Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Obezite ve Hipertansiyon
Elif AKTAŞ...

Obezite ve Hipertansiyon

Bu içerik 80 kez okundu.

Elif AKTAŞ / Diyetisyen

 

Batı dünyasında obezite sıklığı gittikçe artmaktadır ve tahmini olarak sağlık harcamalarının % 20’sini oluşturmaktadır.

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nda, 2010 yılında obezite sıklığı erkeklerde % 20,5, kadınlarda % 41 ve ortalama % 30,3 olarak bulunmuştur.

Vücut ağırlığındaki bu artış genellikle artmış kan basıncı ile birlikte ilerler. Tüm dünyada obeziteyle birlikte hipertansiyon da hızla artmaktadır. Hipertansiyonu olan hastaların en az 1/3 - 2/3’ü obezdir. Obez bireylerde ise hipertansiyon görülme olasılığı 3 kat daha fazladır.

İdeal kilonun % 20 kadar üzerine çıkıldığında bireylerde hipertansiyon görülme olasılığı 8 kat daha artmaktadır. Çocuklarda ve ergenlerde de kan basıncının yüksek olması obezite riskini artırmaktadır. Kan dolaşımındaki basıncın normal değerlerden fazla olması durumuna yüksek tansiyon (hipertansiyon) denir.

Hipertansiyon; obezite, etnik yapı ve sosyo-ekonomik durumla ilişkilidir.Obezite sosyo-ekonomik durumu düşük olanlarda daha fazla ortaya çıkmaktadır.

Tansiyon ölçümlerinde iki tür kan basıncına bakılarak, birlikte değerlendirme yapılır. Kalbin kasılması anında ölçülen basınç, büyük tansiyon dediğimiz sistolik basınçtır.Kalbin gevşemesi durumunda ölçülen basınç ise küçük tansiyon denilen diastolik basınçtır.Küçük tansiyon ya da büyük tansiyondan herhangi birinin normal değer olarak belirlenen standartların üzerinde olması, yüksek tansiyon tanısı konması anlamına gelmektedir.

Yüksek tansiyon kontrol altına alınamazsa, damarlarda kalınlaşmayla başlayan koroner kalp hastalıkları ve felçler gibi olumsuz durumlar oluşabilir. Bunların yanında böbrek fonksiyonları bozulur, görme kayıpları yaşanır.

Hipertansiyon oluşumunda genetik yatkınlık çok etkilidir.Buna ek olarak böbrek, tiroit ve benzeri organlardan salgılanan birçok farklı hormon da yüksek tansiyon gelişimine neden olabilir.Özellikle çocukluk çağında doğru beslenme alışkanlıkları kazanılmalı ve uygulanmalıdır.

Çocukluk yaşlarında kan basıncının üst sınırlara yakın seyretmesi ileriki yıllarda hipertansiyon oluşum riskini oldukça fazla artırmaktadır. C vitamininden zengin besinler damar sertliği gelişimini engellemede, sarımsak tüketimi ise kan basıncının düşürülmesinde etkilidir. Sarımsağın etkisi kalsiyum kaynaklarından biriyle birlikte tüketildiğinde daha çok artmaktadır.Bu yüzden sarımsağın yoğurtla karıştırılarak yenmesi sağlık için oldukça faydalıdır.Günlük tüketilmesi gereken sarımsak miktarı yarım sarımsak ile 3 diş arasında değişmektedir.3 dişten fazla tüketilen çiğ sarımsak, diyare, gaz, şişkinlik ve ateşe yol açabilir.Bu yüzden abartılı miktarda tüketilmesi önerilmemektedir.

Omega-3 içeren besinlerin tüketimi de yine damar sağlığını korur.Özellikle de balık ve diğer deniz ürünlerinde bulunan yağ, çoklu doymamış yağ asitlerinden olan omega-3 yağ asididir.Bu nedenle beslenmede deniz ürünlerine oldukça önem verilmelidir.

Tuz tüketiminin yüksek olduğu toplumlarda yüksek tansiyonun da daha yüksek olduğu görülmüştür.Bu nedenle de günlük tuz tüketim miktarımıza bir kısıtlama getirmek şart olmaktadır. Normal sofra tuzu günlük ortalama 4-5 gram (1 çay kaşığı) kadar kullanılabilir. (Tuzdan kaçınmak için sınırlı tüketilmesi gereken besinler: Turşu, salam, sosis vb., salamura besinler, sucuk, pastırma vb., soya sosu, zeytin, hazır çorbalar, hazır yemekler, tuzlu pasta-çörekler …)

 

Kalsiyumdan yetersiz beslenmek de yüksek tansiyon nedenlerinden biridir.

Bu yüzden süt, yoğurt gibi kalsiyum kaynağı besinler günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır.Potasyumun da yüksek tansiyonu önlemede oldukça etkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle muz, kavun, patates, maydanoz gibi potasyum içeriği yüksek besinler sıkça tüketilerek hipertasiyonun olumsuz etkilerinden korunulmalıdır.

 

(3S Diyet ve Beslenme Danışmanlığı / www.3sdiyet.com)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X