Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Bıktık artık!..
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Bıktık artık!..

Bu içerik 202 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ –

 

Dağ fare doğuracaktı, doğurdu.100 günlük programı hep birlikte izledik, dinledik. Kendilerince en çarpıcı satırları kitapçıktan okumamız yerine kendileri bizzat aktardı.

Neden kendileri okudu, çünkü o satırlarda kimsenin aklına gelmedik çözümler, başarı adımları, hah tamam işte bununla kurtuluruz anlamına gelecek işaretler olacaktı.

Oldu mu?

Bence tam bir hayal kırıklığı!

Birden aklıma kaybedilmiş seçimin ardından yaptıkları, bak bizi seçmezseniz her şey kötü olur, seçerseniz şaha kalkar ekonomi, dış politika mükemmel, dolar ve faiz dibe vurur söylemleri geldi.Ne olmuştu sonra?Oylar verildi tek parti iktidar edildi.

Sonuç?

Yine; sistemi değiştirmezseniz koalisyonlar ile hırpalanır ülke, eğitim, işsizlik, gelir adaleti, sanayileşme ve daha pek çok husus dibe vurur, batarız söylemleri ile sistem değiştirildi, daha seçime girmeden koalisyonlar yapıldı, yastık altından dövizleri ve altınları çıkarın bozdurun söylemleri yankılandı ortalıkta. Ne oldu sonrasında?

Geldik bugüne, dolar 5.-TL. Enflasyon Tüfe % 15,5, Üfe % 25, faizler tüketicide neredeyse % 26, mevduatta yaklaşık % 18’lerde.

Ve yeni sistemin, yeni kabinesi 100 günlük programı açıklıyor, En önemli vurgu “yastık altındaki dövizleri ve altınları çıkartın”.

Allah aşkına başka çözümünüz yok mu?

İşler bir türlü düzelmez ise sorumlu yastık altından döviz ve altınını çıkartmayan vatandaş mı diyeceksiniz!?Eminim diyecek bir şeyler bulacaksınız. Şimdiye kadar hep buldunuz.

Ama sonuç ortada!

Sizler ekonomi şaha kalktı derken biz önce etrafımıza bakıp, aynı ülkeden mi bahsediliyor diye şüphe ile bakıyoruz.Sonra sizlerin görüp bizlerin bir türlü göremediği şaha kalkanı görmek için gözlerimizi ovuşturuyoruz, ama nafile.

Ortada şaha kalkan sadece döviz, faiz ve enflasyon!

Yine açıklanan programda en çok önemsediğim hususlardan biri olan tarım.Orada çözümler ne olacaktı?Önce, daha önceki yıllarda yapılan ve verilen parasal (16 yılda 108 milyar) kaynakları söylediler. Hemen aklıma bu verilenler doğru yere harcandı da saman dahil nerdeyse tüm tarımsal ürünleri neden ithal eder olduk sorusu geldi. Neden patates ve soğanı bile 5.- TL. veya 7.- TL.’den almak zorunda kaldık diye düşündüm. Oysa program yapılacakları içermeli, çözümler sunmalıydı, geçmişte yapılanları anlatmak değil.. Gelecek ile ilgili tek duyduğum 50 bin koyun verilecek olması. Ayrıca ülkemizde tüm alanlar ekildi de yer bulamayan çiftçi Sudan’da tarım mı yapacak! Acı içinde gülüp ‘ne büyüksün Atam’ dedim. Ülkende ilk örnek çiftliği kurmuş gözün gibi bakmıştın.Adı ‘Atatürk Orman Çiftliği’ idi.Şimdi halini gel de bir gör, her bir tarafından küçük küçük küçültüyorlar.

Bir diğer önemli mesaj ise, bunun bir savaş olduğu söylemiydi.Bu tehlikeli çağrının son örneğini alkışlar arasında okudu Sayın Cumhurbaşkanı.Memnundu, karşısında kelli felli itibarlı makam mevki sahibi kişiler oturuyor ve alkışlıyorlardı.Demek ki doğru yoldayım diye neden düşünmesin?

