Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
‘Önce Demokrasi’ ise verin imzayı …
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

‘Önce Demokrasi’ ise verin imzayı …

Bu içerik 340 kez okundu.

Çok çok önemli bir seçim geride kaldı.Ülkemiz, tecrübesi olmayan, hatta dünyada eşi benzeri pek görülmeyen bir sisteme geçti.Geçmiş deneyim yok, iyi bir dünya örneği yok, el yordamıyla yap boz şeklinde yürüyecek gibi görünen bir süreç var önümüzde. Sürprizlere gebe ...

Böylesi önemli bir zamanın; yeni bakanların açıklanması ile iş adamı bakanları, damadın devletin hazinesinin başına geçişini, hiç tecrübesi ve bilgisi olmadığı halde (ha savunma olarak, bazı ilgili derslere girdiğini basından öğrendik), genel kurmay başkanını bir anda karşımızda savunma bakanı olarak görerek, ne denli kritik geçeceğini görebiliyoruz.

İlk önemli icraat, beklentilerin karşılanması açısından OHAL’in kaldırılmasıydı ve kaldırıldı diyebiliriz. Peki nasıl? Hazırlanan bir kanun tasarı ile, aynen geçerse neredeyse OHAL, kanunla sürekli hale getirilmiş olarak. Bu bundan sonra olacaklar hakkında beklentilerimizi kötümserleştirmekte ne yazık ki.

Oysa çok ciddi bir ekonomik sıkıntı kapıdan içeri girmiş, herkes atılacak adımlar ile biraz olsun durumun düzeltilmesini beklerken ...

İcraat veya iktidar cephesinde kabaca durum bu iken ve muhalefete tam gün mesai yaptıracak bir ortam varken ana muhalefette durum nedir?

Bazı okuyucularımızdan şunları duyar gibiyim: “Değişen hiçbir şey yok!” “Bu partiden bir şey olmaz!” “Abi aynı tas aynı hamam, sen ben bizim oğlan sen çal ben oynayayım” …!

Evet, CHP çok önemli bir süreçte yaptığı çalışmalar ile ne yazık ki gelen bu TEK ADAM sistemini durduracak bir sonuç yaratamamıştır. Tüm çabasına karşın karşı çıkışları, vatandaşta yeteri kadar karşılık bulmamış olacak ki, sistem değişikliğini içeren bu süreci ve TEK ADAM rejimini durduramamıştır. Bu sonucun analizi yaparak, hatalarını ortaya koyamamış, durumu lehine çevirecek yeni stratejileri geliştirememiştir.

Vatandaşlarımızın, CHP’den ve Cumhurbaşkanı adayından gelecek açıklamaları beklediklerini unutmayalım.

Ve bu başarısızlık tablosuna karşın partililerin ve hatta partili olmayıp da CHP’ye oy vermiş vatandaşların parti açıklamalarına ve partideki bu gelişmelere bakışları acı bir gülüştür.Aklı başında hiç kimse bu gelişmeleri tasvip etmemektedir.

Parti, kaybettiği seçimin hesabını kurultayını toplayarak vermek durumdadır. Böyleyken muhaliflerin imza toplama hareketini tepkiyle karşılamaları, hatta imzacıları azarlamaları veya aşağılamaları, “yeteri kadar imza toplayamazlar” açıklamalarını hayretle izlemekteyiz. Bu açıklamaları duyunca, aklıma kaybedilmiş seçimlerden sonra genel başkanın “demokrasi kazandı” açıklamaları geliyor ve tabii ancak gülebiliyorum.

Sayın parti yöneticileri; sizler, İYİ Parti’ye seçime girebilmeleri için bırakın imza vermeyi 15 milletvekilini partiden istifa ettirip İYİ Partiye üye yaptırmadınız mı? Demokrasi adına takdirle ve alkışla karşılanan bu hareketi herkes olumlu buldu ve İYİ Parti kendisi için risk olan seçimlere salimen katılabildi. Yine sizler, demokratik bir davranış sergileyerek Cumhurbaşkanlığı seçimi için dışınızdaki adayların da seçime katılabilmelerini sağlamak ve onlara destek olmak için Sayın Akşener’e, Sayın Temelkaramollaoğlu’na ve Sayın Perinçek’e yüz bin imzalarına kendi üyelerinizin de imza vermeleri için çağrıda bulunmadınız mı?

