Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Nasıl ……?
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Nasıl ……?

Bu içerik 181 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

2002 yılında iktidara gelmiş, tek başına 16 yıldır ülkeyi yöneten ve gelinen noktada her şeye tek başına karar veren kişi, yeni bir seçim günü meydanlarda pek çok vaat vermekte. Yani ‘birçok sorunumuz var’ ve ‘bu sorunları çözeceğini’ söylüyor! OHAL gibi önemli bir ayrıcalıkla girilen bu seçimde tüm devlet olanakları ile adaletli olmayan seçimde halâ yapacağım, edeceğim gibi vaatler sıralanmakta ...

Oysa;

-Enflasyonu düşüreceğim diyorsun ama NASIL?

Kim çıkardı bu enflasyonu buralara.Rakamlar şimdilik böyle.Birkaç ay sonra dövizdeki artışın etkisini görmeğe başladığımızda çok daha yüksek enflasyon rakamları görüyor olacağız.Çarşı pazar yangını her geçen gün büyümekte.Dar gelirli ve emekli bundan en çok etkilenen kesimler, her zaman olduğu gibi.İktidarlarının başlangıcında devralınmış ekonomik düzen bir süre idare etti.Sonrasında ABD’nin piyasaya para arzı nedeniyle özellikle gelişmekte olan piyasalarda para bolluğu yaşandı.

-Dış borçları indireceğim diyorsun ama NASIL?

İktidara geldiğinde yok denecek kadar az bir borcu olan Türkiye’nin; sürekli artan cari açığı, kendini finanse edemeyen kalkınma modeli ile devletin olmasa da, ağırlıkla özel sektörün (ancak devlet garantili krediler nedeniyle yine ucu hazineye dokunacak) olmak üzere sadece bu yıl ödemesi gereken 230 milyar dolar civarında kısa vadeli döviz borcu bulunmaktadır. Toplam borç ise 400 milyar doların üzerinde.Her şeyi ithal etme alışkanlığı edinmiş olan iktidar, eldeki kaynakları da üretime değil betona ve asfalta gömünce kaçınılmaz son ile karşılaşıldı.Her yerde özellikle kendi seçmenine “DIŞ GÜÇLER” dese de ekonominin temel kaidelerine göre bağıra bağıra gelen bu durum ‘ben geliyorum’ dedi.Ancak iktidarın inatla, gerektiği zaman gereken hamleleri yapamaması, özellikle faizde ve ülkeyi yöneten tek adamın ısrarla yanlış konuşmaları herkesin ve tabii ‘Merkez Bankası’nın elini bağladı. Geldiğimiz bu sonda ise şimdi para lobilerinin ayağına gidip ben ettim sen etme tarzında birşeyler anlatmak ve “doğru yolu buldum” deyip sıcak paranın gelmesi için gerekenlerin yapılacağını deyip onları ikna etmek durumunda kalmaktalar. Tabii burada maliyetin daha yukarılara çıkacağına ve bu faturayı yine halkın ödeyeceğine dikkat çekmek gerek. Bu durum belki de, zamanında ülkelerin kendi ortaklıkları olan IMF’ye gitmekten bile daha zor durumlara düşürebilir bizi ...

-Dövizi düşüreceğim diyorsun ama NASIL?

Dış borcun oluşmasındaki tüm argümanlar geçerli olmakla birlikte, eğer güven vermeyen bir siyasal anlayış, adaleti tesis etmede tereddüt yaratan bir hukuk sistemi, üretmeyen bir ekonomik yaklaşım varsa, herşeyi ithal etme kolaycılığına kaçmış ve bunu çözüm olarak halka sunuyorsanız, tabiî ki yabancı para cinsinden esaretiniz başlamış demektir. Televizyonlarda, Hacivat ve Karagöz’ün bile yapmadığı espri ile “TL çok değerli bir para oldu dünyada” diye ana haberlerde gösterir durumda bir yalakalık yaşanmaya başlanmış ise de dış dünya bunları yemez ve siz yaşamak için daha fazla dövize ihtiyaç duyarsınız, daha fazla döviz ihtiyacı de sizi daha pahalı bir dövize götürür ve bu sarmal da ülkeyi felakete götürür. “Dış güçler” masalına da okumuş yazmış, aklı başında kimse inanmaz.Ne ekerseniz onu biçersiniz.Ne olduysa sizin tercihlerinizle oldu.Ekonomi de, döviz de, dış borç da KHK (kanun hükmünde kararname) dinlemez.

-Faizleri düşüreceğim diyorsun ama NASIL?