Oysa bu, çağdaş toplum olma yolunda en tehlikeli durumdu bize göre! Karşı olduğunuz ya da çözemediğiniz bir konu için ya tanrısal bir açıklama getirin ya da ‘dış güçler’ deyip çözümün savaşta olduğunu söyleyin ki karşı çıkacak ya da karşı çıkmayı düşünecek olanlar dursunlar. Hatta sizin etrafınızda kenetlensinler.Rasyonel düşüncenin önünü kesip, muhalif düşünce ve söylemlere daha başında gereken parmağı sallayın ki dursunlar.Öyle de oluyor sanıyorum.Sayın Cumhurbaşkanımız bu işi oldukça iyi biliyor diye düşünüyorum.İçeride işler iyi gitmediğinde, dışarı ile çatıştığında ve öfkesini dillendirdiğinde hemen tüm iç siyaset ve kamuoyu etrafında nerdeyse kenetleniyor.Gerçekten doğru değilse diyecek kimse kalmıyor.Bazı eleştiriler de “haklıyız ama”dan sonra kurulan cümlelerde kalıyor ki, zaten onlar da okunmuyor ve dinlenmiyor.İnsan biraz fazla okuyup araştırınca bazı gelişmiş ülke toplumlarında dahi toplumun hipnoz edilmişçesine böyle bir uyum sürecine girdiği görülmüş.Ancak süreç sonu genellikle pek hoş bitmemiş.Bizim daha o süreçte olduğumuzu düşünmemekle birlikte, gittiğimiz istikamet açısından endişelerimi de belirtmeliyim.

Yapılan açıklamalarda bir diğer dikkatimi çeken konu da 81 ilde kurulması planlanan yatırım ve icraatların takibini yapacak kurumların kurulması.Valiler ve kaymakamlar varken veya onlara bağlı bir ofis kurulabilecekken acaba ayrı bir oluşum mu olacak.Açıklamalar hayata geçerken bunu da görmüş olacağız.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile ilgili açıklamada 100 bin engellinin sosyal programlara dahil edilmesi konusunu olumlu bulduğumu da belirtmeliyim. Ülkemiz engelli ve obez konusunda ileride çok daha fazla vatandaşa hizmet vermek zorunda kalacak diye düşünüyoum.Bununla birlikte yaşlanan nüfusu da dikkate aldığınızda bütçeden her geçen yıl daha fazla kaynağı bu konulara aktarmak durumunda kalacağız.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı paragrafında yapılan açıklamalarda anlıyoruz ki yine betona önemli bir kaynak aktarılacak.Bu kaynağı baştan aktarmasak bile dövize endeksli ve gelir garantili yap-işlet-devret modellerinden çektiklerimiz yetmezmiş gibi daha niceleri katlanarak gelecek gibi gözüküyor.Üretmek yerine yine prestij projeleri ile milletin gelecek yılları ipotek altına alınmaya devam ediliyor olacak.Köprü, tünel, yol, şehir hastanelerinin gelir garantilerini ödemekten daha şimdiden bıkmışken halkın kanal İstanbul, 3.Havalimanı (Atatürk) gibi gelir garantili yeni projeleri duydukça gelecek için daha da endişelenmekteyim.Önceki yap-işlet-devret tipi gelir garantili ihalelerde dolar 3 TL.civarlarındayken, şimdi 5.-TL. civarlarında, varın zararımızı sizler düşünün. Çünkü bu ihaleler belli bir geliri garanti etmenin yanında, para birimi dolar üzerinden yapılan ihaleler.Garanti ettiğiniz geliri şirketler kazanamaz ise siz hazineden, halktan aldığınız vergiler ile farkı şirketlere ödemek zorunda kalıyorsunuz.

Bunlar nasıl ödenecek?Eve ekmek götürme derdinde olan vatandaş bu paraları nasıl ödeyecek? Ancak rant açısından yeni alanların yaratılmakta olduğunu da söyleyebiliriz. “İstanbul doldu taştı, bu kente ihanet ettik” derken, daha fazla dolması için halâ yeni cazibe merkezlerini bu kente taşımaktayız. Biraz da Çorum, Niğde, Kırklareli, Kastamonu, Uşak,  Artvin, Osmaniye, Batman gibi kentlerimize yatırımlar yapılsa, hem dengeli bir kalkınma yurda yayılsa, hem de İstanbul’a daha fazla ihanet edilmese iyi olmaz mı?

