yerel basında nesir halinde yazılar yazıyorsunuz. Yazılarınızı zevkle okuyorum. Bizleri hem ikaz ediyor, hem de yol gösteriyorsunuz ama bu günlerde neden yazmıyorsunuz? Bilhassa yazılarınızda; Cumhuriyet, Atatürk, Devrimler, Eğitim-Öğretim, Ziraat, Sosyal ve Kültürel konular gündeminizde… Benim öğrenmek istediğim, 1930-1940’lı yılların gençlerinin hepsinde; vatan, millet aşkını sezdim. Bu sevgiyi, coşkuyu, görev aşkını nasıl kazandınız? Mesela eşek, katır veya at üstünde dahi zor gidilen, yaya olarak bin bir mahrumiyet içinde; yolu, okulu, suyu, camisi, öğretmen evi olmayan köylerde görev yapmış, aç-susuz kalmış, hayvan ahırını okul yapmış, vatan çocuklarını eğitmişsiniz. O günlerde erede tokuçla çamaşır yıkayan kadın bugün evinde çamaşır makinesinde yıkıyor, karasabanla çift süren köylü bugün pulluk ve traktörle tarlasını sürüyor. Bilhassa Köy Enstitüleri hakkındaki yazılarınızda bu konulardan bahsediyor, demircilik, marangozluk, yapıcılık, dokuma, terzilik ve ziraat gibi konulardaki yazılarınız hakikaten ilginç! Bizler o devirleri yaşamadık ama sizlerden öğreniyoruz. Köy enstitüleri neden kuruldu, biraz da bundan bahseder misiniz?” diye sordu.

Arkadaşıma, “Bakınız, sorduğunuz sorulara cevap vermeden önce ben size bir soru sormak isterim. Yıl 1923 … Daha Lozan Barış Antlaşması imzalanmamış, Cumhuriyet kurulmamış olmasına rağmen, İzmir’de toplanan İzmir İktisat Kongresi’nin almış olduğu kararları okudunuz mu? Eğer okumuşsanız sorularınızın cevabını bulursunuz.

Ben şimdi size İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlardan bahsettiğim zaman sorduğunuz sorunun cevabını orada bulacaksınız ama Atatürk’ün İktisat Kongresi’ndeki sözünü unutmamız gerekir.

“Kılıç ile fetihler yapanlar, sabanla fetihler yapanlara mağlup olmaya ve sonuçta egemenliklerini yitirmeye mecburdurlar. Osmanlı İmparatorluğu saltanatı böyle yıkılmıştır. Çünkü Osmanlı kılıçla fetihler yaptı amma sabanla uğraşmadı. Bizler fetih yaptık amma sabanla uğraşanları unutamayız” demektedir.

İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar:

1.Türk Milli Bankası’nın ve Anonim şirketlerinin kurulması,

2.Ulaşım, tarım, demir yolları ve sanayi yatırımları yapılması,

3.Aşar’ın kaldırılması,

4.Kooperatifleşmeye önem verilmesi (Tarım Kredi Kooperatifleri),

5.Yabancılara verilen imtiyaz hakkının kaldırılması,

6.Eğitim-öğretim, sağlık, aile hayatı, adil yargılama, yenilikler gibi konularda gerekli tedbirlerin alınması.

Diğer taraftan savaş bitmiş, Lozan Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet kurulmuş, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı seçilmiş, İnönü’ye bir mektup gönderiyor. Bu görevlendirme mektubunda İnönü’ye hitaben şöyle yazıyordu:

“Bize; geri, borçlu, hastalıklı bir ülke miras kaldı. Ama biz, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu. Özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız. Bu görevin ağırlığını, onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun” der ve memleketin genel durumu hakkında aşağıdaki olumsuz halleri İnönü’ye bildirir ve Cumhuriyetin ilk hükümetini kurmak üzere Başbakanlığa atandığını bildirmektedir.