Şimdi kendi partinizde hem genel seçimleri kaybetmiş, hem de Cumurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmiş bir durum varken partililerin kurultay taleplerine karşı duruş sergiliyorsunuz.Başka partilere ve başka parti adaylarına imza vermek için üyelerine ve vatandaşlara çağrı yapan bir anlayışın kendi partisindeki kurultay için imza verenlere karşı durmasını anlamak mümkün değil ve iyi niyetli de değil.“Koltuk sevdalılarının bu partide işi yoktur, olanları tutar kulağından atarım” dedikten sonra, kurultay için imza toplanmasına karşı çıkılması koltuk sevdası değilse nedir?

Siz sayın parti yöneticilerine önerim, kurultay için sizler de imza veriniz!

Parti seçim kayıplarının hesabını versin ve kazanmak için ne yapılması gerektiğini tartışsın.Bu gibi yönetim tıkanıklıklarının ve birbirini kırıp dökmenin önüne geçecek, her halükarda suyun akmasını sağlayacak mekanizmaların üretilmesini sağlayarak her durumda doğal akışı stardardize edecek yol ve yöntemleri parti bulmalı ve tüzüğünü bu yolda yenilemelidir.

Bu yol ve yöntemler tabii ki parti üyelerinin yapması gereken  konulardır. Biz burada onların işine karışacak değiliz.Ancak demokrasi istediğini ve bunun geliştirilmesi iddiasında bulunan bir partinin önce kendi içinde yeterince demokrat bir oluşumu sağlaması da kaçınılmaz olmalıdır.

Partili olsun olmasın tüm demokratların bekledikleri, daha demokratik bir ülkede yaşamaktır!

Bunun kim tarafından sağlandığı çok önemi olmamakla birlikte, bu yapının Atatürk karşıtı olmaması da tabii ki çok çok önemlidir bu talepte bulunanlar için. Sorun, öyle olduğunu iddia eden bir siyasal örgütün, bunu başaramaması ve başaracağına olan ümidin ve inancın aşınmış olması. Burada yine bu partinin (CHP) bu nedenle tarihi bir sorumluluğunun bulunmasıdır. O nedenle “Bana ne, size ne oluyor” diyemez, deme lüksü bulunmamaktadır.

Öyleyse öncelikle CHP kişisel anlayışlardan kurtulmalı, kurtarılmalıdır.Kişi ve grupların hegemonyasından kurtarılarak kurumsal bir kimliğe kavuşturulmalıdır.Bunun için de öncelikle lider saltanatı her anlamda bitirilmelidir. Aynen şu anki liderin dediği gibi “koltuk sevdalıları”na bu amaçlarını gerçekleştirecek yapısal fırsatlara son verilmelidir. Bu saltanat nereden başlıyor, delegelerden. Delegeleri siz belirlediniz ve üyelere bu listeleri sandığa atacaksınız deyip delege sahibi olduysanız kırk kere seçim yaptırsanız da sonuç değişmez.

Gerçekten demokratik bir sonuç isteniyorsa, parti içi seçimlerin, tüm partililerin oy kullanması yoluyla yapılmasını sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Seçilecek olanlara gelince, partililerin her kademedeki seçimlerde aday olmalarına kolaylıklar sağlamalıdır. Ancak, bu adaylıklar için her kademenin tekrar sayısını belirlemeli eleştirdiğimiz gibi 10-20-30-40 yılları içine alacak nerdeyse tüm çalışma zamanı kadar partide belli kademelerde emekliliğini sağlayacak sürelerin yaşanmasının önüne geçilmelidir.

Örneğin genel başkan için, seçimi kaybettiği zaman ayrılmalıdır, belki iki dönem en fazla olmalıdır.Burada mevcut duruma bir göz atmanızı rica ederim.Mevcut durumu izah edecek hiçbir demokratik argüman aklıma gelmiyor sevgili okurlar.

Belediye başkanları, çok seviliyor olabilirler, çok başarılı da olabilirler ancak kurumsal yapıda bunların da bir karşılığı olmalıdır.Babadan oğula geçen koltuk anlayışını Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1923 yılında bu Cumhuriyeti kurarak sona erdirdi.Cumhuriyetin kurumlarında bu anlayışı sürdürmek isteyenlere dur denmelidir.Ancak yerel yönetimin daha sıcak ilişkilere maruz kaldığını düşünürsek burada da seçim sınırı üç kez ile sınırlanabilir.

