Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Ah Bahçeli, vah Bahçeli!
Celal DURGUN...

Ah Bahçeli, vah Bahçeli!

Bu içerik 310 kez okundu.

‘sözün özü’ Celal DURGUN / [email protected]

Devlet’in başına Siz geçecektiniz, şimdi Sayın Erdoğan’ı geçirmek için çalışıyorsunuz!

“Türkçü” ve “Milliyetçi” söyleminiz vardı, “Ümmetçiyle” tümleştiniz!

Okullardan andımızı, kurumlardan T.C ibaresini kaldıranla birleştiniz!

Atatürkçülüğünüzle övünüyordunuz, Atatürk’e “ayyaş” diyenle buluştunuz!

Hırsızdan, arsızdan, namussuzdan hesap soracaktınız, o konulara değinmez oldunuz!

Militan Erdoğancılardan daha fazla “Erdoğancı” oldunuz!

Sizi, “milliyetçi ayaklarına takılmakla” itham edeni koruyorsunuz!

Sizi, “ırkçılık, kavmiyetçilik, kabilecilik” yapmakla suçlayana, kol kanat geriyorsunuz!

Sizi,  “şeytani anlayışa hizmet eden” biri gibi gösterene koltuk çıkıyorsunuz!

“Bizim karşımıza Türklükle çıkmasın Biz her türlü milliyetçiliği ayakları altına almış bir iktidarız” diyene sarıldınız!

“Ağzından salyalar akıyor ey Bahçeli, bildim bileli o koltukta oturuyorsun; Hiçbir işe yaramadın yav…” diyeni sahiplendiniz!

“MHP’nin başındaki zat aile nedir bilmez. Onun böyle bir derdi yok. Çoluk nedir, çocuk nedir bilmez. Evlenmemişte olabilirsin o ayrı mesele… Bu adam siyasete çırak bile olamadı ve olamayacak da…” diyene toz kondurmuyorsunuz!

Meydanlardan, caddelerden Atatürk adını sildirene destek oluyorsunuz!

Atatürk’ün kabul etmediği “Başkanlık” sistemini sahipleniyorsunuz!

Habur’u savunan, Oslo görüşmesine izin veren siyasetçi ile kol kolasınız!

            ***       ***  

Geçmişte siz de Sayın Erdoğan’ı yerden yere vuran söylemlerde bulunmuştunuz.

“Erdoğan aklıyla arasını açmış klinik bir vaka haline gelmiştir” demiştiniz.

“Senin yaptıklarına ancak İblis teşebbüs edecektir” diye celallenmiştiniz.

“Sayın Erdoğan, ya Kandil yetiştirmesidir, ya Türk düşmanıdır… Sen de şeref ve mertlik işportaya düşmüş hurdaya çıkmış…” diye suçlamıştınız.

“Erdoğan’ın Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali gibi ülkeden kaçması sürpriz olmayacaktır…” kehanetinde bulunmuştunuz.

“Yasama bende, yürütme bende. Yargı da bende olursa kimse benim elimi tutamaz diyor. Onun Konya’ya gelip zırvalarına aldırmayın, gerçek niyetini görün. Gerçek niyeti, PKK’nın siyasallaşmasıyla, yarın Bağımsız Kürdistan Devleti’nin kuruluşuna zemin hazırlayabilmek. Biz onların ABD projesi, AB dayatması, PKK talipleri ve AKP’nin açılımlarını birleştirip, Türkiye’yi felakete sürüklediklerini görüyor ve bu tespitleri yapıyoruz. Konya’dan, Selçuklu başkentinden sesleniyorum. Türkiye’yi böldürmemek için her türlü gayreti göstereceğiz” diye konuşmuştunuz.

“Aydın’a gidiyor Menderes’i, Sivas’a gidiyor Muhsin Yazıcıoğlu’nu, Diyarbakır’a gidiyor Ahmet Kaya ve Musa Anter’i istismar ediyor” hatırlamasında bulunmuştunuz..

“Eşin Arap, sen Gürcüsün de peki oğlun Bilal ne oluyor?” diye sormuştunuz.

Şimdi de Abdullah Gül’ü “vefasızlıkla” “kıymet bilmezlikle” eleştiriyorsunuz.

“…  Sayın Gül, bataklığa girmenin, itibar ve prestijine bizzat ve kendi aymazlığıyla hançer vurmanın kıyısındadır. Yazıktır, ayıptır, hüsrandır, hezimettir. Kardeşliği çiğnemek, yaşanmış yıllara bir kalemde çizgi çekmek, vefaya menfaat gözeterek veda etmek inançlarımızın neresinde yazılıdır? Sayın Gül Pensilvanya’nın tezgâhına düşmeyi nasıl göze almıştır?”

“Sayın Erdoğan’ın 2007 yılı Nisan ayında “kardeşim” açıklamasıyla Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği Abdullah Gül, siyasi akıl ve vefa ahlakını tartışmaya açacak bir kayıp ve kopuşun arifesindedir. Kardeşlik ne ara karanlığa gömüldü? Sayın Gül böylesi bir zaafa düşmeyi nasıl göze aldı?”

