Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Öğretmen ve Öğretmen Okulları
M. Cafer METE...

Öğretmen ve Öğretmen Okulları

Bu içerik 917 kez okundu.

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

Zaman zaman bu sütunlarda, eğitim ve öğretim üzerine görüş ve düşüncelerini aktarmakla birlikte önerilerini de sunan, eğitim dostlarını, ben şahsen katkılarından dolayı takdir ediyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Eğitim, bir milletin belkemiğidir. Eğitimsiz millet bir sürü gibidir. Atasözlerinin yanına şunu da ilave etmek gerekiyor: Bir milletin, her yönü ile kalkınması, gelişen teknolojiye adapte olması eğitimden geçer.

1940 yılında 3803 sayılı yasa ile yurdumuzun 21 yerleşim alanında açılan köy enstitülerinden mezun olup Anadolu’yu, köy ve köylerini gül bahçesine çevirmek, bozkırları yeşillendirmek, ülkemde tarımın, sanayinin, turizmin canlanması, halkımın okuma yazma öğrenmesi, sosyal ve kültürel yönden bilinçlenmesi için savaşmak, yaparak öğrenmek üzerine çalışmalar yapılmış ve bugün ülkemizde okuma yazma oranı yükselmiş ve halkımız bilinçlenmiştir. