Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Bu enkazı kim kaldıracak?
Konuk Yazar...

Bu enkazı kim kaldıracak?

Bu içerik 229 kez okundu.

konuk yazar / Nazif EKZEN / odatv

 

Bir başka deyimle, kapitalizmin bu seferki krizi, IMF’nin adlandırması ile “Büyük Bunalım - Great Ressesion”, bankaların ve finansal kuruluşların borçlarının devlet tarafından şu ana kadar görülmemiş ölçüde devralınmasıyla sonuçlanmıştır. Süreç yeni bir aşamaya girmiştir: Finans kapital uzunca bir süredir kapitalist devletlerin tahtına oturmuştu, krizle beraber bu yerini daha da güçlendirmiş ve finans kapital ile devlet daha fazla bütünleşmiştir. G-7 ve G-20 toplantılarında izlendiği kadarıyla bu işbirliğini kırabilmek için kimi ulusal devletlerin on yıldır (2008 - 2018) gösterdikleri çabalar da yeterli olmamaktadır.

 

NEO-LİBERAL ÇÖKÜŞ

Türkiye’nin de mali iflası çok sayıda ülke ile birlikte yaşadığı, 1873 - 1875 dünya finans krizi, kapitalizm tarihinde ilk finansal kriz oldu. İkinci benzer kriz 1929/30 kriziydi.2008 yılı Temmuz-Ağustos aylarında başlayan, yaşamakta olduğumuz kriz, 3.ve kapitalizm tarihinin en uzun krizi olarak kabul ediliyor. Fiilen 2007 Eylül ayında gelen ilk işaretlerden sonra, 2008 - 2009 krizin en ağır yaşandığı yıllar oldu.Dünya ekonomisinin içine girdiği resesyon ve ağır borç yükleri devam ediyor.Dünya, geçtiğimiz 10 yıldır bu ekonomik resesyondan çıkamıyor.

Piyasa ekonomilerinin kendi başlarına bu krizden çıkamayacakları daha krizin başlangıç döneminde söylenmişti.Öyle de oldu, piyasalar hiçbir şey yapmadı.Devlet o denli yüksek miktarlarda para bastı ve piyasaları likiditeye boğdu ki, piyasaların böyle bir politika ortaya koyabileceğini düşünmek mümkün değildi. 10. yıl biterken ilk kez (negatif olmayan) faiz politikaları konuşulmaya, uygulanmaya başlanır gibi. Kapitalizmin büyük ekonomilerinin aşırı likiditasyonunun nasıl bitirileceği ve kapitalizmin devasa borçlarının ödenmek değil, konuşulup konuşulmayacağı dahi belli değil.

Bugünlerde 2008 Temmuz - Ağustos 2018, dünya kapitalizmi son 250-300 yıllık döneminin “en büyük ve en uzun daralma” döneminden çıkabilmiş değil. Kaldı ki, krizin çok daha başlangıç döneminde söylenmişti.Kapitalizm böylesi bir krizden, daralmadan kendi başına çıkamazdı. Çıkamadı da.

Şimdi 10 yıl doldu ve büyük kapitalist devletler artık bu derin resesyondan çıkabilir miyiz, daha açıkçası, çıkmalıyız arayışında ilk denemelerde bulunmaya başladılar. İlk hedef faiz oranlarının sınırlı düzeyde de olsa yukarı çekilmesi ile başladı.2018 ilk altı ayı tamamlanırken % 2 düzeyine ulaşmış faiz var. İkinci adımda varlığa dayalı alımlar neredeyse durduruldu.

Bu piyasa hareketlerinin gerçek piyasa ile ilgisi yok. Yapılan, 10 yıl sonra piyasalarla ilgili bir test.

 

KAPİTALİZM İÇİN ESAS OLAN KRİZLERDİR

Krize ilk tepki Dr. P. Samuelson’dan gelmişti: “Piyasa güçlerine fazla serbesti vermek iyi değildir” diyordu. 21. yüzyılın hemen başında patlayan ve giderek en uzun dönemli hale gelen bugünkü krize yönelik en şiddetli tepki neo-liberal sistemin kurucularından, en büyük isimden, teorisyeninden hemen geldi.