 

Atatürk’ün tespit ettiği problemler ve genel durum

Paşam, 29 Ekim 1923 günü itibariyle; ülkenin nüfusu 13 milyon olup, nüfusun 11 milyonu köylerde yaşıyor. Köy sayımız 40 bin … 37 bin köyde okul yok. Postane, dükkan yok … 30 bin köyde camii yok … Traktör, biçerdöver yok … Tarım, karasabanla yapılıyor. Şeker, ayçiçeği üretimi yok … 40 bin köyden de ancak 5 bin köyün arazileri sulanmakta, o da nehir ve ırmağın geçtiği yerlerde …

Hayvan hastalıkları almış başını gidiyor. Neredeyse hayvan nesli tükenmek üzere … Veteriner, hayvan sağlığı memuru yok … İnsan sağlığı desen daha beter! Hastalar ölüyor. Bebek ölümü oranı yüzde 40 … Sıtma, frengi, tifo, tifüs, kızıl, kızamık, boğmaca hastalığından çocuklar ölüyor. Doğumda anneler, bebeler ölüyor. Tüm ülkede doktor sayısı 337’dir. Eczane sayısı ülkede 60 tanedir. 40 bin köy için bütün ülkede 137 tane ebe vardır. Sağlık memuru hiç yok … Yokoğlu yok Paşam …

Diğer taraftan; madenler, limanlar, demiryolu ve her türlü ulaşım yabancılara ait, kendimize ait bir metre uzunluğunda demiryolu dahi yoktur.

Düşman tarafında 11.500 bina yıkılmış, 12 bin hasarlı bina, 1000’in üzerinde köyümüz kül olmuş, yeri-yurdu belli değildir …

Osmanlı’dan bize kala kala dört fabrika kalmıştır. (Hereke-İpek, Feshane-Yün, Bakırköy-Bez ve Beykoz-Deri). Sanayi işletmelerinin yüzde 96’sında motor yok. Çalışanlar ise hepsi yabancı kişilerdir. Bir kiremit fabrikamız olmadığı gibi, dikiş iğnesi dahi İtalya’dan geliyor. Açıkçası ülkede sanayi yoktur.

Aydınlanma desen sıfır denilebilir. Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta var. Üretilen 50 kilovat enerjidir. Dört mevsim gidip gelebilecek yolumuz yok. Otomobil sayımız tüm ülkede 490 tane… Bu da dört büyük şehirde…

Bu da yetmiyormuş gibi, zaten perişan, yersiz-yurtsuz olan ülkemize mübadele yolu ile 400 bin insanın muhacir olarak gelmesi, bizi daha da zora soktu. Çünkü gelenlerin ceplerinde para yok, işleri yok, kalacakları ev-bark olmadığı gibi yakınları ve akrabaları da yoktu. Aynı zamanda gelenlerin çoğu hasta, bazıları yolda telef olmuşlar. Kalanlar mağaralarda kalıyor.

Ülkede sosyal ve kültürel çalışmalar yönüyle; tiyatro, sinema, resim, müzik, spor, heykeltraş sanatkârları bulunmadığı gibi, yeraltı ve yerüstü eski eserlere önem verilmiyordu. Zaten efendilerimiz böyle şeyler düşünmezdi. Eski eserler padişah tarafından diplomat, kral, padişah veya cumhurbaşkanlarına hediye olarak verilirdi veya Avrupa’ya kaçırılıyordu.

Doğan her dört çocuktan üçü okula gidemezdi. Nasıl gitsin ki? Okul, öğretmen yok … Osmanlı’da 4894 ilkokul, 72 ortaokul, 23 adet lise, liselerde okuyan kız sayısına bakınız: 230 … Öğretmenlerin üçte biri vekil … Ülkede bir tek üniversite var, o da Darülfünun … Medreselerde Türkçe konuşmak yasak! Bütün dersler Arapça …

Ülkenin durumu bu idi …

 

Cumhuriyet bu şartlar altında kuruldu. Öyle ise ne yapmalıydı?

Memleketin genel durumunu açıklayan Atatürk, İnönü’ye, kuracağı hükümete böyle bir ülke kaldığını ifade ile başarı dileklerini sunuyor.

Geçmişi bilmeliyiz ki, geleceğimizi ona göre düzenlemeliyiz. Bunun için tarih bilinci ve dünü unutmamamız gerektiğine inanıyorum. Biz, zamanın nasıl geçtiğini fark edemeyiz, zaman akar gider. İnsanlar doğar, büyür, gelişir, dünya değişir, iklim, ilim, fen değişir farkına varmadan … Tarihi olayların gelecek zamanda eskisi gibi tekrar etmesi mümkün değildir. Çünkü değişimin farkına vardığımız zaman çağın değiştiğini fark ederiz.

