Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
“Siyasi iktidar bizi cezalandırmak istiyor!”
Gülçin ERŞEN...

“Siyasi iktidar bizi cezalandırmak istiyor!”

Bu içerik 91 kez okundu.

Saros Körfezi, dünyanın en güzel denizine ve kumsallarına sahiptir. Altı yaşımdayken orada yüzmeyi öğrendiğim ve Tayland gibi farklı ülkelerde de yüzüp dalış yaptığım için biliyorum. 38 yıl aradan sonra İlkokul öğretmenimin Keşan Yayla’daki alçakgönüllü yazlığına konuk oldum. Saros kıyısındaki Erikli çok büyümüş, o zamanlar Keşanlıların yazın çadır kurduğu ve tek tük prefabrik evler bulunan Yayla da eskinin Eriklisi gibi olmuştu. Deniz ise çocukluğumdaki gibi; kumlu dibini gösterecek kadar duru, temiz ve serin... Ancak, Yayla’nın evlerin önünde boylu boyunca uzanan o nefis kumsaldan eser kalmamış. Hatta deniz kıyısındaki toprak da zamanla kaydığı için yıkılan evler olmuş ve birçok ev sahibi evlerinin önüne her yıl onarıp sağlamlaştırma gereği duydukları beton duvarlar yapmışlar. Çirkin ve üzücü bir görüntü... Bu durumun neden kaynaklandığını da çok geçmeden öğrendim tabii.

Eskiden balıkçılar kayıklarını, teknelerini kıyıya çekip demirliyorlarmış. Kısa bir süre önce “Balıkçı Barınağı” ya da “Liman” olarak yapılan uzun mendirek nedeniyle, deniz suyunun hareket yönü değişmiş; bu sefer evlerin önündeki kumu alıp limanın öbür tarafına yığmaya başlamış. (İzmir Bostanlı’daki balıkçı barınağının da körfezdeki sikrülasyonu önleyip, kirliliğin artmasına neden olduğunu da yıllar önce haber yapmıştık.)

Son aylarda da Saros’a FSRU (Sıvılaştırılmış doğalgaz taşıyan ve depolayan gemiler) için liman yapılması gündemde. Her ne kadar yöre halkı buna karşı çıksa da, imza kampanyaları düzenlese de siyasi iktidar bildiğini okuyacak gibi görünüyor.

Keşan Kent Konseyi’nin, “Saros Körfezi Sanayileşmeye Açılmasın” sav sözleriyle düzenlediği kampanya için imza verirken, konuyla ilgili bilgi aldım. Kent, Çevre ve Ekoloji Çalışma Grubu’nun bu konudaki yazılı açıklaması şöyle:

 

“Saros Körfezi Botaş Körfezi Olmasın

Saros Körfezi’nin Sazlıdere ve Gökçetepe arasındaki bölümüne FSRU gemilerinin yanaşacağı bir liman yapılacağını duydunuz mu?

FSRU gemileri, sıvı halde taşınan doğalgazı tekrar gaz haline getiren ve doğalgazı depolayan gemilerdir. Liman, işte bu sıvılaştırılmış ürünü tekrar gaz haline getirmek amacıyla kurulacak yapıdır. Ayrıca, döşenecek boru hatlarıyla beyaz ürünler (benzin, motorin, yağ) orman ve verimli tarım alanlarımızdan geçirilecektir. Doğalgaz taşıyan tankerler, bildiğimiz küçük kuru yük gemileri gibi değil, 350 – 400 metre boyunda 100 bin dwt tonluk devasa gemilerdir. Bu devasa tankerler en başta körfezde bir tanker trafiği yaratacaklardır. Bu devasa gemilerin manevrası bile adeta bir havuz olan Saros Körfezi’ni alt üst etmeye yeter de artar bile.

Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilan edilen körfezde tankerlerin cirit atması ile turizm kavramını bağdaştıramıyoruz. Yayla Sahili’ne yapılan küçük bir balıkçı barınağının bile coğrafyayı nasıl değiştirdiğinin hepimiz canlı şahidiyiz. İskele’ye yapılacak alanın birinci derecede deprem kuşağında olduğunu da unutmayalım.

Ama ben Erikli’deyim, ben Yayla’dayım, ben Vakıf’tayım, ben Gülçavuş’tayım, ben Enez’deyim; Sazlıdere’deki tankerden bize ne diyemeyiz. Körfez ufak, tankerler ve iskele büyüktür. Altında kalırız!!

