Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Seçimde kim kazandı?
Gülçin ERŞEN...

Seçimde kim kazandı?

Bu içerik 376 kez okundu.

Gülçin ERŞEN -

 

"Herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini. Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu" Leonard Cohen'in bu sözü, 24 Haziran gecesi ve ertesi gün sosyal medyada çokça paylaşılan sözlerden biriydi. Seçimin kazananı kim derseniz, herkesin vereceği yanıt birbirini tutmayabilir. Ama, kim kaybetti derseniz; demokrasi ve cumhuriyet derim.

Seçimin ertesi günü; biraz da seçim sonuçlarını normal karşılayan, "tuzu kuru", sözde muhalif, CHP'li ve solcu geçinen seçmenlere tepki olarak şunları yazmıştım: "Referandumda olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu'da oynandı oyun. İnsanlar öldürüldü, dövüldü. Bu mu normal koşullarda seçim! Her şeyden önce OHAL var. Kamu araçlarıyla kamu personelinin yaptığı propagandalara Milas'ta bile tanık olduk. Kesinlikle hakça seçim değildi."

"Erken seçim tarihi açıklandığında ve seçimlerden sonra benzer şeyler söyledim. Etkin ve yetkin kişiler bir şeyler yapmaz, söylediklerinin gereğini yerine getirmezlerse, sıradan yurttaşlar ne yapacak? Ya bizim gibi kahırlanacak ya da umursamazlığı, korkaklığı, olgunluk ve sağduyu diye yutturmaya çalışacak!"

Yine de bir tesellimiz var: "Meclis çoğunluğu artık AKP'de değil. RTE'nin istediği sonuç bu değildi. Eskisi gibi kolay kazansaydı, seçimleri geçersiz sayardı." Demokratik parlamenter sistemle birkaç maddesi dışında bağdaşmayan yeni "Tek Adam Anayasası", sayıca çok, ama işlevsizleştirilmiş meclisin etkin olmasına ne ölçüde izin verecek ve özellikle muhalefet partilerinin milletvekilleri görevlerini hakkıyla yapabilecekler mi, göreceğiz.

 

MHP oylarının açıklaması

Tarihimizdeki birçok ilki barındıran bu seçimin sonucu aslında herkesi farklı oranda şaşırttı. Örneğin ben, hem öncesinde hem de 24 Haziran gecesi boyunca şunu yazıp durdum: Yüzde yüz "millet ittifakı" kazanır, HDP barajı aşar. Cumhurbaşkanlığı 2. Tura kalır... Ama MHP şaşırttı!.

Geçen halkoylamasında yaşananları, sosyal medyada ve bazı basın yayın organlarında yayımlanan görüntüleri anımsayınca, "CHP ve İYİ partiye verilen oyları, AKP'ye desteği karşılığı ittifak ortağı MHP'ye aktarmışlardır. Birçok CHP'linin HDP'ye oy verdiği de yadsınamaz" dedim. Bu seçim sürecinde ve sonrasında da benzer görüntüler yayıldı. (Birkaç gün önce Şanlıurfa'da elinde bir tomar oy pusulası bulunan bir Cumhur ittifakçının, mühürü pusulalarda çokça AKP üzerine, arada MHP üzerine vurduğu görüntüler de televizyonda yayımlandı... "Yenilgiyi ne zor kabul ediyorsunuz?... Yok yok bu kez geçen seferki gibi oy çalamadılar... Ya adam hakkıyla kazandı işte...." diyenlere kapak olacak bu görüntüler kimin umurunda!?)

Ayrıca, erken seçim kutlaması yapan AKP'lilerin araç konvoylarıyla, silahlarla havaya ateş açarak yaptıkları "vahşi" sevinç gösterileri de insanları endişe ve öfkeye sevketti... Tüm bunlar yaşanırken ne gibi paylaşımlar yapmışım, aktarayım:

"Zaten OHAL başta olmak üzere tamamen eşit, adil, hakça ve demokratik olmayan koşullarda seçime gidildi. İnsanlar öldürüldü, oylar çalındı ve dışarıdan gelen zarflar sayıldı, adliyede yangın çıkarıldı, YSK önünde bekleyenlere kolluk güçleri saldırdı... Bu seçimi ve sonuçlarını normal karşılayanı ben normal karşılamam! Hele iktidar yandaşları erken kutlama için sokağa çıkmak yerine, utançla evlerinde oturmalıydı. Balkonda oturup, boğazında düğümlendiği için çay bile içememesi gereken, balkon konuşması yapar mı?!...Bu oyları eşit, adil, hakça ve demokratik koşullarda ve yollarla mı aldılar ki seviniyorlar?"

