Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Darbe girişimi ...
A. Coşkun EFENDİOĞLU...

Darbe girişimi ...

Bu içerik 1003 kez okundu.

A. Coşkun EFENDİOĞLU

15 Temmuz Cuma gecesi, çok ilginç bir “darbe teşebbüsü” yaşadık. Neyse ki, bu darbe girişimi, ardında yüzü aşkın ölü ve yüzlerce yaralı bıraksa da, başarıya ulaşamadı. Ama Türkiye demokrasisinin darbe almadığını kimse söyleyemez..

Darbe hareketini düzenleyenlerin, cemaat örgütlenmesinin ordudaki uzantıları olduğu belirtiliyor. Tam olarak kimler olduğu da netleşmiş değil; çünkü halâ bazı ayrıntılar belli değil ve bu konudaki spekülasyonların da ardı arkası kesilmiyor.

Öncelikle, bu darbe girişiminin “acemi” bir girişim olduğu yönünde kanaatler, hemen herkesçe dile getiriliyor.

Herkes sokaklarda ve araçlarındayken, saat 21:30 sıralarında İstanbul’da Boğaz Köprüsü’nün bir geçişinin jandarmalarca kapatılması ve aynı sıralarda Ankara ve İstanbul’da jetlerin alçaktan uçuşa başlamalarıyla bir “darbe girişimi” olduğu anlaşıldı. Daha sonra  TRT’den okutulan bildiri ile TSK’nın yönetime el koyduğu ve sıkıyönetim ilan edildiği bildirildi. Ama darbenin başladığı saatlerde boğaz köprüsü geçişleri tıkanarak, vatandaşların evlerine gitmesi bile engellendi. Bu vatandaşlar, sokağa çıkma yasağına uymak için, öncelikle evlerine gitmeliydiler.. Ama evlerine ışınlanamayacaklarına göre, bunun uygulanması mümkün bile değildi. Sonra, bildiri sadece TRT’de okundu. Aynı saatlerde, diğer tüm kanallar normal yayınlarındaydılar. Darbeciler ya bu kanalları unutmuşlardı, ya da önemsememişlerdi. Hatta, kısa bir sure sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı kanallara cep telefonuyla bağlanarak, vatandaşları meydanlara çağıran konuşmalar yaptı. Bazı kanallar, darbenin başlamasından dört-beş saat sonra askerler tarafından basılıyor ve yayınları durduruluyordu.

Böyle darbe olmazdı..

Zaten tüm vatandaşlar, karmakarışık, düzeni olmayan, emir-komuta zincirinin olmadığı, acemi, darbeci birliklerin koordinasyonunda eksiklik olduğunun görüldüğü bir düzensizlikle karşı karşıya olduğumuzu görüyor, ama hiç kimse neler olduğunu tam olarak öğrenemiyordu. Darbeci birlikler o kadar birbirlerinden habersiz gibi davranıyorlardı ki, bir darbede en önce darbeye muhatap olanlar etkisizleştirilmesi gerekirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan Marmaris’te bir otelden CNN’e bağlanarak vatandaşları, darbecilere karşı mücadeleye çağırıyor, otelden ayrıldıktan bir saat sonra ise kaldığı otel helikopterlerle gelen darbecilerce bombalanıyordu. Aynı saatlerde, darbenin başlamasından üç-dört saat sonra, Başbakanlık’ın bulunduğu eski Çankaya Köşkünün yoluna tankların çıktığını öğreniyorduk. Dört saat “rötar” yapmışlardı yani… Yani bir karışıklık, başıbozukluk vardı. Darbe girişiminin başlamasından 5 saat sonra ise, TBMM’nin bombalanmaya başlamasını izliyorduk.

* *             *

Daha çok erken; önümüzdeki günlerde pek çok şey daha da netleşecek.

Ama daha şimdiden, gelen bazı bilgilerden, darbecilerin erken harekete geçtikleri sonucu çıkıyor. Çünkü, cemaatçi askerlere dönük soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcısının, ertesi gün sabahı itibariyle gözaltına alınacak askerlerin ve yargı personelinin geniş bir listesini hazır ettiği ve polise talimat verdiği bilgisi var. Yani, Cumartesi sabahı başlayacak gözaltılardan önce, aniden, daha sonra yapılması planlanan darbe, aceleyle uygulamaya sokulmuş görünüyor.

Önümüzdeki günler, bu konulardaki bilgilerin daha netleşeceğini söyleyebiliriz.

* *             *

Hatta bazı vatandaşlar da, bütün darbeler gibi el ayak çekildikten sonra, sabaha karşı başlaması beklenebilecek bir darbenin, akşam saat 21:30’da uygulamaya başlaması, yaşanan anlaşılmaz gecikmeler vb. gibi şeylerden kalkınarak, bunun, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hem cemaatçi subay ve hakim-yargıçlara karşı bir operasyon başlatmak için “düzenlettiği” ya da “provoke ettiği” bir hareket olarak gördüler, bütün olan biteni.. Böylece, o çok istediği Başkanlık sistemine giden yoldaki, hem cemaatçi, hem de muhalif bütün sesleri susturmanın gerekçesi olarak kullanabilecekti.. Böyle düşünenler az değil..

* *             *

Dediğimiz gibi, bütün bunları, başka bilgiler gelince daha net tahlil etme olanağı olacaktır. Ama şu anda, bu satırların yazıldığı 17 Temmuz gününde dahi, halâ karanlıkta olan pek çok şey var. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, boynundaki yara izleriyle “kurtarıldı” ve Başbakan’la bazı açıklamalara katıldı. Ama halâ diğer kuvvet komutanları, kurtarıldıkları belirtilmesine karşın, ortalıkta yoklar. Donanma Komutanı ortalıkta yok.

* *             *

Ve duyuyoruz ki, daha ne olduğu tam anlaşılmamasına karşın, sanki asker içindeki cemaat yapılanması soruşturmasını yürüten Başsavcı’nın hazırladığı listelere göre, askerler ve savcı ve hakimlerin binlercesi gözaltına alınmaya başlandı. Öte yandan, cemaatçi bazı yayın organları gibi, cemaate karşı en büyük mücadeleyi vermiş bazı muhalif medya organları da, bu darbe girişimi sonrası başlatılan yasak dalgasıyla susturulmaya çalışılıyor..

* *             *

Umarız, darbe girişimi sonrası TBMM çatısı altında biraraya gelerek ortak açıklama yapan 4 siyasi partinin kararlı duruşu sonrasında, elbette darbecilere karşı en amansız hukuki takip yolları sonuna kadar kullanılırken, bu süreç, AKP iktidarınca, tüm muhalifleri susturmaya yönelik bir baskı mekanizmasına dönüştürülmez..

* *             *

Ve sonuç olarak bir şeyi daha kaydetmek gerekiyor. Bütün bu süreç sonrasında, hükümete ve iktidara yönelik darbe engellenmiştir; ancak aslında bir kurum, bu süreçten gerçekten büyük bir darbe almıştır: O kurum da Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Cemaatçilere karşı her alanda yaşanan bunca vurdumduymazlık ve beslemenin sonuçlarını yaşıyoruz bir süredir.

Evet, belki, bu son hareket sonrası, iyice temizlenmeleri için bir süreç başlayacaktır; ama bu iktidarın, bütün bu besleme sürecinin en büyük destekçisi olduğunu kimse unutmamalıdır... 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X