Ağustos ayının son haftasında bankalardan gelen ilk işaretlerden sonra, büyük şokların ve iflasların geldiği ortaya çıkmıştı.2008 yılına girmeden hemen önce, krizin nedeni üzerinde sistemin kurucuları sayılan isimlerden itiraflar gelmeye başladı.

Az önce değindiğimiz gibi, bilinen en önemli isim, Prof. Dr. Paul Samuelson’dı. 27 Kasım 2007 Herald Tribune gazetesine gönderdiği mektupta, 1980 sonrası finansal sisteminin sorumlularından olduğunu kabul eder ve şu değerlendirmeleri yapar: “Ama bugün FED Başkanı B. Bernanke kendisi dahil hiç kimsenin büyük New York, Londra, Frankfurt ve Tokyo bankalarının konut krizi sonucu iflas etmeyeceklerini tahmin edemez durumda olduklarını söylüyor. Ben geçmişte, bugün finansal enstrümanların işleyişinin teorisinin geliştirilmesine katkı yapmış biri olarak tabii suçluyum.Bugün açıkça ortada ki, bu enstrümanlar şeffaflığı ortadan kaldırıyor ve aşırı riskli borçlanmaya yol açıyor.Bugün neden konuşuyorum?Geçmişte A. Greenspan’ın FED’ine ve İngiltere Merkez Bankasına para politikasında güçlü hizmet vermiş olan araçlar değişmek zorunda (…) bu durum tabii ki ümitsiz değil.Ama borçlanmayı düzenleyecek yeni ve rasyonel regülasyonlar gerekli.Böyle durumlarda büyük depresyonda önerdiğimiz gibi Merkez Bankası ve Hazine ‘son borç veren’ olmalı ve kendileri de borçlanmamalı.Spekülatif piyasalar kendi kendilerini düzeltemezler.Böyle ortamlarda orta yol izlenmelidir. Piyasa güçlerine fazla serbesti vermek iyi değildir.”

 

KAPİTALİZM TARİHİNİN BÜYÜK FİNANSAL KRİZLERİ

İki yüz elli yıllık kapitalizmin geçmişinde yaşanmış en uzun dönemli depresyon olan “1873 - 1894 Depresyonu” 1873 yılında ortaya çıkan “finansal kriz” ile başlamıştır. Finansal kriz 1873 - 1875 arasında dalgalanmalar halinde sürmüştür. Krizin başlattığı depresyon, kapitalizm tarihinin günümüze kadar bilinen en uzun dönemli depresyonu olmuştur.

IMF 2010 yılı ilkbaharında son yaşanan kriz ve sonuçları ve mevcut duruma ilişkin değerlendirmeleri yaparken, 2007/2008 krizinin adını da koydu. “Büyük Daralma - Great Recession” olarak değerlendirilen 2007 - 2008 krizi, son iki yüz elli yıllık kapitalizm tarihinin yaşanan (süresine bakarak, şimdilik diyebiliriz) en uzun süreli üçüncü bunalım dönemini oluşturuyor.

Tarihe “Uzun Depresyon” dönemi olarak geçen kapitalizmin ilk bunalım dönemi; 1873 Alman-Avusturya finansal krizi ile başlayıp, aralarında Osmanlı İmparatorluğunun da bulunduğu, dokuz ülkenin “mali iflasına” yol açan ve İngiltere’nin uluslararası pazardaki mutlak serbest ticaret üstünlüğüne son veren; sonuçları ile de I. Dünya Savaşına giden süreci başlatan, 1873 - 1894 yıllarını kapsayan bunalım dönemidir. Takip eden ikinci bunalım dönemi, 1929 finansal krizi ile başlayan 1929 - 1937 arasında yaşanan, korumacı-tekelci ulusal ekonomik yapıların İngiliz ekonomisinin uluslararası alandaki yerini doldurmayı hedefleyen ve sonuçları nedeniyle İkinci Dünya Savaşı’na yol açan ve tarihe, “Büyük Depresyon” olarak geçen dönemdir. Kapitalizmin son büyük krizi ise 2007 Ağustos finansal krizi ile ABD’de başlayan ve şimdilik en ağır olarak 2007 - 2009 Mart arasında yaşanmış olan “Büyük Daralma” dönemi. Ancak sonuçları itibariyle, diğerlerinden farklı olarak, bütün dünya ekonomilerini etkileyen özelliği ile “finansal yapıların ekonomik yapılarına en büyük yıkıcı darbeyi vuran” bir bunalım dönemi. (IMF’nin 21 Nisan günü açıkladığı “Mali İstikrar” raporu ile ayrıntılı bilgi veren IMF sözcüsü, dünyada halihazırda işlem gören 600 trilyon dolarlık “türev finansal aracın” varlığına dikkat çekmek zorunluluğunu duydu.)