 

Adil Seçim'e ve Sandık Gücü'ne ne oldu?

"YSK'nin açıkladığı sonuçlar, Adil Seçim Platformu ve muhalefet partisinin hesaplamaları ile karşılaştırılıp, şüpheler ve itirazlar giderilmeden güvenilir ve kesin sayılmaz. Gerçek sonuçların kesinlik ve resmiyet kazanması bir iki gün alır... Bu arada Adil Seçim Platformu'nun sitesinde son duruma bakayım dedim; yine hata veriyor!"

Adil Seçim Platformu, Sandık Gücü gibi oluşumlar, seçim öncesi, pek çoğumuzu rahatlattı, belki seçimde daha fazla oy çalınmasının önüne de geçti. Ancak, tam bir düş kırıklığı ve endişe de yarattı. Yani bir bakıma "Dağ fare doğurdu!".

Beni düş kırıklığına uğratanlar arasında Muharrem İnce ve Meral Akşener de var... Seçim Gecesi bir yandan, YSK'nın gece geç saatlerde bile bir açıklama yapmamasına kızarken. (Anadolu Ajansı'nın, yandaş kanalların ve A.A.'dan başka seçenek oluşturamayan diğerlerinin sözünü bile etmek istemiyorum) "Eeeey YSK, açıklama yapmak için RTE'den talimat mı bekliyorsun? Biz de açıklama bekliyoruz!" demiş ve eklemişim:

YSK üyelerinden bazılarının istifa ettiği söylentisi yayıldı. Açıkladığı sonuçlar, Adil Seçim Platformu ve muhalefet partisinin hesaplamaları ile karşılaştırılıp, şüpheler ve itirazlar giderilmeden güvenilir ve kesin sayılmaz. Gerçek sonuçların kesinlik ve resmiyet kazanması bir iki gün alır... Niye YSK önünden ve YSK'dan açıklama gelmedi. Hani şeffaf bir seçim olacaktı? Adil Seçim platformuna da ulaşılamıyor.!?

Biz böyle, merak, endişe, öfke ile karışık, durumu anlamaya, izlemeye çalışırken, Muharrem İnce ve Akşener'den tısss yoktu. İktidarın balkon konuşmaları da gecikmişti...

 

Hem halkın hem de muhalefetin payı

Bu arada İnce'nin 6 albay tarafından YSK önünde tehdit edildiği, muhalefet liderlerinin alıkonduğu şeklinde paylaşımlar dolaşmaya başladı. Bizler de haklı olarak endişe ve öfke içinde sesimizi duyurmaya çalıştık. Bu arada, sonradan "asparagas" olduğu açıklanan söylenti ve paylaşımlar, resmi, yetkili hiçbir ağızdan bilgi gelmemesi nedeniyle aşağıdaki türde paylaşımlar yapmışız:

"Gece yarısı İnce için sakladıkları görüntü ve ses kaydıyla şantaj mı yapıldı? Nedir bu durum yahu! Hiç inanasım gelmiyor. Akşener de suskun?... "

"CHP'den ne açıklama gelecek. Erdoğan kendi ordusuna darbe mi yaptırdı? Mantıklı bir açıklama bekliyoruz. Bu sonuca ve İnce'nin mesajla pes etmesine inanamıyorum."

Aylardır söylentilerin ötesine geçip, korkulan ve beklenen olaylardan biri de; otomatik silah dağıtılan AKP ve MHP seçmenlerinin, muhaliflerle çatışmaya girmesi ve onları katletmesiydi. Sokaklardan gelen silah ve korna sesleri ile paylaşılan görüntüler bunu destekler yöndeydi. Bununla ilgili ben de şöyle paylaşımlar yaptım:

"Organize Suç Örgütü"ne kimler dahil göreceğiz... Elbette hepsi yargılanıp cezalandırılmalı."

