Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Atatürk’ün İki “Fedaisi”
Celal DURGUN...

Atatürk’ün İki “Fedaisi”

Bu içerik 460 kez okundu.

'Sözün özü' Celal Durgun/ [email protected]

 

Türk Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında askerlerimizin kahramanlığı tartışılmaz.

Başta Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Komutanlarımızın üstün dirayeti, strateji ve taktikteki başarıları unutulmaz.

Unutulmayan bir şey daha var ki, o da sıradan insanların İstiklal Savaşı’na verdikleri inanılmaz destektir.

Okumuş-okumamış, kadın-erkek, yaşlı-genç bütün millet bu savaşa sahip çıkmıştır.

O yiğitler ki; aç kaldılar, uykusuz sabahladılar; sürgüne gönderilmeyi, hapse atılmayı, işinden, gücünden olmayı göze aldılar.

O yiğitler ki; eşini, çocuğunu, anasını, babasını komşusuna emanet bırakıp, bağımsızlık savaşına katılmayı kutsal bir görev saydılar.

“Ya İstiklal, ya ölüm” diye bağırdılar.

Kimi düşmana kurşun sıkmak için cepheye koştu, kimi düşmanın cephanesini soydu, kimi ajan olup haber topladı.

Kimi canını, kimi varını yoğunu kutsal direnişe bağışladı, kimi düşmanın kasasını boşalttı.

Bu yazıda, iki “fedai”nin inanılmaz kahramanlığını okuyacaksınız.

İngiliz lakaplı Sarı Mehmet Reşit’in, “destansı” yiğitliğini, oğlu Reşit Yur anlatıyor:

“Babam Mehmet Reşit, İstiklal Harbi’nin kazanılmasında önemli rolü olan kahramanlardan biriydi. Yaptığı akıl almaz işlerin mükâfatını hiçbir zaman beklemezdi.Nitekim İstiklal Harbi kazanıldıktan sonra genç yaşta politikadan çekildi ve iş hayatına atıldı.

İstiklal Madalyası onun en büyük serveti idi.

Babam 1900 doğumlu idi.İngilizceyi İstanbul Müderrishanesi’nde (Medrese veya camide ders verilen yer) öğrenmişti.Selanik’te doğmuş ve ailesi 1910’da Balkan Harbi bozgununda İstanbul’a kaçmıştı.

Birinci Dünya Savaşı 1918’de Osmanlı İmparatorluğu’nun mağlubiyeti ile sonuçlandığı zaman henüz 18 yaşındaydı. O sırada İstanbul; İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal kuvvetlerinin çizmesi altında eziliyordu. İşgal kuvvetleri İngiliz General Harrington’un kumandası altındaydı.General Harrington’un Osmanlı İmparatoru Vahdettin ile arası çok iyi idi.

1919 yılında Harrington, Sultan Vahdettin’den Türkçe tercüman ve şoför olarak çalışacak, iyi İngilizce bilen güvenilir bir Türk görevlisi istedi.

Vahdettin’in tercihi kendi şoförlerinden 19 yaşındaki babamdı. Fakat Sultan Vahdettin, Sarı Reşit’in işgal ordularının en büyük düşmanı olduğunu bilmiyordu.

General Harrington ve Sultan Vahdettin başlarına geleceklerden habersizdiler.

Mehmet Reşit, General Harrington’un karargâhına girdikten sonra, İngiliz kumandanının itimadını kazandı. İngilizcesi kusursuzdu.

Aslında Sarı Reşit, işgal kuvvetlerinden intikam almak için fırsat kolluyordu. Bir süre sonra bir tesadüf eseri Ahmet Nebi Bey ile tanıştı. Ahmet Nebi, Yüzbaşı rütbesinde İngilizlere karşı Süveyş Kanalı’nda harp etmiş emekli bir Osmanlı zabiti (subay) idi. O da iyi İngilizce biliyordu.

İki cesur genç, ilk iş olarak İngilizlerin Üsküdar’daki silah deposunu soydular.Arkadan duvar delerek.Ele geçirip gizli teşkilata Anadolu’ya sevk edilmek üzere bıraktıkları silahlar, aslında Osmanlı ordusunun elinden alınan silahlardı.

Bugün halâ Üsküdar’da bulunan silah deposu, 3 günde tamamen boşaltılmış ve İngilizler olayı anlayınca neye uğradıklarını şaşırmışlardı.

O sıralarda General Harrington’a son model bir Rolls Royce otomobil gelmişti ve şoförlüğünü Sarı Reşit yapıyordu. Mehmet Reşit ve Ahmet Nebi şeytanca bir plan peşindeydiler.

Rolls Royce’u Ankara’ya kaçırıp Milli Mücadeleye katılacaklardı!

Bu, gerçekleşmesi imkânsız bir proje gibiydi.

İşgal bölgesinden nasıl çıkacaklardı?

Kargacık burgacık yollardan Ankara’ya nasıl gideceklerdi?

