Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Ey Amerika, Ey Fransa … Ey İnsanlık!
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Ey Amerika, Ey Fransa … Ey İnsanlık!

Bu içerik 379 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Bir insan ömrü için bu kadar katliam ve savaş fazla. Nasıl bir dünya ki bu, yaşamış olduğu iki dünya savaşından da ders almamış, halâ öldürmeye devam ediyor. Halâ birileri birilerine ders vermeye, onu hizaya sokmaya ve sözün kısası hakmış gibi onu sömürmeye devam etmeye çalışıyor.

Doğal kaynaklarını, olmadı tarımsal faaliyetlerini, olmadı gelişmiş beyinlerini, olmadı pazarlarını sömürmek için ne lazımsa yapmaya çalışıyor. Bunu da; ikna ederek, bazen ağzına bir parmak bal sürüp “sen zahmet etme ben sana onu hazır veririm” diyerek, bazen hükümet edenleri tarafına çekerek, bazen seçimlerine müdahale ederek, bazen askeri veya sivil darbeler yaptırarak, en olmadı savaş ile yapıyor.

Bunun son seri örneklerini BOP adı altında Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada ve Arabistan yarımadasında görmekteyiz. Ülkeler, ortada hiçbir gerekçe olmadan, başka ülkelerin silahlı güçleri tarafından bombalanarak içerdeki muhaliflerin iktidara geçmeleri sağlanıyor. O ülke yöneticilerinin suçları neydi? Hangi uluslararası yasaya aykırı davranmışlardı? İspat edilmeden, yargılanmadan cezalandırılıyorlar. Kendi halkları tarafından değil, başkaca devletler veya devletler topluluğu tarafından. Ki bu devletler kendilerini ‘demokrasi, hukuk ve adalet’ açısından lider ülkeler olarak görmekteler. Böyle bir hakkı nereden alıyorlar?

Kabûl eder veya etmezsiniz ama halkı için kendince doğru olduğunu düşündüklerini yapan bu ülke liderleri ya sokaklarda kendi insanları tarafından hunharca katledildiler veya yabancı ülkelerin nezaretinde kurulan mahkemelerde verilen kararların ardından asıldılar. Ve bu ülkeler genellikle müslüman ülkeler. 

Kim bu katliamlara karşı çıkabildi? Kim bu adil olmayan, bir ülkenin başka bir ülkeye yasal gerekçesi olmadan silahlı müdahalesi karşısında sesini yükseltebildi?

Hiç kimse! Bilakis batının bu tutumuna ya alkış tuttular, ya iyi yaptılar diye destek verdiler ya da mali olarak finanse ettiler.

Hani, Müslüman coğrafyaya  “kendi içinizde birlik olunuz” diyen hükümetimiz bile Kıbrıs harekatında bize tüm olanaklarını açan birkaç ülkeden biri olan Muammer Kaddafi’ye karşı kurulan cepheye askeri gemi ile katılmaktan kaçınamamıştır. Cezayir keza öyle. Ki son Cezayir gezisi tam bir hüsran olmuştur. Bütün bu coğrafyanın önemli kesiminde Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk örnek alınmış, özgürlük mücadelelerinde izledikleri, örnek aldıkları kişi olmuştu. Kimi bayraklarını benzetmiş, kimi evlerinin duvarlarını O’nun resimleri ile donatmıştı. Şimdi ise bu sevgi ve saygı şu anki Türkiye’ye gösterilmemektedir. Nedeni ise, mevcut iktidardır. 

Bu dönemde Mısır, kendi içinde Müslüman Kardeşler grubunun iktidarı elde etmesi sonrası aynı süreçleri yaşamış, sonunda askeri bir darbe ile şeriat yanlıları tasfiye edilmiştir. Bu sonuca bizim hükümetimiz uzunca bir süre itiraz etmiş, ‘kabul edilemez’; ‘demokrasi, insan hakları’ diyerek Müslüman Kardeşler’in tasfiyesinin karşısında çaba harcamıştır. Bugün Mısır, Arap dünyasında sözü bizden daha çok geçen bir ülke ve uzunca bir süre birlikte olunmuş bu coğrafya ile ne yazık ki şimdi Fransa’nın olduğu kadar bile yakın değiliz. 