Uzunca bir süredir, “faizlere karşıyız, her belanın müsebbibi faizdir” diyen yaklaşıma karşın, inatla sürdürülen faiz politikasının kurlarda yarattığı anormal çıkış sonrası, bir-iki değil çok daha yüksek faiz artışı yapılmak zorunda kalınabilir.Faize dini anlayıştan bakan yaklaşım ile ekonominin doğal reflekslerini hiçe sayan stratejiler eninde sonunda duvara toslamak zorunda.Televizyonlarda başta Cumhurbaşkanı olmak üzere başbakan ve tüm bakanlar bas bas bağırarak, “faiz her kötülüğün anasıdır, bu faizler düşmeli, her sorunun başı faizdir” demekteydiler.Ancak bu konunun da OHAL ile ve bu sistemde çıkarılacak KHK ile çözülemediği iş işten geçtikten sonra anlaşıldı. Dün daha az bir maliyetle atlatılacak kriz bugün vatandaşa çok daha fazlasına mal olacak şekilde çözülmeye çalışılmakta. Oysa krizin geleceği bir, bir buçuk yıldır bilinmekte ve tüm ülkeler gerekli önlemleri almaktaydılar. Ama bizde “her şeyi bilen” bir tek karar verici olduğundan ve de çevresinde “hayır yanlış!” diyebilecek kimse olmadığından, her zaman olduğu gibi maliyeti halkın acı biçimde ödeyeceği bir duruma yine düşmüş olduk. 2002 yılında 129 milyon usd olan dış borç stoku 2017 yılında 438 milyon usd’na çıkmıştır. Bu tutarın yaklaşık 130 milyon usd’ı bir yıl içinde ödenecektir. Yine bir detay, 16 yılda bu ülkenin ödediği faiz yükü yaklaşık 150 milyar usd tutarındadır. Oysa biz faize karşıydık(!)

-Gelir adaletsizliğini düzelteceğim diyorsun ama NASIL?

Bu ülkenin oldum olası en büyük zafiyetlerinden biri olsa da hiç bu denli ıstırap noktasına gelmemiştik.Devletin kendi rakamları bile orta direğin yok olduğunu bangır bangır bağırmakta.Gelir adaletsizliğinde OECD ülkeleri arasında Meksika’dan sonra en kötü durumda olan ülkeyiz diyebiliriz (Kaynak: OECD ülkelerdeki gelir eşitsizliğinin gelişimi). Yine bu konuda önemli bir istatistikî veri olan GİNİ katsayısına göre (Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin ülke vatandaşları arasındaki dağılımını ölçen istatistiksel bir hesaplamadır) OECD ülkeler ortalaması 0,31 iken Türkiye 2016’da yayınlanan OECD istatistiğinde 2011 yılı itibari ile 0,41 puandaydı. Bugüne gelindiğinde bu rakamın 0,43’ler dolayında olduğunu tahmin ediyorum.

Hemen bir bilgi, bu oran 1’e yaklaştıkça olumsuz anlam içerir, yani gelir adaletinin bozuk olduğunu. Yine aynı tablolarda en yüksek gelir elde eden % 10’luk grup ülke gelirlerinin yaklaşık % 25’ine, % 20’lik grup % 50’sine sahip oluyor. En düşük % 10’un ise gelirden aldıkları pay % 2-3 oranında. Eşitsizliğin derinliği zaten sokağa baktığınızda görülüyor.Seçimlerin yaklaştığı bugünlerde siyasiler dar gelirli insanların borçlarını bir defalığına da olsa silmeyi bile vaatlerinde söylüyorlar.İcra dosyalarını, alacak davalarını, bankaların tahsili imkansız alacaklarına baktığınızda bu yara apaçık ortada.

-Daha fazla DEMOKRASİ daha fazla ÖZGÜRLÜK diyorsun ama NASIL?

Bazı vaatler vardır matematiktir, iştir, işlemdir, bir biçimde yaparsınız.Ama iş demokrasi, özgürlük, eleştiri, bağımsızlık gibi konulara geldi mi, bunun matematiği yoktur.Bu yaşamdır, anlayıştır, bilimdir. Bu aileden başlar, aldığın eğitimle devam eder ve yaşama aktarmak ile hayat bulur. Referansları kendi kafanıza göre olmaz, evrensel değerlere göre değerlendirilir. Öğrencilerin eğitim hakkını kafaya göre mikrofonlardan talimat vermekle, dekanları görevden almak, “savcılar harekete geçin” demek, istemediği kişiler ile el sıkıştı diye görevleri iptal etmek, bir talimat ile sınavları iptal etmek, ona parmak sallamak bunu azarlamak ile ne demokrasi, ne özgürlük olur. O nedenle demokrasi ve özgürlük katsayı değildir. Artırın demekle artmaz.Önce bunun yöneten tarafından içselleştirilmesi, böyle yetişmiş olması, buna uygun eğitim almış olması ve bu anlayışı yaşam biçimi olarak hayatına aktarmış olması gerekir ki, başkaları adına da demokrasi ve özgürlük isteyebilsin.

Şu an ülkedeki en önemli iki sorundan biri ekonomi ise diğeri demokrasi ve özgürlükler. 16 yıl sonra hapisaneler dolmuş taşmış, içerde pek çok düşüncesi nedeniyle tutuklu insan varken, en çok gazeteci hapse atmışken, daha fazla cezaevi yapmak müjde olarak meydanlarda söylenirken, muhalif hiçbir söze tahammül edilmezken, muhalefet yok sayılırken NASIL oluyor da yeni seçim için demokrasi ve özgürlük vaad edilebiliyor. Bizde bir laf vardır: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” ...