Böylece parti içindeki her kademede her üye bir gün burada kendisinin de olma şansının olduğunu bilerek daha motive olabilir, bu makamlar için yapılan kıran kırana geçen mücadeleler ile parti kan kaybetmemiş olabilir.

Parti, seçilecek kişileri seçim mahallindeki partilileri arasından ve o mahalde bulunanlarca yapılacak seçimle seçmelidir.Bunun istisnaları belki genel başkana verilecek küçük bir kontenjan ile belirlenebilir.Ki bu kontenjan sadece milletvekilliği seçimleri ile sınırlı olmalıdır.Yoksa x şehrinin belediye başkanını y şehrinden gönderip bu arkadaşımızı seçeceksiniz tarzında olmamalıdır.

Parti içi barışı sağlamış bir ana muhalefet belki bu şekilde yarışlara konsantre olabilir ve gerçek performansını ortaya koyabilir.Örgütün reddettiği kişiler ile girdikleri seçimleri nasıl kaybettiklerini örnekleri ile yaşanmış olunmasına rağmen halâ Sayın Abdullah Gül’ü çatı adayı gösterme girişimlerini hayretle yaşamış olduk.Hata yapmak olağan, ancak aynı hataları sürekli tekrarlayan çocuğunuz bile olsa belki kulağını şöyle bir çekmez misiniz?

Ancak sular durulsa ve bu yukarıda belirttiğimiz durumlar gerçekleşse dahi yeterli olmayacaktır.

Parti, günlük hayatın içinde olmadıktan sonra ne yaparsa yapsın nafile.Tabii bu politikaları ortaya koyacak organlar bellidir. Ancak uygulayıcıları, örgütün ilçe yönetimlerine kadar uzanan kollarıdır. Partiyi seçime bir ay kala açar, seçim gecesi kapatırsanız hiçbir seçimde başarılı olma şansınız yoktur. Bulunduğunuz yörenin insanı ile yaşamıyorsanız, onlar gibi değilseniz, onlar gibi oturup kalkmıyor, yiyip içmiyor, dertlerinde, tasalarında, sevinçlerinde ortak olmuyorsanız, sorunlarının çözümünde arkalarında, yanlarında SONUNA kadar bulunamıyorsanız, seçim zamanı size gerekli nezaketi, alkışı gösterse bile sandıkta size oy atmıyor olurlar. Bunun son örneklerini üç büyük kentte mitinglere katılan insan sayısı ile partinin aldığı oylara bakarsanız ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.

Örgüt gerçekten çalışmalıdır.Bu çalışmayı günlük yaşamına aktarmalıdır. İletişim kanallarını mahalle, hatta sokak temsilcilikleri şeklinde organize ederek, örgütlenmesini kılcal damarlara taşımalıdır. Öylelikle halkın tüm olup bitenlerinden haberi olup, bunları parti teşkilatı ile görüşüp yapılması gerekenleri en hızlı biçimde yapmayı sağlayabilirler.İnsanlar kendilerine yapılanları kolay kolay unutmaz.İyilikleri de kötülükleri de veya ilgisizlikleri de.

Bir diğer konu da, parti verdiği sözleri ne pahasına olursa olsun tutmalıdır.Tutamayacağınız sözleri vermeyiniz diye iki kişi konuşurken bile ortaya konuyor olması ne denli önemli olduğunu gösterir bu konunun.Burada verilen sözler bir kişinin değil milyonlarca insanın beklentilerini içerecek bir söz ise haydi haydi tutmak durumundasınız. Sözünü tutmayanın sonraki sözlerine kim inanır? Ki bu konuda CHP kendine inananları son seçimlerde çok fazla üzmüş bir partidir.Gerek parti yönetimi, gerek Cumhurbaşkanı adayının seçim gecesi ortalarda olmamaları, yeterince sıklıkta beyanat verememelerinin çok sarsıcı olduğunu düşünüyorum.Bu yaraları acil sarmalıdırlar. Yine verilmiş sözlerden biri olarak şunu anımsıyorum, “Siz oyunuzu verin; bu, kutsal emanet gibi tarafımızdan sonuna kadar korunacak ve sonuçlara yansıyacaktır.