Dışişleri bakanlığı için pek fazla şey söylenmedi.Ben de dış politikanın geldiği noktayı okuyucu yorumuna bırakıyorum.Ancak şunu diyebilirim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh”.Bu anlayış dış politikada olmazsa olmaz olmalıdır.Başka ülkelerin iç işlerine karışmak huzur getirmez.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilgili açıklamada yine daha önce yapılanları sıraladılar.Ancak benim için önemli açıklama Eskişehir’de termik santrali yapma konusunu, bu noktaya taşımış olmalarıdır.İstanbul gibi sonradan ihanet ettik diyeceğinize rahat bırakalım doğayı sonra yaşayacak yerimiz, ekecek toprağımız, soluyacak havamız kalmayacak. Oysa bu bakanlık açıklamalarında “doğaya sahip çıkacağız, en çevreci devlet olacak” denmesini beklerdim ...

Gençlik ve Spor Bakanlığı pasajında, metnin tamamında olduğu gibi olumlu söyleyebileceğim pek fazla şey yok.Burada gençlik ile ilgili yapılacak çok şey olmalıydı.Ancak spor tarafında da yapılan statlardan başka söyleyecek pek fazla şey yok demek ki.Oysa Milli takımımızın Yerli ve Milli olmayan teknik direktörü, takımda oynatacak yerli oyuncu bulamamaktan şikayetçi.Takımlarımız çuvalla döviz ödeyip yabancılar ile doldurunca kadroları, bizimkilere mahallelerde oynamak kalıyor sanırım.Ülkenin genç insanlarını ve sporla buluşmalarında devlet politikamız ne yazık ki kapitülasyon anlayışında.İstedikleri gibi gelsinler, oynasınlar-oynamasınlar, çuvalla dövizleri alıp gitsinler. Amatör sporları hiç sormayın

Değerli okuyucular, klüp takımları dışında özellikle bireysel sporlardaki durumumuz içler acısı. Bakın halterden hiç haber var mı? Atletizmden? Daha bu branşların doping konularını üzerimizden atamadık ...

Sahalarda her iki takım taraftarını yan yana oturtamadık. Dikenli teller ve güvenlik güçleri ile misafir takımı bir köşeye sıkıştırarak spor müsabakası izlettiriyoruz halka.Gençlere de böyle örnek oluyoruz. Tekrar rakip takım seyircisi ile yan yana maç izlemek dileğimi buradan ifade etmek isterim.

Yeni bakanlıklarımızdan Hazine ve Maliye Bakanlığımız ile ilgili söylenenlerin özeti, milli gelir kişi başı 10 bin dolar civarında, yastık altındaki altın ve dövizleri çıkarınız. Hani plan, hani yapılacak olanlar, sanayici, esnaf ve çiftçi neye göre hareket edecek. Bankalar ne yapacak, faizler ne olacak, kurlarda beklenti nedir.Hiçbirine yanıt bulamazsınız.Siz hele bir döviz ve altını bozdurun, gerisine karışmayın. Oysa milli gelir bile şu an on bin dolar bile değil, daha az.

İçişleri Bakanlığı. Yeni zırhlılar, yeni kadrolar, yeni kameralar ile daha sıkı denetim.

Kültür ve Turizm Bakanlığı.Otuz adet kütüphaneyi Millet Kıraathanesine dönüştürüyoruz dediler.Bunlar içinde İzmir Milli Kütüphanemizin olmamasını diliyorum.Devletler eserleri ile yaşarlar ve gelecek kuşaklara devrolurlar.Kuleli Askeri Lisesi de 171 yıllıktı ve orada kaldı.Artık müze olacak.

Milli Eğitim Bakanlığı. En çok üzerinde durmamız gereken konunun bakanlığı.Tarım, Hazine ve Maliye, Eğitim bakanlıklarını çok önemsiyorum. MEB için yapılan açıklamada dersliklerin 434 binden 575 bine çıkması, 605 bin yeni öğretmen alarak öğretmen sayımızı 927 bine çıkarılması, üniversitelerimizin sayısının ciddi artmış olması bunlar hep nicel artışlar. Bunları olumlu olarak görebilirz.Ancak eğitim için yeterli mi?Nitelik, işte orada durun.Buna ilişkin hiçbir şey yok programda.Yine bolca bina ama içleri boş.Çocuklarımızın hali sınav sonuçları ile ortada.Dünyada itibarlı kaç üniversitemiz var. Eğitim, önceki yazımda ayrıntılı ele aldığım bir konu olup burada daha fazla değinmeyeceğim.Unutmadan, okullarda profesyonel idarecilik dönemi başlayacakmış. Bu beni çok endişelendirdi. Neden mi? Yine yandaşa yeni bir devlet kapısı ve dağıtılacak kadro mu diye ister istemez endişeleniyorum.Ayrıca bu kişilerin liyakat durumu ne olacak diye endişem bir kat daha artıyor.Eğitim zaten yerlerde.

