Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
VARLIK FONU, EMPERYALİSTLERE  SUNULAN OLAĞANÜSTÜ HİZMETTİR
Konuk Yazar...

VARLIK FONU, EMPERYALİSTLERE SUNULAN OLAĞANÜSTÜ HİZMETTİR

Bu içerik 64 kez okundu.

Konuk Yazar / Prof.Dr. İzzettin ÖNDER /odatv.

 

“Merkez ülkelerdeki atıl kapital, kâr amacıyla geri kalmış ülkelerde üretime sokulur. Geri kalmış ülkelerde sermaye kıtlığı nedeniyle genellikle kârlar yüksek, arazi değeri görece düşük, ücretler düşük, ham madde ise ucuzdur.” Kapitalizmin ileri aşaması olarak bilinen emperyalizmin işleyiş mekanizması, Lenin’in mealen verilen bu ifadesi ile açıklanmaktadır.Sömürgecilikten farklı olarak emperyalizm, tek taraflı bir zorlama değil, sistem dinamikleri ile farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkeler arasında karşılıklı etkileşim halinde işleyen bir süreçtir.Emperyalizm sürecinin işleyebilmesi için gelişmiş ekonomilerin sızabileceği kalkınma halinde ekonomilerin bulunması gereklidir. Emperyalizm sürecinde gelişmekte olan bir ülkenin gelişmiş ülkeler düzeyine gelip gelemeyeceği tartışmasını, geçenlerde yitirdiğimiz üstat Samir Âmin’in görüşü ile yanıtlayabiliriz: Gelişmekte olan ekonomilerin böyle bir süreçte gelişmiş ekonomilere ulaşması emperyalizm teori ve pratiğine aykırıdır. Bilindiği üzere, bu görüşü son zamanların genç ekonomisti Chang da, Smith’den devraldığı “merdiveni devirmek” görüşü ile desteklemektedir.

VARLIK FONU EMPERYALİST SERMAYEYE SUNULAN OLAĞANÜSTÜ HİZMETTİR

Bu giriş paragrafının ışığında, son faiz artışı kararından başlayıp, geriye doğru ülkemizin nasıl bir süreçten geçtiğini ve tüm siyasilerin haykırışlarına rağmen, sistemde kalındığı sürece ancak radikal önlemler alınmadıkça bu cendereden kısmen kurtuluşun olası olamayacağını tartışmak istiyorum. Ekonomik saldırı ya da ileri ekonomilerin kalkınma aşamasındaki ülkeye ya da ülkelere duhulü olarak nitelenen emperyalizm, istila ve sömürgeleştirmeden farklı olarak, kendi talebini yaratarak ortaya çıkar ve gelişir. Diğer bir deyişle, emperyalizmi salt ileri ekonomilerin geri ekonomilere saldırısı olarak değil, farkında olmayarak ya da burjuvazi-emperyalizm işbirliğinde veya siyasal erkin krizleri perdelemek amacı ile bizzat emperyalizme yeşil ışık yakılması şeklinde görmemiz gerekir. Bu kabulle son faiz kararını, bir yönü ile emperyalist amaçlı dış sermayeye davetiye çıkarmak, diğer yönü ile de zaten borçlu durumda olan tüketiciyi daha da baskılayarak, emperyalist sermaye girişlerine kaynak hediyesi(!) yaratmak olarak niteleyebiliriz. Şöyle ki, cari açığın ve dış borçların ödenmesi amacıyla akut hale gelmiş olan dış kaynak gereksinimi faiz yükselişi kararında birinci rolü oynamıştır. Emperyalist sermaye girdiği ülkede riskle karşılaşmamak ve yüksek gelir sağlamak amacı güder.Faiz oranının yükseltilmesi yanında, Varlık Fonu’nun merkezi yönetimle ipotek güvencesi olarak vitrine koyulması emperyalist sermayeye sunulan olağanüstü hizmettir.Kur oynaklığının düzleştirilmesi amacıyla faizde gerçekleştirilen olağanüstü yükseliş de, anlık kap-kaç spekülatif hareketler dışında, finans çevrelerinin arzuladığı bir durumdur.Şöyle ki, finans sermayenin nihai aşamada sağlamayı hesapladığı reel faizin, özellikle de kur dalgalanmalarının yukarıya doğru hareketlenme dönemlerinde nominal faizin altına düşmesinin önlenmesi amacıyla kur istikrarı önemlidir. Faiz oranının böylesine astronomik artırılışı, kur hareketlerinde istikrarın sağlanması umudu ile(!) bu gayeye, yani bıyıklı-bıyıksız dövizin ekonomiye selametle girişine hizmet eder. Böylece, emperyalizmin emici kanalı olan dış sermaye, 18 yıl boyunca serseri fonların sarhoşluğu ile yükselmiş olan tüketim maliyeti bedelinin tahsili olarak uluslararası emperyalizme hizmet verecektir. Finansal emperyalizm döneminin bir uygulamasının yıllar sonra tekrarlanma gereksinimi yaratması!