Suudi Arabistan ile ise ne yazık ki en aşağılayıcı durumlara düşmeyi göze alarak otel odalarında ayaklarına gitmeyi, kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Anıtkabir ziyareti yapmamış olmalarına rağmen bugün gelinen durum Mısır ve Amerika ile kurdukları ittifakı dışarıdan izlemek zorunda kalınmıştır.

Varsa yoksa Katar diyerek her halde iktidarları döneminde yüzden fazla ziyaret sonrasında ve ülkemizin birçok kurum, kuruluş ve arazisini sattığımız ülke Amerika’dan dayak yemiş olsa da Trump’ı ziyaret edip kendilerini affettirmek için 12 milyar dolarlık silah siparişini sırıtarak resim çektirip açıklıyorlar, biz de seyrediyoruz.

Irak bu sürecin en dramatik ve ilk tokadını yiyen ülke oldu. Konu neydi? Kimyasal silah! Var mıydı? Bulundu mu? Ne savaştan önce ne de savaştan sonra bulunamadı. Zaten de yokmuş. Ama ne oldu. Emperyalist güçler zaten o ülkeyi vurmayı, rejimi değiştirmeyi kafaya koymuşlardı, yaptılar da. Üstelik savaşın maliyetini çok acı da olsa diğer Arap Müslüman ülkelerden alarak. En son teknolojik silahlarını denediler, stoklarındaki cephaneleri tüketme imkanı buldular, askerlerine yeni strateji deneyimi kazandırdılar, ekonomilerine yeni üretim imkanı sağladılar, bu yolla işsizlerine iş imkanı yarattılar. Ve tabii ki en önemli ve asıl konu olan ve Saddam’ın “yeraltı kaynakları halka ait olmalıdır ve bunların işletilmesini Rusya işbirliği ile yapacağız” dediği konuyu da halletmiş oldular. Savaşta bir milyondan fazla Iraklı öldü. Kentler, alt ve üst yapılar harap oldu.

Bu konuda biz ne yaptık biliyor musunuz? Biz de bu işte olalım, hatta Amerikan kuvvetlerine ülkemizden geçiş hakkı verelim diye Meclisimizde iktidarın önerisi ve çok şiddetle savunması ile ‘1 Mart Teskeresi’ni geçirmeye çalıştık. Çok şükür ki o teskere, sağduyulu milletvekilleri tarafından reddedildi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı buna çok kızdı. Halâ daha, girseydik neler kazanılacağından ve girmeyerek nelerin kaybedildiğinden yeri geldikçe bahseder. Oysa orası başka bir ülke. Orayı başka devletler hakkı olmadığı halde bombalayarak yüz binlerce insanı öldürüyorlar. Ayrıca bu iktidarın dini yaklaşımı açısından ölenler müslüman, bize göre önce insan, yazık değil mi?

İnsan komşusuna böyle bir zarar verir ve sonra iyi bir komşuluk ilişkisi nasıl kurar? Emperyal devletler günü gelir giderler, biz yine onlarla coğrafyamız gereği komşu olarak kalırız. Orada ölenler öncelikle hiç günahı olmayan insanlar. Tüm ülkeler, hiç hakları olmadan o halkın üzerine günlerce ölüm kustular.

Sonunda iddialarını ispat da edemediler. Yani suç işlemişlerdi. Peki suçun cezası olmalıydı, cezalandırıldılar mı? Hayır! Çünkü onlar güçlülerdi. Güçlü her zaman haklı oldu. Ne yazık ki…

Şimdi sıra Suriye’de.

Tam olarak kimin ne zaman ne yaptığı da belli olmamakla birlikte Irak’taki gibi emperyalistler bu kez Suriye’ye IŞİD yaratığı ile giriş imkanı buldukları ülkeyi yine Irak’ta olduğu gibi gelişmiş silahları ile insanları gece derin uykularındayken vuruyorlar. Sonra birçok bilmiş insan, tv’lerden günlerce canlı yayında yorum yapıyorlar. Acı geliyor ama düzeni böyle kurdular. O ülke insanının dışında acı çeken yok. Vurulan yine bir komşumuz. Pekçok vatandaşımızın akrabalarının olduğu, yüzlerce yıl birlikte yaşadığımız ve halkının 3 - 4 milyonu halen bizde göçmen olan komşumuz. Belki iki yüz bin bebeğin ‘doğum yeri’ hanesinde Türkiye yazacak komşularız.

Ne istiyorlardı Suriye’den? Rejimin değiştirilmesini! Düşünün, birilerinin ülkemize aynı şeyi dediğini!..

