Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Zampara Altını
H. Avni KUNDURACIOĞLU...

Zampara Altını

Bu içerik 308 kez okundu.

Altın, kendine özgü parlak sarı rengiyle bilinen değerli bir metaldir.Az bulunan bir maden olması ve kimyasal yollarla üretilmesinin imkânsızlığı, onu çağlar boyunca bolluğun ya da varsıllığın simgesi yapmış.

Uğruna savaşların yaşandığı bu değerli maden, aynı zamanda gücün de simgesi olmuş.

Eski çağlardan bu yana, gerek ticari kullanımı ile gerek yatırım aracı olarak hep ön planda olması ‘değer’ anlamında yadsınamaz bir isteği oluşturmuş. Lidyalıların ilk parayı altından yapması ve takı sektörünün gözdesi olmasını da eklersek, bu metalin önemi ortaya çıkar.

Altın, Osmanlı döneminde de sıkça karşımıza çıkacaktır. Üstelik hem de, takıdan aksesuara, şatafattan geleneğe her yerde ...

Osmanlı sultanlarının bazıları da parayı altından darp ettirir.Bugün pek makbul olan ‘Reşat altını’nı 1909 yılında Sultan 5. Mehmet Reşad; yine aynı makbullüğe sahip ‘Hamit altını’ da 1876 yılında Sultan Abdülhamit tarafından bastırılmışlardır. Bugün halk arasında Reşat ya da Hamit olarak isimlendirilen bu altınların yüzeylerindeki tuğralar, çeşitli bitki, darphane ismi vb simgeler, birbirlerinden ayırt edici özellikleri taşır.Elbette; ayar, gram, eski-yeni, kulplu-kulpsuz gibi bir sürü daha makbullük kalitesini artıran detay da vardır ki, konumuz bu değil.

Anadolu’da ‘beşi bir yerde’ olarak ifade edilen takı da, beş adet Ata ya da Cumhuriyet altınından oluşur.Özellikle düğünlerde damat tarafından beklenen bu takı, aynı zamanda Anadolu’nun başlık parası geleneğinde de ön plana çıkar.

Altının sahip olduğu bu değer, beraberinde bir beklentiyi doğurmuş.Düğünlerin, törenlerin ya da bazı süreçlerin bir nevi belirleyici nirengi noktası olmuş.

Fotoğrafını gördüğünüz altın da böylesi beklentiler için darp edilmiş.Daha doğrusu, böyle beklentiler için darp edilen altınlara benziyor. Zira en az Reşat ya da Hamit altını kadar değer gören görmüş olduğunuz Aziz altını, gerçek, yani değerini taşıyan bir obje değil, aksine birebir benzeri. Aziz altını (ki sultan isimleridir bunlar Aziz, Reşat, Hamit) 1277 yani miladi 1865 tarihli.Biraz daha açarsam 8.Culus yani padişahın tahta çıkışının 8.yılında darp ettirilen 500 kuruş değerindeki 36 gramlık Osmanlı parası.

İşte yukarıda görmüş olduğunuz altın da, bunun birebir kopyası.

Altını çizmek gerekirse, bu obje günümüzde yapılan replikalardan olmayıp, aksine döneminde yapılanlardan.

Dolayısıyla görmüş olduğunuz bu objenin en az 150 yıllık bir geçmişi var.

Kim bilir kimlere umut olup, sonrasında gerçek bir hayal kırıklığı yaşattı bu altın. Dedim ya döneminin ustaları tarafından, devlet izni olmadan değersiz bir metalden birebir yapılmış basit bir taklit. “Basit” sözcüğüm aldatmasın sakın. Zira sadece ehlinin ayırt edebileceği kadar ustalık işi.

Halk arasında ‘zampara altını’ olarak anılması ya da bilinmesi de bu yüzden.

Türk Dil Kurumu’nun , ‘zampara’ sözcüğünü ‘sürekli kadın peşinde koşan, kadınlara düşkün (erkek)’ olarak tanımladığı düşünüldüğünde, değersiz olmasına rağmen asılları gibi ‘değerli’ görülen bu objeye verilen ‘zampara altını’ yakıştırması karşılığını bulur.

Bu altının, ikili (ya da çoklu) ilişkilerde karşı tarafı ‘umutlandırmak’tan başka bir özelliği yok yani.Sonrası (değer anlamında) hüsran.

Hadi biraz daha açayım; takı olarak kullanılsa da her zaman bir güç olmuş bu altının varlığından hoşnut olacak insanları kandırmak için üretildiği ya da kullanıldığı için ‘zampara’ sözcüğü ile ilişkilendirilmiş.Zira benzerliğin ötesinde altının sahip olduğu değerin zerresi yok.

Yaklaşık yüz küsur yıl önce ‘bir olgu’ için üretilmiş bu obje, artık günümüzde koleksiyonların gülümseten bir parçasına dönüşmüş durumda.

Tıpkı koleksiyonumda bu amaçla yer aldığı gibi..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X