Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
‘Toprak Reformu’, Cumhuriyet’in en önemli projesiydi
Mehmet SARI...

‘Toprak Reformu’, Cumhuriyet’in en önemli projesiydi

Bu içerik 288 kez okundu.

Mehmet SARI - Emekli İlköğretim Müfettişi 

Toprağı olan kişi vatana bağlıdır. Çünkü toprak ekmektir. İnsanın karnını doyurur. Bu da çalışarak, toprağı işleyip ekerek elde edilir.Yani toprağı olan çalışır, ürün yetiştirir. Vatanını sever uğrunda ölür de. Çünkü vatan toprağı ona ekmek veriyorsa vatandaşa kan ve can olmaktadır. Vatandaş canını sevdiği kadar toprağını da sever ve korur.

İşte Cumhuriyet’in çok önemli projesi ne yazık ki bugüne kadar bir türlü gerçekleşmemiştir. Demek ki bugün daha çok ithalatçı olmamız, üretimde geri kalmamız, dış tarım ürünü almamız toprak reformunu hayata geçirememekte oluşumumuzdan ileri gelmiştir.

Bugün toprağı olmayan insanlar daha çok çalışmayı ve üretmeyi bıraktılarsa, toprakları olmamasındandır.Yani toprak insanı çalışmaya ve üretmeye sevk eder. Buna alışkın toplumlar ‘milli birlik’te de kuvvetli olur. Kardeşlikleri çelik gibidir. Bir de, böyle toplumda barış ve dayanışma vardır, mutludurlar da. Herkesin yüzü güler, vatana bağlılığı kuvvetlidir.

Ancak bir de bunların oluşabilmesi için milli eğitimin ülkede yaygın uygulanması ve her ferdinin bu eğitim değerlerini tam almış olması da gerekir.

İşte, Cumhuriyet kurulurken, başta eğitime büyük önem verilmiş ve çağdaş eğitim uygulanmıştır. Nedeni, kanunla kadınlara daha önceleri olmayan, verilmeyen miras hakkı verilmiş. Ayrıca kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra, “şimdi büyük savaşa başlayacağız” deyince etrafındakiler “Efendim biz savaşı bitirmedik mi” diye seslenirler. O da onlara, “bu savaş cehaletle savaş” der ve o savaşı başlatır.

İşte, yurdun dört bir yanında gece okulları ile okuma bilmeyen herkese okuma yazma öğretme seferberliğine başlanır. Ayrıca Latin harfleri kabul edilir. Bu Latin harfleri ile Arap harflerine göre okuma yazma daha çabuk öğrenilir. Böylece yurtta okullaşma başlar. Ülkemizin o yıllarda % 80’i köylerde yaşamakta imiş. Köylüleri okula kavuşturmak için Köy Enstitüleri yurdun 4 yerinde kurulur, üretime ve uygulamalı eğitime başlanır. Bu okullarda Sanat, Ziraat ve Kültür dersleri verilir. Öğrenciler yatakhane, dershane ve yemekhane binalarını kendileri yapar olmuş. Kireç ve tuğla ocakları varmış.

Köy Enstitüleri, ‘Türk Mucizesi’ olarak Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç tarafından bulunmuş ve kurulmuştur. Böylece köy okullarından mezun olan başarılı çocuklar bu okullara alınır. 5 yıl öğrenim gördükten sonra öğretmen olup köylerde göreve başlarlardı. Bu öğretmenlerin köylüyü aydınlatma, cahillikten kurtarma baş görevleri idi. Sonra köylüyü ekonomik yönden de kalkındırmak, görevleri arasındaydı. Bir de Köy Enstitüleri sağlık memuru yetiştirerek köylünün sağlıklı olmasına önem verirdi. Bunlar köylerin doktoru ve sünnetçisi idiler.

Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığından, İsmail Hakkı Tonguç’un da İlköğretim Genel Müdürlüğü’nden alınması, yurdu kurtaracak ve kalkındıracak olan Köy Enstitüleri uygulamasına darbe vurdu. Bazı uygulamalardan vazgeçildi. Esas Köy Enstitülerine darbeyi ABD ve ağalar vurdular. Zamanın Van ağası Kinyas Kartal’ın iki köyüne Beşikdüzü Köy Enstitüsünden öğretmen tayin ediliyor. 2 yıl sonra ağa Kinyas Kartal bu köylerine ziyarete gelir ama köylülerden eski itibarı göremez. Nedenini araştırır. Köylüler, öğretmene 30 dönüm tarla verildiği ve bu tarladan ürettiği ürünü öğretmenin kendisinin satıp para kazandığını emsal gösterip kendilerine de tarla verilmesini istemeye başlamışlar. Bunu öğrenen Kinyas Kartal, “Bu Köy Enstitüleri devam ettikçe bizim ağalık bitecek” diye çevredeki ağaları uyarıyor.

Tüm ağalar zamanın Başbakanı Adnan Menderes’e baş vurarak Köy Enstitülerinin kapatılmasını isterler. Başbakan’da 1954’te Köy Enstitülerini kapatan kanunu kabul ettirir ve bu okullar kapanır. İşte bu okullar kapanmasaydı, yurtta ağalık biter, tarikat, cemaat ve şıhlar yok olurdu. İslamiyet ise yanlış anlaşılmaz ve hatalı uygulanmazdı. Sonra, kadınlar şiddet görmez, küçük çocuklara cinsel istismar yapılmazdı. Ayrıca ülkemizde tam demokrasi yaşanırdı. Çünkü tam eğitilen ülkeler gerekli olan demokrasiyi yaşar. Nerede demokrasi yoksa eğitim de noksandır. Çünkü eğitim, insanlara iyi ile kötüyü ayırt etme gücü verir. İyi eğitilen insan, ülke ve kendi çıkarını iyi görür. Ona göre oyunu doğru yönde kullanır.

İşte, halkım oyunu doğru yönde bugün veremiyorsa yeterli eğitilememesindendir. Sonra bugünkü gibi dindarlaşmış eğitim, akıl ve bilim dışı olan eğitim olursa, o ülkede yeterli demokrasi ve adalet olamaz olamıyor da zaten, bizde olduğu gibi.

Demek ki bunların noksanlığı toprak reformunun uygulanmaması ile eğitimdeki geriliktendir. Toprak reformunu Atatürk de istemişti, ama olmadı. Gene Toprak Reformunu İsmet İnönü 1940’lardan sonra ele aldı ise de, partisindeki ağalar karşı çıkarak engellediler ve partiden ayrılıp ‘Demokrat Parti’yi kurdular. 1950’de iktidar oldular. İşte böylece ülke için çok yararlı olacak olan toprak reformu yapılamamış oldu. Demek bu oldurmamanın sonucu ülkemizin yaşadığı terör gibi çok belaları yaşayıp geldik. Ve daha da yaşıyoruz ne yazık ki …

Unutulmamalıdır ki toprak reformu ile vatanın birlikteliği olurdu. Hiç terör gibi belaları yaşamazdık. Şu feodal yapımız hem canımızı hem de demokrasimizin belini kırıyor, zayıflatıyor. Ayrıca 1 milyon çocuğumuz tarikatların elinde imiş. Bu haber çok acı değil mi? 50 sene önce de ışık evlerine çocuklar toplanıyordu. Bunlardan ülkemizde darbe kalkışması olmadı mı ? Meclisimiz bombalanmadı mı ? İnsanlarımız ölmedi mi?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X