Rejim direndi. Halkın önemli kısmı aksi görüşte olsaydı rejim yaşayabilir miydi? Ama rejim ayakta kaldı. Baktılar ki rejim yıkılmıyor, belli kalıplara uydurmaya ve geleceğe dönük parçalamaya uygun fiziki durumu kalıcı hale getirmeye çalıştılar. Bir yandan batılı devletler, diğer yandan Rusya ve İran başka bir ülkede, başka bir halkın geleceği üzerine zar atıyorlar.

Her ülkenin kendi geleceğini belirleme hakkı ne oldu?

Tabii ki konu haklar değil, konu çıkarlar. İnsanın ve ilkelerin ne önemi olabilir ki? Yeraltı kaynakları Irak’ta olduğu gibi burada da kapitalistlerin olmalıydı. Peki Türkiye! Bunca yıllık birlikte yaşanmışlık, bunca yıllık komşuluk, iktidarlar arasında aile gezmelerini hatırlatan yakınlaşmalar.

Ne oldu da batılıların bombalamaları sonrasında “yapılan müdahaleden memnunuz” açıklaması yapıldı?

Ey Türkiye!

Batı neden bombaladı? Kimyasal silah kullanıldı diye.

Kullanıldı mı? Henüz bilmiyoruz. Birleşmiş Milletler’in ilgili organı -ki başında bir Türk var- konuyu araştırmak üzere heyetini toplamaya başlamıştı. Ki bu sırada Suriye rejimi, kimyasal silah kullanmadığını, bunun için uluslararası heyeti inceleme için Suriye’ye daveti içeren bir açıklaması geldi.

Peki nerde adalet sayın beyler?

Daha heyet gelmemiş, verilerini toplamamış, araştırmayı tamamlayıp kimyasal silah kullanılmıştır diyen raporu yayınlamamış, yani suçlunun suçu deliler ile sabit olunup yargıç suçlu bulmamış, sizler cezayı kesmişsiniz.

Bu nasıl bir adalet!

Çocuklarımıza gelecek dünyanın, özgür dünyanın adaletinden bu örneklerle mi bahsedeceğiz, onlara güneşli, mavi bir dünyayı böyle mi anlatacak ve bırakacağız? Bu ölen insanların da hayalleri vardı, çocukları hiç büyüyemedi.

Bu nasıl bir adalet anlayışı?

Üstelik yine ölenler ve vurulanlar müslümanlar, alkışlayıp doğru buluyoruz diyenler de müslümanlar. Buradan doğru bir sonuç tabii ki çıkmaz. Sanırım iktidarımızın gözyaşı döktüğü bir Filistinliler, bir de Miyanmarlılar var sanırım. Tabii ki onlar için de üzülüyor ve doğru bulmuyoruz, ancak yanı başımızda ki Irak ve Suriyeliler de insan.

Ayrıca şunu da hatırlatmak isterim, emperyal devletler yakın zamanda Avrupa’nın göbeğinde göz göre göre Sırpların, Bosnalı yaşlı, çocuk ve kadınların katline çanak tuttular, şimdi ise yanı başımızda komşularımızı katletmekteler.

Her daim Müslümanlık, insanlık ve adalet kelimelerini ağızlarından düşürmeyenler bu konularda ne yaptılar ne yapmaktalar? Bir oturup düşünmeliler ve yanlışlarından dönmeliler.

Ayrıca bu harekatlara katılma, ülkelerin rejimlerine müdahale etme çabaları da bizim gibi emperyalizm ile savaşmış ve kazanmış devletimize, ülkemizin kuruluş felsefesine yakışmamaktadır hem de hiç yakışmamaktadır.

‘Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma’ derler. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner. Atalarımız böyle demişler.

Bizler bu yurdu binlerce Şehidimizin kanlarıyla kurduk. Kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bugünün emperyalistlerine karşı kazandığımız savaş ile Tam Bağımsız Devlet olarak tarihe adımız yazdık.

Bırakın bu yanlış yolları.

Öldürmenin ırkı, dili, dini, olmaz, sonuçta onlar İNSAN!

Kafanız karıştığında, eğer gerçekten doğru yapmak isteyip de çözemediğiniz durumlarda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne yapmış, ona bakın ve yapın yeter.

Yurtta sulh, Cihanda sulh! (15.04.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X