İnsanlar geçmişe saplanıp kalırsa, insanın ve toplumun tarihsel doğal değerleri bozulur, yaşanan çağa ayak uyduramazlar. Düne şaşı bakanlar bugünü göremezler. İşte İstiklâl Savaşı sonrası düne doğru bakmaya çalışan ve çalışacak olan Cumhuriyet Hükümeti, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere hummalı bir çalışma içine girerek, bakınız neler yapılmıştır.

Osmanlı döneminden kalma, yerli ve milli bir bankamız yoktu. Ancak yabancı sermayeli, Osmanlı Bankası, Deutsche Bank, Selanik Bankası gibi yabancı sermaye ile kurulmuş ve bize hiçbir faydası olmayan sömürü düzeni içinde bankalar vardı.

Cumhuriyet Hükümeti; ilk yerli sermaye ile İş Bankası’nı kurdu. Akabinde Merkez Bankası, şeker sanayi, uçak sanayi ve bir metre dahi demiryolu olmayan ve yabancılar tarafından yapılmış demiryollarını millileştirdi ve yeni demiryolları yapımına başlandı. Kara yolları, silah, kâğıt fabrikalarıyla Sümerbank, madencilik, şişe cam fabrikası, ekonomik durum ve kalkınma hamleleri, devrimlerin gerçekleşmesi, Şapka ve Kıyafet Devrimi, Yeni Harflerin kabulü, Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri, sağlıkta, tarımda, eğitimde yapılan çalışmalar ve devrimler…

1930 - 1940’lı yılların gençleri, yukarıda sayılan çalışmalar yanında hızla ülkenin kalkınması, düşman tarafından İstiklâl Savaşı’nda yıkılan - yakılan köylerin, şehirlerin imarını, zincirlerin kırılmasını, ağalık ve şıhların zorbalıklarının ortadan kalkması, Cumhuriyet ve Devrimlerin coşkusu ve çalışma azmimizi arttırıyor ve gururlandırıyordu. Büyük Türk Milleti hep bir oldu. Aşarın kalkması, köylerde büyük bir heyecan ve sevinç yarattı.

Eğitim-öğretimde büyük bir hamle başlatıldı. Ülkemizde üniversite, çeşitli okullar, millet mektepleri, sosyal ve kültürel çalışmalar yanında köylerimizin kalkınması yönünden Köy Enstitüleri açıldı. Köy Enstitüsü, öğretmen okullarından aldığı feyz ile köylere; at, katır ve eşek ile veya yaya olarak gittiler. Gittikleri köylerde durmadan-yılmadan çalıştılar. (1948 yılında öğretmen olarak Marmaris’ten Datça’ya ben de yaya olarak gitmiştim ...)

Tarım, orman, hayvancılık, sağlık, eğitim ve öğretim, sosyal ve kültürel çalışmaları başlattılar. Köylülere, karasaban yerine pulluğu tanıttılar. O köy enstitüsü mezunu öğretmenler, bütün zorlukları aç-susuz kalmalarına rağmen yendiler ve azimlerini kimse kıramadı.

Köyde okul, camii, su, yol yok … Sağlık sorunları nedeniyle ölen vatandaşlara yapılması gereken dini vecibeler, askerdeki oğluna mektup yazamayan analara okuma-yazma öğretmek için gündüz çocuklarına, akşamları da anne-babaları eğiten öğretmenler, köylerde ve vatandaşta değişimi gördükçe gururlanıyor ve ülke kalkındıkça övünüyordu. Çünkü köy enstitülü öğretmen, kendisi köye marangozluğu, demirciliği, yapıcılığı, tarımı, terziliği, dokumacılığı öğrenerek gelmişler. Köylü ile birlikte çift sürmüşler, orak biçmişler, köylü ile aynı sofraya oturmuşlar, kederde-sevinçte birlik olmuşlardır.

Ülkenin kalkındığı görmek insanların jandarma, ağa, şıh, ormancı baskısı, tahsildar korkusundan kurtulmaları, tütün ve gümrük kolcuları, aşar için köyde görevlendirilen zorbaların kalmaması hakikaten büyük bir başarıydı.

İşte 1930 ve 1940’lı yılların gençleri böyle bir çalışma ve kalkınma içerisinde yaşamanın mutluluğunu ve coşkusunu yaşadı ...

(07.02.2018)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X