 

Bu konuda özel bir ekip kurularak tüm yurtta tüm sandıklarda varız, sonuçları kendi sistemimize gireceğiz ve sizlerle bunları paylaşacağız …”

Tam anımsamıyorum ama seçim gecesi saat 19-20 sularından itibaren AA oy sayım sonuçlarını geçmeye, saat 21 sularında seçimin gidişatının belli olmaya başladığını açıkladıkları saatlerde, CHP ve Cumhurbaşkanı adayı suskunluklarını korumaktaydı. Parti sözcüsünün bir ara yaptığı konuşmayı ise okuyucuların takdirine bırakıyorum. Peki ne bekleniyordu o gece parti yöneticilerinden.Düzenli aralıklar ile kendi kurduklarını söyledikleri sistemin sonuçlarını ilan etmelerini. Bu kadar basit. Ha gerçekten ne oldu o sisteme merak ediyorum. Oraya da mı kedi girdi kardeşim. Bunca çaba ve harcama yapılarak herkese anlatılıp ümit haline getirilen sistem için bir Allahın kulu çıkıp açıklama yapmaz mı!

Ya Cumhurbaşkanı adayı, çok kişiyi hüsrana uğrattı.Kardeşim kaybetmiş olabilirsin, bu şartlarda bile sakin kalmayı başaramıyorsan, o cesareti gösteremiyorsan orada ne işin var demezler mi?Milyonlarca insan sizlere inandı, mitinglerinize koştu ve siz onlara yüzünüzü gösterip buradayım demeyi çok gördünüz.Yarışa devam edeceğim demeniz hakkınız, parti genel başkanı olmak istiyorum demeniz de hakkınız.Ama size artık nasıl bakarlar bilmem, tabii kararı siz ve ben değil parti üyeleri verecek.Ancak çok kişiyi kırdığınızı ve üzdüğünüzü biliyorum.

Derdim CHP ve Muharrem İnce’den çok daha önemlisi.Demokrasi; evrensel, gerçek demokrasi.Kendim, halkım ve çocuklarım demokrasi altında, ama göstermelik olmayan bir demokrasi altında yaşasın istiyorum.Siyaset günlük hayatında olmadan, gelecek endişesi duymadan, herkes işine gücüne baksın istiyorum. Eğitiminde, işinde endişeleri yaşamak istemiyorum, her anne ve baba gibi. İstikrarı koalisyon ya da başkaca bir siyasi organizasyon anlamında istemekten daha önemlisi siyasal içerik ve ekonomik yapıda istikrarın daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Ülkede gelecek açısından endişesi olmayan insan sayısının çok fazla olduğunu düşünüyorum.Tabi bunu ortaya koymak başka.

İlkokulda çocuğu olan veya yeni başlayacak ailelerde endişe yok mu?

Hangi liseye nasıl gideceğini, istemediği halde bazı okulları tercih listesine yazan çocuk-gençte ve ailelerde endişe yok mu?

Kadrosunda sadece bir profesör ve birkaç doçentin dışında çoğunlukla öğretim görevlisi olan üniversitelerde okuyan, iş bulması mümkün olmayan bölümlere giren, sadece puanı yettiği için ve üniversite mezunu olmak amacıyla okuyan gençlerin endişeleri yok mu?

İş bulmak için çalmadık kapı bırakmayıp aramaktan vazgeçip istatistiklerden düşen ve akla gelmeyecek işlerde bile çalışmaya aday olan, birkaç yüz kişilik iş sınavına binlerce adayın statlarda yapılan sınavlarına katılan insanların gelecek endişesi olmadığını söyleyebilir miyiz?

Evde, iş arayan insanlardan gelecek müjdeyi bekleyen anne, baba ve eşlerin endişeleri yok mu?

İş adamlarının malını pahalı girdiler yüzünden üretememe, ürettiğini pahalı üretmekten dolayı yeterince rekabetçi olamama, pazarın alım gücü olmadığından ederinde karlı satamama endişesi yok mu?

Adalet arayan onca insanın bu gün adalete tam olarak güven duyduğu bu konuda hiç bir endişesi olmadığı söylenebilir mi?

Basının tam anlamı ile tarafsız olduğu ve halkın sesi olarak iktidara hesap sorabilecek bir yayın politikası yürütebilmesi mümkün mü?

Tüm bu soruları çoğaltmamız mümkün.İşte onun içindir ki, demokrasiyi savunacak örgütlü güç olan siyasal partilere ihtiyaç var. Tüm bu olanlar için öyle olduklarını iddia edenlerin de sorumlulukları var.

Bizim de, halkın da bu sorumluluklarını yerine getirmelerini isteme hakkımız var!

Öyleyse gereğini yapın beyler …

 

(20.07.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X