Bugün bir iskele yapılır, yarın yanına bir eklenti daha eklemenin kapısı aralanır. 3-5 yıl sonra bir de bakmışsın Saros Körfezi, İzmit Körfezi BOTAŞ istasyonu gibi olmuş.

Bize o sihirli ‘İş’ sözcüğüyle geleceklerdir. Bil ki; projeye göre istidam sayısı sadece 10 kişidir.

Bize, ‘ÇEVREYE VE DOĞAYA HİÇBİR ZARARI YOK’ diye geleceklerdir. Bütün projeler kağıt üzerinde ve başlangıçta tertemizdir.

Limanın bölge halkına hiçbir kültürel, sosyal, ekonomik getirisi olmayacaktır. Uluslararası şirketler tankerlerle taşıyacakları doğalgaz için eşsiz güzellikteki bahçelerimizi kullanacaklardır. Ormanları tahrip edilmiş, tanker trafiği ile altı üstüne gelmiş, tarım alanları yok olmuş, balıkçılık yapılamaz hale gelmiş, petrol türevlerine yataklık yapan bir körfezin bize sağlayacağı hiçbir fayda yoktur.

Bölgemizin en büyük hazinesi; tertemiz ve berrak suyu olan, hiçbir sanayi atığının karışmadığı bu körfezdir. Ve şimdi bu körfezi tankerlere yataklık yapması için elimizden almak istiyorlar. Ne karşılığında? Tankerler daha rahat ve kolay yoldan gidip gelebilsin diye!!

Konuya duyarsız kalmanın en basit örneğini Yayla Balıkçı Barınağı’nda görebilirsiniz. O gün ‘Ama bölgemize yatlar gelecek, bölgenin değeri artacak’ diye duyarsız kalanlar ve destekleyenler bugün altından kalkılamayacak bir sorunla boğuşmaktadırlar. Göz göre göre Yayla elimizden gitmiştir...

Yayla sahilini kaybettik, bugün de aynı şekilde duyarsız kalırsak, korkulur ki tüm Saros elimizden gidecektir. Yayla’da yalnız kaldık, bugün yalnız değiliz.

Çocuklarımıza, torunlarımıza yaşadığımız gibi TERTEMİZ BİR SAROS bırakmak istiyorsak, sesimize ses; gücümüze güç katalım.”

 

Zenginliklerimize çocuklarımız için sahip çıkalım

Siyasi iktidarın, muhalefete oy verdiği için Edirne’yi ve Keşan’ı cezalandırdığını düşünen halkın görüşlerini hiçe sayacak olurlarsa, doğanın bu kez herkesi cezalandıracağını belirtmem gerekir. Dünyada kendi kendini temizleyen en güzel denizlerden birine sahip Saros’a, yöreye, halka bunu yapanlar ileride bedelini çok ağır öderler. Bu doğa ve dünya hepimizin; bize paradan çok daha değerli ve gerekli.

Son yıllarda değişen yasal düzenlemelerle, doğal ve tarihsel zenginliklerimiz adeta yağmalanıyor, katlediliyor. Oysa, bunlar bizim en değerli varlıklarımız... Bu gidişat, hem kendimiz hem gelecek kuşaklar hem de tüm insanlık için endişelenmemize neden oluyor. Yaklaşık 30 yıldır gidip geldiğim ve 7 yıldır yaşadığım Güllük’te de karasal ve denizsel olumsuzlukların tanığıyız. Burada da son yıllarda “Güllük Limanı’nın genişletilmesi” ve “Yat Limanı yapılması” gündemde. Çeşitli zeminlerde tartışılan bu konularda basın olarak bizler ve Milas Kent Konseyi duyarlılık gösterip çalışmalar yaptı. Ama, yeterli değil. Hâlâ kafalarda soru işaretleri ve endişelerimiz var... Bu konularda demokratik kitle örgütleri kadar yerel yöneticilere de görev, sorumluluk düşüyor. Halkın endişelerini giderecek yönde araştırmalar ve çalışmalar yapılmalı. Haklı itirazlar, zararlı projenin önüne geçebilmeli. Kâr – zarar hesaplaması, halkın ve doğanın lehine (Birtakım çevrelerin çıkarını korumayacak yönde) olmalı.

(13 Ağustos 2018)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X