1873 - 1894 finansal krizi ve sonuçları ile ilgili olarak derlediğimiz arşivde, kapitalizmin bu üç büyük bunalım dönemi ve sonuçlarına ilişkin bizim en çok dikkatimizi çeken durum, finansal krizler olarak başlayan bu süreçlere “ilk müdahale” yöntemleri... 1873 finansal krizinde henüz ortalıkta Merkez Bankaları yok. Devletlerin elinde müdahale aracı yok.Sonuçta dokuz devletin iflası ortaya çıkıyor. 1929 finansal krizinde, 1914 yılında ABD’de kurulmuş olan FED var ancak o denli kötü bir müdahale ile ortaya çıkıyor ki, krizin daha da derinleşmesine ve kötüleşmesine neden oluyor. 2007 Ağustos ayında ABD’de finansal krizin patlak vermesinden sonra FED yeni başkanı Bernanke ile öylesine piyasalara doğrudan müdahaleye başlıyordu ki, pek çok çevre dehşet içinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Çünkü Bernanke FED’in başına gelmeden önceki 30 yıllık akademik kariyerinde Merkez Bankalarının görevlerinin;

 

ekonomik büyümenin sağlanması veya istihdamın korunması gibi konularla ilgili olamayacağını savunagelmişti. Şimdi ekonomik aktivitenin korunması için elindeki bütün Merkez Bankası kaynaklarını piyasalara sunmaktaydı.

 

MERKEZ BANKALARININ HAMLELERİ

Gözüktüğü kadarıyla iki yüz elli yıllık bu tarihi süreçte yaşanan en büyük üç bunalım döneminden sonuncusuna Merkez Bankaları eli ile bütün dünyada yapılan aktif müdahaleler, resesyonun derin bir depresyona dönmesini en azından merkez ekonomiler için önlemiştir. Çevre ekonomilerde ise yaşadıkları resesyonun bir depresyona dönüp dönmeyeceği henüz netlik kazanmış gözükmemektedir.

Geçmişte, 1873 sonuçları devletlerin iflaslarını, 1929 bunalımı büyük şirketlerin iflaslarını getirmişti.2007 ise şimdilik kısmi büyük uluslararası yatırım bankalarının iflaslarını getirmiş ve çok ciddi bir “kamu borç stoku” oluşmasına yol açmıştır.Kriz sonrası gelinen noktada “zamanını doldurduğu” iddia edilen ulusal devletler, hükümetler trilyonlarca ABD doları tutarındaki çalışan sınıf ve orta sınıflardan aldıkları ya da ileride alacakları vergiyi bankacılık sistemini kurtarmak için kullanmaktan çekinmediler.Bu çapta nakit desteğine rağmen küresel deflasyonist çöküş önlenemedi.

 

KRİZ DEVAM EDİYOR

Krizin sona erdiği söylemleri yanıltıcıdır. Çünkü, teknik olarak resesyon bazı ülkelerde sona erse de, halen daha geniş çaplı bir kriz devam etmektedir. 2018 başında FED’in başkanlığındaki “faiz” politikasındaki arayışların nasıl sonuç vereceğini şimdilik bekleyip göreceğiz. 2008 - 2018 döneminde resesyonun en şiddetli olduğu yıllarda kaybedilen hâsılanın ancak çok az bir kısmı yerine konulabilmiştir.

Aslında 10 yıllık dönem içinde, 2010 yılı başından başlayarak, IMF ve Dünya Bankası kaynaklarının ısrarla yaymaya çalıştıkları gibi, daha hızlı bir büyüme oranı gerçekleşse dahi, bu, krizin sona ereceği anlamına gelmeyecektir. Çünkü yaşadığımız “düşüşün sona ermesi süreci” serbest piyasanın kendi kendine düzeltme yapmasıyla değil, dünya ekonomisinin şu ana kadar görebildiği ulusal devletlerin sağladığı en büyük mali ve parasal teşvikler sayesinde olmuştur. Öyle ki, önceki yıl, 2008 yılında, finansal sistemin tümden çöküşünü önleyen şey, sistemin kendi dinamikleri değil, özel sektör borçlarının kamu borcuna dönüştürülmesi ile olmuştur.