Yakıtı nereden bulacaklardı?

Hepsinden önemlisi, yollardaki silahlı çeteleri nasıl aşacaklardı?

Babam, Nebi Bey’i İngiliz prensi gibi giydirir ve eline bir av tüfeği verir ve iki fedai, kumandanın Rolls Royce’u ile İzmit’e işgal bölgesinin hududuna varırlar.

Rolls Royce kullanan üniformalı babam bagaja 12 bidon benzin saklamıştı. Zira yolda hiç benzinci yoktu!

Silahlı nöbetçiler çıkış noktasında Rolls Royce’u durdururlar.

Mehmet Reşit, Prens Mountbatten’in İngiliz kumandanının arkadaşı olduğunu ve bölgedeki ormanda avlanmak istediğini söyler.

Rolls Royce, resmi üniformalı sürücü ve sözde Prens Mountbatten’e, İngiliz subayları selam dururlar ve bölgeden fazla uzaklaşmamalarını, zira milliyetçi eşkıya çetelerinin karşılarına çıkabileceğini hatırlatırlar.

İki çılgın vatanperver dağ yollarından 10 saat sonra Bolu’ya vardıkları zaman, İngilizler General Harrington’un arabasının ortadan kaybolduğunu ve Üsküdar’daki deponun soyulduğunu anlarlar.

O sırada Bolu ve ötesi milliyetçi kuvvetlerin kontrolü altındadır.

Milliyetçi kuvvetlerin komutanı Ali Fuat, Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’dan onayını aldıktan sonra, Bolu’dan, Ankara’ya gitmelerine izin verir.

Bu kez ikisi de nezaret altına alınır; 10 gün nezarette kalırlar, zira İngiliz ajanı olduklarından şüphelenilir. Tahkikat devam ettiği sırada Sarı Reşit ile Ahmet Nebi’yi temize çıkaran bir gelişme olur.

General Harrington, Rolls Royce’un kaçırılması üzerine küplere biner ve derhal Mustafa Kemal’e bir telgraf çekerek arabanın ve iki haydudun iadesini ister.

Mustafa Kemal’in cevabı kesindir:

Vatanperverler düşmana iade edilmez, emanet Rolls Royce ise harbin sonunda iade edilir.

Mustafa Kemal, iki cesur adamı alnından öper ve kısa bir süre sonra Sarı Reşit’i, şoförü ve tercümanı olarak atar ve Sarı Reşit, büyük lider’in Amerikan ve Avrupa gezileriyle röportajlarında tercümanlık yapar.

Sıra şimdi en önemli göreve gelmiştir.

Mehmet Reşit ve Hasan Fehmi’ye o zamanın kudretli bankası olan Osmanlı Bankası’ndan bir milyon lira koparma görevi verilmiştir.

Bu işin başarılması Milli Mücadele’nin kazanılmasında ve İstiklal Harbi borçlarının ödenmesinde büyük katkı sağlayacaktır.

İki fedai bir gece Osmanlı Bankası Ankara müdürünü evinden alarak Atpazarı’ndaki ana kasanın bulunduğu ana merkeze götürürler.4 adet de silahlı muhafız kendilerine refakat etmektedir.

Banka müdürü A. Maurice’den, kasayı açıp bir milyon lira borç vermesini emrederler.

O zamanki bir milyon lira neredeyse 10 milyon dolara eşittir.

A. Maurice çok tecrübeli ve zeki bir bankacıydı. İki fedainin yüzüne dikkatlice baktı ve gözlerinden, başka bir çözüm olmadığını fark etti.İtirazsız büyük kasayı açtı ve parayı ödedi. Bir milyon lira 6 çuvala zor sığdırıldı!

Hasan Fehmi bir protokol hazırlanmasını ve bir milyonu teslim aldıklarına dair belge imzalayacaklarını belirtti ve bu kredinin muzaffer olacak halk hükümeti tarafından, aynen Osmanlı Bankası’na ödeneceğini bildirdi.

Zamanla İstiklal Harbi kazanıldı ve Hasan Fehmi, Maliye vekilliğine getirildi.

Bir milyon lira kredi, Cumhuriyet Hükümeti’nin ilk planda ödediği bir borç oldu.

Osmanlı Bankası Müdürü A. Maurice İstiklal Madalyası’nı kazanan ilk ecnebi oldu.

Kendisine en yüksek hizmet maaşı bağlandı.

Ölünceye kadar Atatürk’ün en yakın ecnebi arkadaşı olarak itibar gördü.

A. Maurice’in bu cesareti ve olayı büyütmeden başarması sayesinde esas görevi Düyunu Umumiye’yi yürütmek olan Osmanlı Bankası’nın Türkiye’de faaliyetinin devamını sağladı.

(KAYNAK: Mustafa Kemal’in Anıları / Metin Ergin / Cumhuriyet Gazetesi 17 Kasım 2004)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X