Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Atatürk döneminde ve bugün “Torpil”
Celal DURGUN...

Atatürk döneminde ve bugün “Torpil”

Bu içerik 573 kez okundu.

‘sözün özü’ - Celal DURGUN / [email protected]

Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyor, kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmiştir. Bir kadın, elinde bir kâğıtla Atatürk’e yaklaşır; titrek bir sesle: “Beni tanıdın mı? Ben sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var, Devlet Demir Yollarına girmek istiyor, sen onu alsınlar dedin, fakat müdür dinlemedi, ne olur bir kere de sen söyle ...”

Atatürk’ün gözleri parlamıştır, yüksek sesle: “Oğlunu almadılar mı? Ben salık verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş? Çok iyi yapmışlar? İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak” der.

***       ***       ***

Cumhuriyet’in kurucuları, devleti; “devlet” gibi yönettiler. Osmanlı’yı yiyip bitiren, dağıtıp çöktüren yönetim anlayışını yerle bir ettiler. Devlet’i; makam, rüşvet dağıtıcı, adam kayırıcı makam olmaktan çıkardılar. Hak edeni, hak ettiği yere getirdiler; iş yapan, sorun çözen, erdemli, yürekli kişileri yetkilerle donattılar. Ve o kişiler de, kendilerini o makamlara getirenlere “gebe” kalmadan; yasanın, tüzüğün, yönetmenliğin gereğini yerine getirdiler. Emir kulu olmadan, el-etek öpmeden işlerini başarıyla yürüttüler.

Türkiye; eğitimde çağdaşlaştı, üretimde sanayileşti, ziraatta makineleşti, sosyal yaşamda asrileşti, kültürde-sanatta markalaştı.

Ya bugün?

Bir değil, iki değil, üç fakülte bitiren; iki yabancı dil bilen, yüksek lisans yapan, doktor unvanı olan, akademik kariyerini tamamlayan kişiler iş bulmada zorlanırken, sırtını bakan ya da iktidar partisine dayamışsan, hele bir de iktidardakinin kızı ya da oğluysan, enişte, damat veya geliniysen; torun, yeğen, kuzen takımındansan, kardeş, amca, dayı, baldız gibi kan bağlılığın varsa, yaşadın.

“Adam”ı olana iş hazır! “Dayın” yoksa hangi kapıyı çalarsan çal, hangi sınavı kazanırsan kazan nafile.

***       ***       ***

Yıl 1934, dönemin Milli Eğitim Bakanı Abidin Özmen makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır, Bakan “giriniz” der. Atatürk’ün yaveri, yanında iki çocukla içeri girer ve elindeki zarfı Bakan’a verir.

Bakan Bey konuklarına yer gösterir ve zarfı açar. Mektubu okur. Mektupta şunlar yazılıdır.

“Bay Abidin Özmen, Milli Eğitim Bakanı...” Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın...”

Bakan Özmen, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir: “Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz.” der. Bakanın emri yerine getirilmiştir.

Abidin Özmen de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektubun içeriği şöyledir: “Muhterem Atatürk, Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu çocukları fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum...”

Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek: “Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı” diyerek olayı anlatır. İnönü, Bakan adına özür dilerken Atatürk: “Yok özür dileme, çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse!” der.

***       ***       ***

Ya şimdi?

“Reis”, Milli Eğitim Bakanı’na mektup yazsın, Bakan da “Reis”in isteğini geri çevirsin! “Anayasa” desin, “yasa” desin, “tüzük” desin, “yönetmenlik” desin. Emir, demiri kesermiş; “Reis” emredecek, bakan ya da bürokrat yerine getirmeyecek, mümkün mü?

Torpilin güçlüyse; Seç seçebildiğin kadar, iste isteyebildiğin kadar. En akçalı iş senin olur, en kolay iş sana gelir. Gözde de olursun, önde de.

Halkın çocuklarına KPSS mecburiyeti, mülakat zorunluluğu; arkasından sicil araştırması; anası kim, babası kim? Hangi gazeteyi okuyor? Hangi derneğe üye? Solcu mu, sağcı mı, laik mi? Kindar ve dindar mı?

***       ***       ***

Atatürk, bir konuşmasında arkadaşlarına şöyle sesleniyor:

“Benden iltimas beklemeyin. Hepiniz benim gözümde değerli, yüksek kardeşlersiniz. Ama hepinize göstereceğim hedef yüce, kutsal bir hedeftir. Hepiniz oraya yönelmişsiniz. Hanginiz daha güzel hatlarla, başarılarla oraya ulaşırsanız, onu ellerimi çatlayıncaya kadar çarparak takdir edeceğim, alkışlayacağım. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyin! Adam olanlar, insan olanlar, fikirleri olanlar, yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler. Benim size kardeşçe söyleyeceğim şey budur. Bütün arkadaşlarıma bildirmek zorundayım ki, ben ulusal hedefe bütün millet kütlesini yürütmek için doğal, ahlaki bir saikim, bunu isterim. Ama kim yapar? Kim yaparsa o başarılıdır.”

