Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Eşitlik mi Adalet mi?
Konuk Yazar...

Eşitlik mi Adalet mi?

Bu içerik 270 kez okundu.

İlkay KUMTEPE

Eğitimle ilgili ne sorunlarımız biter ne de sorularımız.Sorunlarımız bitse bile sorularımız bitmesin.

Daima yeni sorular sormak ve var olanı sorgulamak gerek.

Bu yazımda da, eğitimde ‘eşitlik mi adalet mi?’ sorusunu tartışmak istedim.

Eğitim ile ilgili her görüş beyan edenin söylediği şey, eğitimde fırsat eşitliği olması gerektiğidir. Buna katılıyorum. Nerede, hangi şartlarda yaşıyorsa yaşasın herkesin istediği eğitimi alma şansı olmalı. İşte, fırsat eşitliğinden anladığım budur.

Peki, uygulamada olan fırsat eşitliği bu mudur? Değildir tabii. Uygulamada olan bir şey yok.Söylemlerde ve yazılarda var ama uygulamada öyle bir eşitlik yok.Tam da bu nedenle eğitimde eşitlik değil adaletin daha önemli olduğunu söylüyorum.

Eşitlik ve adalet aynı şeymiş gibi düşünülür ama değildir.

 

Herkese eşit davranmak en büyük adaletsizliktir.Çocuklarımıza adil olmayan bir sistemde ve onlara adil davranmayarak adaleti nasıl öğretebiliriz?

Geçenlerde bazı ülkelerin eğitimde “adalet” kriterini tartışmaya başladığını okumuştum.

Çok mantıklı ve bizim de bir an önce bunu değerlendirmemiz gerekir.

 

Eğitim sistemini bir fabrika olarak gördüğümüz ortada.Üretim için hammadde olan farklı çocukları bu fabrikaya alıyor ve hepsinden aynı ölçülere sahip ürünler elde etmeye çalışıyoruz.Değiştirilemeyen, istenen ölçülere getirilemeyenleri de defolu olarak damgalayıp topluma bırakıyoruz.

Üstelik bu fabrikaya girmek zorunlu.“Ben çocuğumu bu fabrikaya vermek istemiyorum” diyen cezalı, çünkü adı üstünde “zorunlu eğitim”.

 

Çocuklarını sekiz yıllık zorunlu eğitime alırken ailelerine vadettiğimiz ise, onları en iyi şekilde yetiştireceğimizdir.Öyle ya, çocuklar zorunlu eğitime alınırken, “topluma yararlı insanlar olarak yetişecekler” diye alınır.Milli eğitimimizin hedef ve amaçlarına baktığımız zaman da bu konuda sorun yok sayılır. (Bu konuda eleştiriye girmeden geçmek istiyorum.) Aileler çocuklarını bize teslim ediyor ve sekiz yılın sonunda mükemmel çocukları olacağını düşünüyorlar.

Öyle mi oluyor?

Hayır, sekiz yılın sonunda kolu kanadı budanmış, kendini tanımayan bireyler yetiştiriyoruz.Ya da yarı yolda sistemden attıklarımız var.

Ne diyoruz ailelere?

“Kusura bakmayın çocuğunuz yeterince iyi değil, yeterince çalışmadı ve bizim istediğimiz kalıba giremedi ... Bundan bir şey olmaz ...”

Peki, sekiz artı dört yılını hangi hakla gasp ettik bu çocuğun?

Söyleyeyim, eşitlik ilkesi ile yönettiğimiz sistemin sayesinde gasp ettik.

 

Geleceğini şekillendirmek için çok şey öğreneceği en verimli yıllarını gasp ettik ve topluma salıverdik.

Eşitlik yerine adalet ilkesi ile yönetilen bir sistem olsa, bu çocuklar heba olmaz.On iki yılın sonunda, “kusura bakma senden bir şey olmaz” diye özür dilemeyiz.

 

On iki yılın sonunda yaptığımız sınavlarda sıfır çeken onca çocuk olmaz ...

 

Farklı kültürlerin, ekonomik yapıların, toplumsal gereksinimlerin olduğu bir ülkede her çocuk aynı şeyleri öğrenmek zorunda ise bu eşitlik yanlıştır.Bu söylediklerim olmasa bile her insan birbirinden farklıdır ve kendine en uygun eğitimi almak onun hakkıdır.Bu da adalettir.Her çocuğun kendi olma hakkı ön plana alınmalı ve birey olarak kendini yetiştirebileceği eğitim ortamları çocuklara sunulmalıdır.

Yani, eğitim sistemi, fabrika anlayışından kurtarılmalıdır.

Her çocuk bir çiçektir diyoruz.Değişik ve birbirinden farklı bir çiçek.Bu farklı çiçekleri alıp hepsini aynı ortamda yetiştirmeye çalışıyoruz.

 

Ve daha fazlası, hepsinden aynı ürünü elde etmeye çalışıyoruz.

 

Bırakalım da her çiçek kendi ortamında, kendi doğal gereksinimlerini karşılayarak büyüsün.

 

Bırakalım da artık eğitimde eşitlik değil ADALET ilkesi geçerli olsun.

Göreceksiniz her şey daha güzel olacak.

 

 

(05.08.2018)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X