“Bu vahşi ata 11’inci Cumhurbaşkanı nasıl biner? Kardeşlik hukukuna kıymayı, Türkiye karşıtı cephenin eline düşmeyi gönüllüce nasıl kabullenir?”

“Türk’e ve Türkiye’ye ne kadar hasım varsa faaliyet halindedir. Sayın Abdullah Gül, bunların yüzünü güldürecekse, gül olup tepelerinden yağacaksa hem kendisine hem de geçmişine bilinsin ki ihanet eder.” “Türkiye’nin gülmesi, GÜL’le değil, Cumhur İttifakı’nın ahlakıyla, milli ve manevi duruşuyla temellenecek, inşallah temin edilecektir.”

***       ***       ***

Sayın Bahçeli; saraydaki “şatafatlı” yaşamdan şikâyetçiydiniz.

Uçakların sayısından, lüks arabaların çokluğundan, danışmanların yetersizliğinden yakınıyordunuz.

İşsizlikten, aşsızlıktan, haksızlıktan, adaletsizlikten bıkmıştınız.

Dış politikadaki acemiliklere kızıyordunuz.

Bütün bunları unuttunuz, şikâyetçi olduğunuz yönetimin başını, başınıza taç yaptınız!

Muhalefet partisi gibi değil, iktidarın sözcüsü gibi davranıyorsunuz.

Sayın Gül’ü eleştirmesi gerekenler susuyor, siz veryansın ediyorsunuz.

Sayın Bahçeli; Genel Başkan kalmak için bin dereden su getirdiniz…

Uyarılara gözünüzü, itirazlara kulağınızı kapattınız.

Toplanan imzaları çöpe attınız.

Anti demokratik yollara başvurdunuz.

Partinizi, başka bir partinin gölgesine sığındırdınız.

Yol arkadaşlarınızı harcadınız.

Küçük çıkarlar için, büyük yanlışlara yol açtınız.

Sayın Gül’ü eleştirmek yerine biraz da kendinizi eleştirseniz diyorum.

Ne idim ne oldum, neredeydim nereye geldim, neler söylemiştim neler söylüyorum sorularını yanıtlasanız.

Biz mi olanların farkında değiliz, siz mi değiştiniz?

Erdoğan mı size katıldı, siz mi Erdoğan’a yanaştınız?

Geçmişte söyledikleriniz mi doğruydu, bugün savunduklarınız mı?

“Beka” sorunumuz varsa; bunun sorumlusu kimdir?

Sorunu yaratanlar, çözümde samimi davranırlar mı?

Ne Siz ne Sayın Erdoğan “bizi” aydınlatmadınız.

Ne Sayın Erdoğan ne de Siz, geçmişteki sözleriniz için “özür” dilemediniz.

Şu soruyu sormama izin veriniz.

Türkiye’nin çıkarları mı yoksa kişisel çıkarlar mı sizleri bir araya getirdi?

 “Al gülüm ver gülüm” pazarlığı mı sizi buluşturdu?

Dün “kara” dediğinize bugün neden “ak” diyorsunuz?

Lütfen, açık, net ve bütün dürüstlüğünüzle yanıtlayınız.

Dün her fırsatta Size saldıranlar, bugün Sizi yere göğe sığdıramıyor?

Yol arkadaşlarınızla arayı açtınız, partinizden ihraç ettiniz, siyasi rakibinizle bir araya geldiniz!  

Ne oldu? Ne değişti?

Sizi böylesine radikal kararlar almaya zorlayan etmenler nelerdir? 

“Tek Adam” rejiminin bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa gelecekte başımıza belalar açabileceği kuşkusunu taşıyorum.

Ve bütün iyi niyetimle Size bir hatırlatmada bulunuyorum:

Referandum kampanyasında Erdoğan’ı, devletin tüm imkânlarını kendisi için kullandığından şikâyetçi olmuş ve aşağıdaki sözleri söylemiştiniz:

“Mitinglerde TOKİ ve yatırımcı kuruluşlar bahanesiyle kürsüler hazırlanıp kırmızı halılar döşeniyor. Devletin uçağı ve helikopteri, Başbakanlık otobüsü ve makam araçlarıyla şehre giriyor. Kim giriyor? Recep Tayyip Sultan giriyor.”

O günlerde, bu sözlerinizi alkışlamıştım.

Sayın Erdoğan, 24 Haziran seçimlerinde de, devletin olanakları kullanırsa; aynı sözleri tekrarlayacak mısınız?

***       ***       ***

Bu yazı bir eleştiri yazısı değildir.

Samimi, içten, namuslu, erdemli siyasete özlemimdir.

Özüyle, sözüyle bir olan politikacıya hasretimdir.

“Dün böyle, bugün böyle” görünmekten çekinmeyen çıkarcı, hesapçı, fırsatçı kirli siyasete katlanamıyorum.

Mert sözlü, civan özlü önderler arıyorum.

İnsanın da, siyasetçinin de merdine selam olsun.

Fırsatçının, çıkarcının hesapçının bahtı kararsın.

Gülen yüzlü, gören gözlü, aslan yürekli kişilerin yolu da, bahtı da açık olsun.

Temiz ahlak, temiz siyaset yolcularına uğurlar olsun.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X