Yüksek faiz haddinin iç tasarruf oranını artırır diye bir düşünceye kapılmayalım. Bir kere, tasarruf salt faiz haddinin değil, ondan önemlisi, gelirin bir fonksiyonudur. Hanehalkı borçluluğu bu düzeyde iken, kredi kurumları alacak takibinde iken salt faiz sebebiyle tasarrufun artacağını düşünmek hamhayaldir. Yüksek faizin tasarrufu tetikleyici etkisi olsa idi, tüm AKP döneminde uygulanan yüksek faiz ve baskılı kur rejiminde tasarruf oranı, geçmiş dönemleri de özlemle hatırlatırcasına yerlerde sürüklenmez idi.

Meseleye politika açısından yaklaştığımızda öyle anlaşılıyor ki, IMF-Derviş programının örtülü amacı, tasarrufu yükseltmek olmayıp, baskılı kurla iç üretimi atıl dış ekonomilere kaydırarak ithalatı kamçılarken, yüksek faizle alınan dış borçla iç tüketimi yükselterek ticari emperyalizmi desteklemek olmuştur. Emperyalizm kıskacına aldığı hiçbir ekonomiyi ayağa kaldırmayıp, geçici parıltılar altında merkez-ekonomiyi destekleme hedefine hizmet eder. İşte, böylesi gurur verici 18 yıllık hizmet sonucunda geldiğimiz yer!

