Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Kazanan da kaybeden de Halk …
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Kazanan da kaybeden de Halk …

Bu içerik 286 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

 

Yol, köprü ve beton ile başlayan bir hikaye bu. Bir kişinin olsaydı, “vah vah” diyebilir, biraz fazla, biraz eksik üzülebilir veya üzülmezdiniz.“Sonunda tüm toplumu etkileyecek bir şey değil” der geçerdik.

Ancak bu işler bir ülke adına bir kişi tarafından karar verilerek yapılıyorsa ve sonunda seksen bir milyon yurttaş etkilenecek olursa işte o zaman sorun herkesin sorunu olur.Bir ülkede toplumun çoğunluğu ezilirken, üzülürken, yeterince beslenemezken, küçük bir azınlık mutlu ve rahat yaşayabilir mi? O toplumda huzur olur mu?

Şimdi seçim meydanlarında iktidar neler söylüyor, insan kulaklarına inanamıyor.Yıllarca fırsatı olup da yapmadığı işleri yapacağını vaad ediyor.İnsan ister istemez (ve acı acı) gülüyor. Ve “kardeşim şimdiye kadar neden yapmadın” diyeceği geliyor.

Oysa ne yaptı bakalım.

Yurttaşlar ya hasta olup hastanelerin (şehir hastaneleri) müşterisi oluyor/olacak, ya suçlu deyip sormadan soruşturmadan durmadan yaptıkları ve övündükleri yeni yeni hapishanelere atılacaklar ya da hasta olmuyorsan, hapishaneye de girmiyorsan doğru kıraathaneye gideceksin diyorlar. 

Orada kek yiyecek çay içeceksin.

Peki iş!?  Aş!?

Yardım almadan yaşanacak onurlu bir yaşam!?

Üstelik bu toplum kitap okumayan bir toplum.Binde bir kitap okuma alışkanlığı bulunan bir ülkeyiz.Kitap tirajında Azerbaycan yüz bin civarında baskılar yapar iken, bizde en fazla üç binler civarında olmakta bu kitap baskıları.ABD’de bireylerin kitap harcama tutarı yıllık beş yüz dolar dolaylarındayken, bizde sadece 2 dolar. Şimdi her mahalleye bir ‘kıraat’hane!

Dikkat ederseniz yine üretim yok.Üretmeden nasıl kalkınacak bu ülke, nasıl refaha erecek, nasıl endişe etmeden veya başkaca ülkelerinin ayağına gidip dilenmeden geleceğe yürüyecek?Nasıl çocuklarına daha mutlu bir ülke bırakacak?

Daha birkaç yıl öncesinde ABD Merkez Bankasının aldığı ve açıkladığı kararında, geçmiş kriz sırasında piyasaya sürülen dolarların geri çekileceği bildirilmişti.Bunun 2 trilyonluk kısmının da önümüzdeki dönemde çekileceğini açıklamışlardı.Aklı başında tüm ülkeler gerekli önlemleri alarak ekonomilerine, gelecek bu duruma göre pozisyon aldırdılar.

Biz ne yaptık?Har vurup harman savurmaya devam ettik.On altı yıldır yapıldığı gibi.

Meclis başkanına iki milyon liraya yakın makam aracı, Diyanet İşleri Başkanına altı-yedi yüz bin liralık makam aracı, devlete yılda milyon liralara ulaşan lüks makam araçları kiraladık, kışlık saray bitti şimdi üç yüz odalı yazlık saray yaptırmaya başladık, devleti liyakat gözetmeden eş, dost ve akrabalar ile doldurduk, binlerce liralık danışmanlar ile anlaşmalar yaptık, rekor kıracak sayıda yüzlerce kez yurt dışına gittik, ödemede devletin bile zorlandığı paralı yol, köprü ve geçitler ile yap-işlet-devret modeli ile şirketleri zengin ettik ve etmeye devam ediyoruz.

On altı yılda iki trilyon dolarlık bütçe harcandı, yaklaşık yetmiş milyar dolarlık özelleştirme yapıldı (Cumhuriyetin yapmış olduğu yatırımların satılması), borçlarımız yaklaşık iki yüz milyar dolarları bulmazken dört yüz elli milyar dolarlara yükseldi. Bu tabloyu alt alta topladığınızda çıkan sonuç bir ülkenin iflas ettiğidir veya en hafif tabir ile etmeğe doğru hızla gittiğidir.Bu borcun bir yılda ödenecek kısmı ise altından kalkılamayacak ciddi bir yüktür.

Enflasyonun geldiği boyut ve daha önemlisi yükselme trendine girmiş olması, haliyle onu takip eden faiz ve döviz kurları geleceğe endişe etmeden bakmamızı engellemekte.

Düne kadar faize karşı çıkanlardan şu sıra hiç faiz lafı duyuyor musunuz? İnsan anlamadığı konuda bir bilene danışır.Ama gerçek bilene.Dünyada ve Türkiye’de yaşanan durumu gözleyerek doğru kararları zamanında alamayan iktidar bizi duvara toslamaktan önceki son durağa getirmiş bulunmakta.Şimdi elini faizden çeken ve günah olduğu konusunu hiç hatırlamayan iktidar ve onun Merkez Bankası peş peşe faizi artırmakta bir sakınca görmedi.Dikkat ederseniz faizi neden artırıyorlar, kur’u dengeleyebilmek ve artışının önüne geçmek için.Ancak dikkat edin her artışta kur önce biraz aşağıya gider gibi yapıp sonra yeniden ufak da olsa çıkışını sürdürüyor.Sonra bakıyorsunuz ki değişen bir şey yok, yapılan ve katlanılan maliyet boşa gitmiş.