"Birileri tehdit olarak kullandığı iç savaş çıkmasın diye ya halka vurduğu tasmanın ipini gevşetecek, halkı biraz rahatlatacak ya da bildiğini okuyacak... İşte o zaman durum vahim!..."

 

İşte böyle bir günün ve gecenin ardından, balkon konuşması yapılmadan televizyonu kapattım ve paylaşımlara baktım...

"İsyan" ve kabulleniş birarada

Geceki ve ertesi günkü paylaşımlardan.../ Cellâdına aşık olmuşsa bir millet,/ İster ezan ister çan dinlet./ İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,/ Müstehaktır ona her türlü zillet. (Ömer HAYYAM)

 

Özgürlüğün .../ En büyük düşmanı,/ halinden memnun olan kölelerdir. (Che GUEVARA)

 

Gazeteci arkadaşım Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu'nun paylaşımı da dikkatimi çekti:

"Üç seçimdir muhalefete, muhalefete destek verenlere terörist hain diyeceksin, seçimi kazanınca çıkıp kardeşlik ve demokrasi edebiyatı yapacaksın. Her türlü kin ve düşmanlıkla insanları ötekileştireceksin, sonra sana saygı göstermelerini bekleyeceksin. Seni hiçbir zaman affetmeyeceğiz. Hiçbir zaman bizim saygınlığımızı kazanamayacaksın. Bir de patlak bir tekerin var, ama ona bir şey demeye tenezzül etmiyorum. HER KOŞUL ALTINDA HAKKIN, HUKUKUN, ADALETİN, EŞİTLİK VE BARIŞIN EGEMEN OLDUĞU, SÖMÜRÜ VE AYRIMCILIĞIN OLMADIĞI BİR ÜLKE VE DÜNYA MÜCADELEMİZ SÜRECEK."

 

Seçim sonucu nedeniyle yurt dışına göçme isteğini vurgulayan bir paylaşıma yaptığım yorum:

"Bu cennet vatanı, sömürgeci, gerici, bölücülere bırakmam! Onca şehidi bunun için mi verdik? O zaman ülkesinden kaçtığı için eleştirdiğimiz Araplardan, göçmenlerden farkımız ne?"

"Kurtuluş Savaşı'nı kolay kazanmadık. Cumhuriyetten, demokrasiden, haklarımızdan, çağdaşlıktan kolay vazgeçecek değiliz. Biz de ölesiye yurtsever ve Atatürkçüyüz!"

 

Rıfat Ilgaz'ın dediği gibi;

Rahat günlerin işçisi olacaktık,/ Rahat günlerin şairi.../ Bir çift sözümüz vardı;/ Nar çiçeği, gül dalı üstüne,/ Dudaklarımızda kaldı!

 

Ve son söz olarak şunları yazayım:

Bu bozuk düzen ve eğitim sistemi sürdükçe, bilgisiz, bilinçsiz, çıkarcı, acımasız, vicdanına sağır kişiler çoğaldıkça, seçim sonucu değişmez, ülke daha da kötüye gider...

Haydi düzeltsinler bakalım 16 yılda bu hale getirdikleri ülkeyi! (‘Gelene ağam gidene paşam’ diyen tuzu kurular için pek bir şey fark etmez gerçi...)

Bu aralar CIA Ankara Büro Şefi Paul Henze'nin 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu rapordan bir alıntı çokça paylaşılıyor. Burada "Eğer Amerikan çıkarı, Türkiye'de bir federe devlet kurulması ise, mutlaka ve öncelikle Yargı, Ordu, Meclis ve Hükümeti tek elde toplayan BAŞKANLIK REJİMİ'ne geçilmelidir" tümcesi dikkat çekiyor.... Bu çok açık gerçeği biz yıllardır biliyoruz. Üniversitede Anayasa, Toplumbilim, Siyaset Bilimi hocalarımız anlattılar Türkiye'de niye "Başkanlık Sistemi"nin olmaması gerektiğini, uygulanamayacağını. Bilmesi gerekenler, bilmediği ve anlamak istemediği için buralara geldik.

Umarım daha kötü şeyler yaşanmadan, "Biz demiştik" demeden yanlıştan dönülür.

(1 Temmuz 2018 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X