EMPERYALİZMİN EKMEĞİNE YAĞ SÜREN MEKANİZMALAR VE UNSURLAR ÜLKE EKONOMİSİ LEHİNE ÇALIŞMAZLAR

2000 IMF-Derviş programı, sağladığı geçici ferahlığın gölgesinde Türkiye’yi bugüne sürükleyecekti.Bu sonuç rastlantısal olmayıp, keskin analizlerle öngörülebilirdi.Ana-akım iktisat öğretisi ile böyle bir çözümleme yapılamazdı.Zira ana akım iktisat öğretisi süreci finansal piyasalar bağlamında çözümlediğinden, emperyalizmin yapay parıltılarının narkoz etkisi altında dış sermayeye iç üretimden reel kaynak aktarım işlevinden başka rolü olmadığını gösteremeyip, aksine etersiz iç tasarrufu desteklediği ya da faiz dalgalanmalarını düzelttiği sonucuna ulaşabilir.Kapitalist toplulukta sistemin genel çöküşü yaşanırken, emperyalizmin bir görevi de çevreden kaynak çekerek çevre ekonomilerin aleyhine, merkezin çöküşünü geciktirmektir. Çevresel ekonomilerde sürecin net anlaşılamamasının diğer bir sebebi ise, dış finansal destek maliyetinin ileriye atılarak, ekonomide tüketimin ve buna bağlı olarak kamu gelirlerinin yükselerek “bir miktar” iyileşmelerin yaşanıyor olmasıdır. Ne var ki, çevresel ekonomilerde yaşanan böylesi “bir miktar” iyileşme, ekonominin kalkınma potansiyelinin altında kaldığı gibi, merkez ekonomilere göre de gerilemedir. Kısacası, çevresel ekonomiler mutlak iyileşme yaşarken, aslında merkez ekonomilere göre gerileyerek nisbi gerileme yaşar.Mutlak ve nesnel algılamalarla aldanan gelişmekte olan ekonomilerde bu vahim durumun perdelenebilmesi için eğitimin köreltilmesi, aydın kesimlerin ve medyanın baskılanması ve yargının araçsallaştırılması gündeme gelir.Sonuç şudur ki; 2000 IMF-Derviş programının Türkiye’yi emperyalizm narkozu altında buralara taşıması mukadderdi.Cendereden çıkış şartı, serseri fonların engellenmesi, ya da hiç değilse daha akılcı ve ekonomiye gerçek katkı yapıcı yönde kullanılması olabilirdi. Serseri fonların akılcı kullanılması ise, ne miyop tüketicinin, ne salt günübirlik kâr peşinde koşan burjuvazinin, ne de siyasal yaşam süresini uzatmaktan başka amacı olmayan siyasi erkin işine gelirdi. Ne hazindir ki, emperyalizmin ekmeğine yağ süren mekanizmalar ve unsurlar ülke ekonomisi lehine çalışmazlar.

DERS ALABİLDİK Mİ? HAYIR!

Emperyalizme savrulan ekonomilerin karşı karşıya kaldığı sorunlar ülkeyi her safhada emperyalizme sürüklemesi emperyalizmin teori ve mantığına uygundur. Türkiye ekonomisine şöyle bir göz atmak da bu gerçeği gözler önüne serer. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarının zorlukları akabinde yaşanan 1929 çöküşü ve Batı’nın kendi dünyasına kapanmasıyla geçilen devletçilik dönemindeki planlamada yukarıda Lenin’in emperyalizm tanımı ile çakışan ifadeler görürüz. Sovyet plancılarının hazırlamada destek olduğu planda, gelişmiş ekonomilerin gelişmekte olan ekonomileri ucuz ham madde ve tarım ürünü ihracatçısı olarak gördüğü ve her fırsatta bu ülkeleri sömürdüğü, bundan tek kurtuluş yolunun ise sanayileşme olduğu belirtilir. O dönemlerin sanayileşme umdesine nazire olarak, şimdilerin üretimden uzaklaşıp, montaj ve finans oyunlarına teslim olma hali acınası bir durum değil mi?

1948 yılında alınan borçla açılan emperyalizm kapısı, 1950’lerde ticaret emperyalizmi, 1960’larda montaj emperyalizmi ve 1980’lerde ise küreselleşme boyunduruğunda finansal emperyalizmle devam ederek, bugünlere gelmiş bulunuyoruz. Ders alabildik mi? Hayır! Ders alabilir miydik?Hayır, çünkü merkez ekonomiler lehine geliştirilen ana akım iktisat öğretisi, tam bir entelektüel emperyalist araç olarak, kalkınmakta olan ekonomilerin sorunlarına da çare olur saplantısı ile çevresel ekonomilerde de revaçtadır.Merkez kapitalizmin ileri aşamasında çevreye uzanan kadife eldivenli yumruğu olan emperyalizm, ekonomik işleyiş üzerinde yükselen ideolojik kılıfı ile gerçek yüzünü perdeler, görüşünü yaygınlaştırır, uygulamayı meşrulaştırır.

Ülkemizde bu politikalar değiştirilip, dış bağımlılıktan ve emperyalizm afyonundan kurtulmak olanaklı mıdır? Bunun net yanıtı sistem tartışmalarında saklıdır. Bunun dışındaki hikâye ise anlatıldığı gibidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X