Cemevlerine hukuki statü sağlayacağım diyorsun ama NASIL?

Bunu muhalefetteki bir parti söylüyor olsa tamam. Anlaşılır, dersin ki adam iktidara gelirse yapacağını söylüyor. Yapar, yapamaz ama o şansı henüz bulmadığı için, “belki” der geçersin. Arkadaş, 16 yıl kesintisiz ve itirazsız, üstelik son yıllar OHAL yetkileri ile adeta “astığın astık kestiğin kestik” bir gücün varken yapmamışsın da şimdi nasıl ve neden yapacaksın? Oysa milleti, sendikaları, vakıfları, eğitim kurumlarını, akla gelebilen her şeyi bölme gayreti gibi alevi yurttaşlarımızın birliklerini de bölmek için az uğraşılmadı. Bu saatten sonra “Cemevlerine hukuki statü sağlayacağım” sözüne kim inanır Allah aşkına!?

-Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağım diyorsun ama NASIL?

Türkiye’nin tüm ekonomik verileri, bugün itibari ile 2002 yılından daha kötüdür.Üstelik çok daha kötüsü, stratejik olan tüm varlıkları da neredeyse sattık.Günümüzün en değerli stratejik ürünü bir tarafta ileri teknoloji ise diğer tarafı gıda üretimi ve sudur. Bizim için şu an biri çok uzaklarda, diğeri ise ‘vardı’ yok ettiniz. Çok daha önemlisi ise medeni ülkelerin seviyesinin üstüne çıkmayı bırakın, onlara yaklaşmak, onlar hizasında olmak için çok daha önemlisi doğru insan kalitesine sahip olmanız gerekiyor.Bunun için ise eğitimli aileler ve iyi eğitim veren okullara sahip olmanız gerekiyor.Bunu sağlamanız için iyi eğitim verecek öğretmenlere, müfredata ve sisteme sahip olmanız gerekiyor.Sizler 16 yılda bunlardan hangisini yaptınız bile diyemiyorum.En çok bakan değiştiren MEB, en çok müfredat değişikliği, en çok sınav sistemi değişen dönemi yaşadık ve amiyane tabiri ile eğitimin içine edildi. Buradan “muasır ülkeler seviyesine çıkılır mı?”.Dünya üniversiteler sıralamasında Türkiye dipleri yaşamakta.Ve halâ değerli üniversiteler, tıpkı liselerde yapıldığı gibi parçalanmakta ve değerlerini yok etme uygulamaları devam etmekte. Ve tabii insan endişeleniyor, şimdiye kadar yapılanlar yapılacakların ifadesi ise vay başım vay ...

-Türk ekonomisini küresel güç haline getireceğim diyorsun ama NASIL?

Bu cümle; samanı, mercimeği, buğdayı, neredeyse sanayi ara mallarının çoğunu, yüksek teknolojinin tamamını ithal etmek zorunda kalan, parasının değeri dünya sıralamasında diplere vuran, ekonomisini döndürebilmek için İngiltere’ye -tabiri caiz ise- çıkartma yapan, 2018 yılında halâ otomobili üretememiş bir ülkede söylenebilecek komik bir cümle olsa gerek. Dışa ekonomik olarak bağımlı olan bir ülke siyaseten bağımsız ve küresel güç olabilir mi?Uçaklarını sınırındaki teröristlere kaldırmak için süper güçlerden izin almak zorunda kalan bir ülke küresel güç olabilir mi? Bunlar maddi unsurlar, daha önemlisi, eğitimi dibe vuran, hapishaneleri dolup taşan, komşuları ile kavgalı, parası pul olmuş, sözü kimselere geçmeyen, milyonlarca işsizi ile uğraşmak zorunda kalan bir ülke süper güç olabilir mi? Ülke insanının yarısının iktidarı için yeterli olduğu üzerine siyasal strateji üreten, diğer yarısını düşman -gibi- gören anlayışa sahip bir ülke nasıl süper güç olur? Kendi iç sorunlarını çözemediği gibi yarın ne yapacağı belli olmayan bir anlayış, ne içerde ne de dışarıda süper olamaz!

-Ek göstergeyi 3600 yapacağım diyorsun … Evet bu yapılabilir. Ama sormazlar mı insana, tüm rakipler ve muhalefet bunun sözünü halka verene kadar neden bu vaat yoktu. Vaat edeceğinize, iktidardasınız neden yapmadınız ve halâ yapmamaktasınız?

İktidar seçim vaatlerinin üzerinden geçtik.Görüldüğü gibi aslında söylenecek çok söze gerek yok.Bunca yıl tüm imkanlara karşın neden yapmadınız veya yapamadınız.Bunca yıl yapamayan şimdi NASIL yapar?

Siyaset de pek çok başka şey gibi samimiyet ister ... (07.06.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ecz. Hulya Yarbuz.     0000-00-00 Üretim Ekonomisin neresindeler. Su,kaynakları,ormanlar satışta. Kendi sistemlerinde boğüĺacaklar. Ve kesin gidecekler
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X