Çünkü her faiz artışı, sonunda üretimin ve tüketimin daha pahalıya yapılmasına, borçların artmasına neden olacak.Bu da önümüzdeki zamanda enflasyonun artmasına neden olacak ekonomi kendi düzeninde çalışacak ve durum dünden daha kötü olacak.Rakamlarla oynamayı ustaca yapan iktidar, ne yazık ki ülke içinde yurttaşların bir kısmını kandırabiliyor.Yurt dışında bu yapılanların hiçbir kıymeti harbiyesi bulunmamakta. O nedenledir ki İngiltere’ye giden iktidar ekibi elleri boş olarak geri döndü. Neden bu tarafta değişen hiçbir şey yok?

Değişen bir şey yok dedim. En önemli gösterge de ekonominin sadece rakamlar olduğunu sanan ve yanlış kararlar alan kadroların iktidarda olması ve iktidarın ülkemizi ve dolayısı ile ekonomiyi KHK ile yönetebileceği yanılgısı içinde olmasıdır. Yeni hapishaneler ve saraylar ile ülke yönetilebilir ve itibarı artırılabilir sanılmakta.

Oysa ekonomi üretim araçlarının doğru kullanılması, planlanması olduğu kadar ve hatta bazen daha önemli olarak yönetim biçimi, yönetenlerin liyakatı ve yönetim biçimine daha fazla önem verir.

Neden?

Ticaret alışveriş demek, yatırım demek.Bunun yapılabilmesi için ise sermaye gerek.Yeterli sermaye oluşturacak gelir unsurlarına sahip olamadıysanız gerekli sermayeyi dışarıdan bulmak zorundasınız. Bu sermayenin de bir maliyeti var. Bu maliyet size bağlı olarak düşük de olabilir, bizim gibi ülkeler için ödemekte zorluk çekecek kadar pahalı da olabilir.

Bir diğer konu ise yatırım yapacak veya borç verecek yerlerin sizin ne kadar güvenli ve güvenilir olduğunuz, vereceği sermayeyi geri alıp alamayacağı duygusu veya yatırım yapıp bu yatırımın getirilerini alıp alamayacağı konusudur önemli olan. Bu konuda risk varsa, ya gelmezler ve vermezler ya da verirler ama tabiri caiz ise ayağındaki donu alacak garanti anlaşmaları yaparlar.

Yani ülke tüm çektiği sıkıntılara karşın ödediği bedellere rağmen yanlış yönetimler sonucu her seferinde başladığı yere dönmekte.

Yazık, hem de çok yazık !

Tabii buna sadece iktidarların yanlışı diye bakmak da çok doğru değil.Bu tip anlayışları iktidar yapan sonuçta halk.Demokraside kararları halk verir ve herkes saygı duyar.Beğensek de beğenmesek de. Ama beni en çok ilgilendiren halkın yanlışı birden çok ve üstüste yapıyor olması. Sanırım burada böyle bir sonucun çıkması nasıl büyüme rakamları dünya birincisi veya ikincisi ama meydanda her şey kötü ise, halka verilmiş yanlış bilgilerin, aldatmaların ve topyekûn medya propagandasının ve de eğitim sisteminin de rolü olduğunu düşünüyorum.

Tabii bir de ve çok önemli olarak on dokuz yirmi milyon vatandaşımızın çalışmadan devlet kaynaklarından almış oldukları yardımlar.İktidar politikası olarak tarımdan, fabrikadan, esnaflıktan ve daha pek çok iş imkanından koparılan vatandaşlarımız, devletin vermiş olduğu halkın diğer kesiminin vergileri ile oluşan bütçeden verilen yardımlar ile yaşamlarına devam etmek zorunda olmalarıdır.Sanırım bu durum bilinçli olarak sürdürülmekte.Bu yardımın kesilmesinden korkan ve çalışmadan yaşamaya alışan halkın da bu durumu sürdürebilmek için mevcut iktidara desteğini devam ettirmesidir.

Bu durum sürdürülebilir bir durum değildir.Bunun devam etmesi hali, geldiğimiz noktadır ve daha kötü bir sonuca doğru ülke hızla gitmektedir.

Demokrasilerde kötü gidişin durdurulmasının tek yolu, yapılacak seçimler ile iktidarın değiştirilmesidir.

Bunun için tarafsız ve adil bir seçimin yapılmış olması da son derece önemlidir.Seçmenin oyuna sahip çıkması, çıkan sonuca da tarafların saygı göstermesi ve gereğini yapması da ayrıca önemlidir.

Bu nedenle freni patlamış ve yokuştan aşağıya her geçen zaman daha da hızla inen kamyonun emniyetle durdurulması gerekmektedir.

Bu şans, Haziran ayının 24’ünde halkın önüne gelecektir.Bu kez halkımın doğru karar vererek yoksulluğa, yolsuzluğa ve yandaşlığa son vererek; çalışarak onuru ile kazandığı, hakça bölüştüğü adil bir düzenin sağlanması için iktidarı değiştirmesidir.

Yorgunların zamanı geldiğinde dinlenmesi eşyanın tabiatındandır. Yorulan ve sinirlenen, bu nedenle de yanlış kararlar alan ve bunda ısrar eden iktidar, yerini yeni bir anlayışa bırakmalıdır. Bunu yapacak olan da halkımızdır.

Bu kez kazanan gerçekten halk olacaktır.

(14.06.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X