 

ENKAZI KİM KALDIRACAK

On yedi yıllık AKP iktidarı dönemi, 1980 sonrasının otuz beş yıllık neo-liberal düzen içindeki son dönemi.Sonuncu dönemi mi? Emin değiliz. Beklediğimiz esas işaretler, 35 yıllık (1980 - 2017) bir dönemin de bitip-bitmediğine ilişkin. Benzer işaretler 2015 genel seçimleri sonuçlarında da ortaya çıkmıştı. AKP iktidarı kendi dışında kimseye iktidar vermeyeceğini erken seçim dayatması ile Kasım 2015’te göstermişti. Referandum sonuçları, AKP döneminin sonunu gösteren somut işaretleri verecek miydi?Türkiye referandumda şaibeli bir dönem yaşadı.AKP oylarındaki güçsüzleşme sürdü.Nihayet son erken genel seçim sonuçları geldi.AKP son beş yıllık dönemdeki iki genel seçimde de çoğunluğu kaybetti. 2015 genel seçimlerini, Kasım 2015’te yaptığı erken genel seçim ile geri aldı. 2015 yılı dahil, AKP’nin kazanmış göründüğü ancak 1980 ile başlamış olan ve 35 yıldır süren “neo liberal” köktenci dönemin, globalleşme efsanesinin bütünüyle bittiğine ilişkin somut göstergeler tartışmasız yaşanıyor.

 

SEÇİMLER ARTIK HEP ŞAİBELİ

2008’de başlayıp aralıksız sürmekte olan dünya ekonomik ve finansal krizi, “neo-liberal” efsaneyi bitirdi. Dokuz-on yıldır dünya ekonomisi, geçmişte hiçbir dönem yaşamadığı kadar ağır bir borç yükümlülüğü altında. Bilmekte yarar var, 1980’li yılların başında “kalkınma iktisadını ve sosyal devleti”, kamu ekonomisini ve dünya ekonomisini ağır borç yükü altına soktuğu gerekçesi ile ret edip yerine piyasayı ikame eden neo-liberal iktisat ve iktisatçılar, şimdi savundukları düzenin dünyada çok ağır bir borç yükü ile çözümsüzlüğü ve kaosu yarattığını görüyorlar.

Dünya ekonomisi krizi onuncu yılında ve çözümsüzlük içindedir.Globalleşme ağır eleştiri altındadır.Şimdi 1970’li yılların sonu ve 1980’li yılların başında, dünyaya neo-liberalizmi dayatan ve işsizliği, gelir bölüşümü adaletsizliği adeta zorla dünya gündemine sokan liberalizm, 2008 sonrasında suskun.10 yıllık büyük suskunluk.

Krizden çıkış için hiçbir alternatif üretemeyen kapitalist dünya içinde, “gelişmekte olan ülkeler” grubunda gösterilen Türkiye ve benzeri konumdaki ülkeler % 1-2 aralığına düşen büyümeleri ve hızla büyümekte olan dış borçları nedeniyle daha ağır kriz koşulları ile karşı karşıyadır.

Türkiye bu ülkeler grubu içinde.Son dört-beş yıldır düşen büyüme ve artan kronikleşmiş bir enflasyon ve cari açık içinde yaşamaktadır. Ekonomik krizin koşulları Türkiye’de son beş yıl içinde daha da ağırlaşırken, özellikle son 1 yıl içinde, 2018 yılının ilk yarısında, yaygın şekilde bütün temel ekonomik göstergeler hızla kötüleşmeye devam etmiştir. AKP hükümeti seçim, referandum ekonomisi için kaynakları kamu harcamaları yolu ile sonuna kadar kullanmış ve kullanmaya seçim sonuna kadar devam etmiştir.

Peki, ortadaki enkazı kim kaldıracaktır. Deniyor ki, şimdi geçmişi kurcalamayın. Sayısını unuttuk ama dönüp dolaşıp “bir daha yeni Türkiye’ye geldik.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X