***       ***       ***

Ya şimdi?

Başa geçen “kral” kesiliyor, “biat” edecekleri yanına topluyor; karşı durana mevki veriyor, paraya boğuyor, ihaleye katıyor ve yandaş yapıyor. Geçmişte birbirine “sövüp” sayanlar; bugün canciğer kuzu dolması olmuşlar; Gel yanıma, gir koluma köşe kapmacası oynuyor! Her yanda ilkesizlik, tutarsızlık, güvensizlik … Eğitim, öğretim, deney, liyakat, ehliyet, sadakat unutulmuş! İstediğin kadar oku, kaç dil bilirsen bil, ne denli deneyim sahibi olursan ol, hükümet kanadından torpilin yoksa, hiçsin.

***       ***       ***

Atatürk diyor ki; “Devlet işlerinde liyakat, din açısından da gereklidir. İslam’ın, toplumsal görevlerin verilmesinde dindarlık diye bir ölçütü yoktur, böyle bir talebi de yoktur. Talebi tektir, o da ehliyetin, liyakatin öne çıkarılmasıdır. Ehliyet ve liyakatle dindarlık arasında tercih gerektiğinde, Kur’an ve Peygamber’in tercihi tereddütsüz ehliyettir, liyakattir. Eğer dindarlık veya daha fazla dindarlık insanlar arasında bir değer ölçüsü olursa, iyi bir toplum düzeni kurulamaz. Çünkü dindarlık bir avantaj olunca, daha dindar görünme yarışı başlar; ehliyetin yerini, üretkenliğin yerini dindarlık gösterisi alır.”

***       ***       ***

Ya bu gün?

Diyanet’e, dilediğince kaynak, dilediğince kadro! İmam Hatiplilere müdürlük, genel müdürlük, şube müdürlükleri… Sonrası, akıl almaz “fetvalar”, düşüncesizce söylenen sözler, beceriksizlik, acemilik, bilmezlik, bilinçsizlik, yetersizlik; haktan, hukuktan, bilimden, ahlaktan uzaklık ve hata ve hata …

***       ***       ***

Hırsın, ihtirasın esiri olmuş kişilere, örgütlenmelere teslim edilen devletler yıkılmaya, milletler bölünmeye mahkûmdurlar. Atatürk, bunu yıllar öncesinden görmüş, ona göre tedbirini almış ve bize de uyanık kalmayı öğütlemişti:

“Devlet hizmetine namuslu insanlar alınmalıdır, namuslu insanlar tavsiye edilmelidir. Bu kişiler güvenilir, görüş sahibi, yurtsever olmalıdır. Bu sayede milli birliğimiz de sarsılmaz temeller üzerine oturur. Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, başarılı olması; o kurumun başına geçenlerin iyi ahlaklı, dürüst, imanlı ve feragatli kişiler olmasına bağlıdır. Bir millet ancak bu niteliklere sahip insanlar tarafından yönetilirse, geleceğinden emin olabilir. Yiyici, rüşvetçi, ahlaksız insanlar yüce ve kutsal gayeler için, ulusal hizmetler için lekedir.”

***       ***       ***

Ya bu gün?

Adalet bile adamına göre işliyor. Bakan yakınıysan, Belediye Başkanının hısımıysan jet hızıyla soruşturma, kovuşturma sonra hooop dışarıdasın, garibansan perişansın. Alman gazeteciye özgürlük, bizimkine sabret. Kandırmaca efelenme, boş nakarat ve yerine getirilmeyen vaatler ve vaatler…

Sözün özü; Kemal’in Türkiye’si “kimsesizlerin kimsesiydi”; Şimdinin Türkiye’si, arkası kuvvetlinin! Liyakat, sadakat, erdem, deney, eğitim, ustalık dönemi büyük oranda yaralanmıştır.

Yağcılık, yandaşlık, döneklik, çıkarcılık, inkârcılık gibi olumsuz örneklerin bolluğu, toplumun değer yargılarını sarsmıştır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Mehmet Uzman     2018-03-16 Başvekil İsmet :“Bir iş ki devletin nüfuzunu kullanarak şahıslar veya bankalar yapar, bunu anlamıyorum.Ben devletçilik denen şeyi anlarım,fakat dolapçılığı anlamam.” demiş ve Atatürk’ün pek yakın bir arkadaşının adını söyleyerek bu kişinin karıştığı ihalelerin iptal edilmesini emretmişti.Bir gün Meclis koridorunda yüksek sesle; hazineyi soydurmayacağım,hazineyi soydurmayacağım diye haykırdığını görmüştüm.(Falih R. Atay –Çankaya) Bir AYYAŞ ın (!) yaptığına birde AYIkların yaptıklarına bakın.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X