Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Amaç Osmanlı’yı yüceltmek, Cumhuriyeti küçümsemek midir?
Gülçin ERŞEN...

Amaç Osmanlı’yı yüceltmek, Cumhuriyeti küçümsemek midir?

Bu içerik 623 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatta yaptığı değişiklikler halâ tartışma konusuyken, Ankara Valiliği’nin yazısıyla, il ve ilçelerdeki okullarda Padişah 2. Abdülhamit’in ölüm yıldönümü nedeniyle okullarda anma etkinliklerinin düzenlenmesi istendiği bilgisini edindik. Hatta bu konuda “TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın himayesinde” hazırlatılmış bir belgeselin de gösterilmesi istenmiş.

 

Eğitim – İş Yönetimi’nin daha önce basında yer alan açıklamalarında belirtildiği gibi; Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Belirli Gün ve Haftalar” listesinde 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana kutlanan ulusal bayramlarımızın yer almaması, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni düzenleyen zihniyete hizmet etmektir; kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk binlerce vatansever yurttaşın emeği ve şehadeti ile kazanılan Kurtuluş Savaşımızı ve Cumhuriyet Devrimi’ni hiçe saymaktır.

“Güneş balçıkla sıvanmaz!” 20’nci Yüzyılın ilk çeyreğindeki Bağımsızlık Savaşımızın; ilerici, laik, demokratik bir hukuk devleti kurmayı amaçlayan Aydınlanma Devrimleri’nin, Ortadoğu coğrafyasındaki müslüman toplumlar ve uzaklardaki ülkelere güneş olduğu bilinmektedir. Atatürk’e ve Cumhuriyet’e düşman olanların, devletimizin, halkımızın, ülkemizin düşmanlarıyla amaç birliği yaparak, bu ülke için canını ve emeğini vermiş milyonlara haksızlık ve ihanet ettiğini akıldan çıkarmamak gerekir.

 

Son yıllarda veliler ve eğitimciler, giderek kalitesizleşen ve yap boz tahtasına dönüşen eğitim - öğretim sistemiyle çocuklarımızın nasıl geleceğe hazırlandığı endişesini yaşarken, bir de Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı, gerici ve bölücülerle savaşıyor duygusuna kapılıyoruz. (Aslında bu durum, Cumhuriyet kazanımlarının ve Atatürk’ün değerini daha fazla anlamamıza ve takdir etmemize de yol açıyor. Çünkü, Cumhuriyeti yıkmak, ülkeyi bölmek isteyenlerin karşısındaki en büyük engel, halâ kendisini Atatürk ve Cumhuriyet ile özdeşleştiren yurtsever insanlar ve Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlardır.)

 

Tarihsel gerçekler tek yanlı

değerlendirilemez

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. Padişahı ve 113. İslam Halifesi 2. Abdülhamit, son padişahlar arasında, Meşrutiyet ile birlikte eğitim ve sanayi alanında birçok yeniliğe imzasını atmış, dönemi en fazla tartışılan padişahtır. O’nun ölüm yıldönümünün anılmasına niye bu denli önem verildiğine değinmeden, hakkında hazırlanmış olan 48 dakikalık belgesel filmden söz etmek gerekir. Belgeselde 2. Abdülhamit övülürken, onun döneminde yapılan tüm yenilikler, kalkınma hareketleri sanki İttihat ve Terakki ve Meşrutiyet dönemleri nedeniyle sekteye uğramış gibi bir izlenim yaratılıyor. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde Padişah’ın tahttan indirilmesine neden olan, ordu içindeki gerici (İttihat ve Terakki karşıtı, şeriat yanlısı) ve genelde “mektepli olmayan” düşük rütbeli askerlerin başlattığı, 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması da - sanki olaylarda İttihat ve Terakki’nin parmağı varmış gibi - anlatılıyor. Böylece, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle arasında benzerlik kurulmaya çalışılıyor. İstanbul’daki gerici ayaklanmayı bastırmak için Selanik’ten gelen “Hareket Ordusu”nda önemli görevi bulunan Kolağası (Kurmay Yüzbaşı) Mustafa Kemal de, adı anılmamakla birlikte, fotoğraf gösterilerek - dolaylı biçimde – suçlanıyor. Ayrıca, Selanik’e sürgüne gönderilen ve 3 yıl sonra Beylerbeyi sarayına getirilen, burada 76 yaşında yaşamını yitiren Padişah’ın, Meclisi Mebusan’ın inisiyatifi ile değil de halkın korkusuyla öldürülmediği anlatılarak, tarihi gerçekler saptırılıyor. Meşrutiyet dönemlerinde eleştirilen ordunun, 1’inci Dünya Savaşı sırasında övülen başarıları da 2. Abdülhamit’e mâl edilirken, onun döneminde başlayan yeniliklerin çok daha fazlası, Cumhuriyet’in ilk yıllarında değil de AKP iktidarı döneminde yaşama geçirilmiş izlenimi verilerek, aradaki 80 yıllık dönem atlanmaktadır. Film, bir dönem İttihat ve Terakki’ye üye olmuş Rıza Tevfik’in “Özür” niteliğindeki şiiriyle son bulurken, onun Osmanlı Hükümeti adına Sevr Antlaşmasını imzalayan heyette yer aldığı belirtilmiyor. (Rıza Tevfik, 24 Nisan 1924’te TBMM tarafından 150’likler listesine alınarak, yurda girmesi yasaklanmış, 1927’de de yurttaşlıktan çıkarılmış, ömrünü sürgünde tamamlamıştır.)

 

2. Abdülhamit’in yüceltilerek, okullarda anılmasını istemek, onun dönemine özlem duymanın işareti sayılabileceği gibi; döneminde gerici bir askeri ayaklanmanın yaşandığı despot bir padişah ile kendisini özleştirmek isteyenlerin bulunduğuna yorumlanabilir.

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden asıl kitlenin özünde, yüreğinde ve zihninde “Kurtarıcı ve Kurucu” Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Laik Demokratik Cumhuriyet’in yeri sarsılamaz.

(4 Mart 2018)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X