Sağlık Bakanlığı. 16 yılda yapılan 1245 hastane, ilave edilen 130 bin yatak, ambulans sayısının 2641’e, acil yatak sayısının artması yine bu iktidarın nicel anlayışlarını yansıtmakta. Vatandaşın alışageldiği, yolunu yordamını bildiği devletine ait hastanelerin yerine, şehirlerin dışında, nasıl gidilip gelineceği bir problem, içinde muayeneden kan almaya, oradan MR çekilmeye gitmek ayrı problem, üstelik bu şirket hastaneler yatak garantili olup yeterince hastalanmaz ve yatmazsanız firmanın kâr etmesi için siz yatmış gibi devlet = halk parayı yine ödüyor. Nasıl ama “Sağlıkta devrim”, güzel değil mi?Bu arada evde bakılmak durumunda kalan vatandaşların bakılıyor olması ve bunların sayılarının 1.2 milyona çıkarılacak olması da vatandaş için olumlu bir gelişme olacak.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. 110 yeni organize sanayinin kurulacak olması, 100 yeni teknoloji üssü planlanıyor olması, KOBİ desteklerinin artacak olması, ihalelerdeki yerli avantajının % 15 olarak devam edecek olması belki de programda geleceğe dair bizim açımızdan en olumlu konular oldu.

Tarım ve Orman Bakanlığı.Bu iktidarın en kötü notlarına sahip bakanlıkların başında gelmekte. “Çiftçiye 108 milyar destek verdik” diyorlar … Çiftçi kalmadı memlekette! “Tarım alanlarını 6.1 milyon hektara ulaştırdık” diyorlar … Ekinin sapı saman Bulgaristan’dan ithal edilir oldu. Baraj sayısının 276’dan 801’e çıkması, Silvan  tünel ihalesinin yapılacak olması, Ergene ve Marmara suyunun temizlenmesinin düşünülmesi de olumlu yanlar olarak not aldığımız konular oldu. 50 bin koyunun verilmesi ile hayvancılığa destek verilirken, Sudan’da çiftlik kurulmasının 777 bin km2’lik ülke topraklarına karşın tercih edilmiş olmasını pek anlayamadık doğrusu.

Ticaret Bakanlığı. “İhracata dayalı bir kalkınma anlayışımız var” denince çok acayip oldum.Düşünmeye bile fırsat olmadan biri yazılar ile komplo mu kuruyor diye.Yahu biz değil miyiz her ay 5-6 milyar dolar açık veren. Samana, fasulyeye kadar her şeyi ithal eden. Yok artık daha neler.En çok da bu bakanlık hep ihracat rekorlarını açıklar, ithalatı söylemezlerdi.

Ulaştırma Bakanlığı. Yine yol, köprü, tünel.Ne yenir, ne yutulur.Önemini yadsımamakla birlikte ülkenin birinci sorunu olmadıkları gibi, yine tüketmeye dönük bu yatırımların, bozuk olan ekonomiyi bozmaya, müteahhitleri zengin etmeye devam etmek demek olduğunu düşünüyorum.

Bu her derde deva olduğu söylenen ve herkesin merakla beklediği tek adam rejiminin ilk programının bize söylediği iki cümle var sadece:

“Yastık altındaki döviz ve altınları çıkarıp bozdurun”.

“Bu bir ekonomik savaştır”.

Oysa tek parti rejimi, istikrar, huzur, kalkınma, şaha kalkmış ekonomi, itibar, dediler, ama halâ DIŞ GÜÇLER, halâ SAVAŞ’tan bahsediyorlar.

Bir de yandaş medyanın BÜYÜK OYUN mavalından iyice sıkıldık artık.

Bıktık artık savaş açıklamalarından.

Biliyorsanız bu sorunun çaresini, çözün o zaman.Yoksa daha fazla batırmadan bırakın bilenler yapsın.

Üretmeden kalkınma nerde görülmüş kardeşim!?…

(06.08.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X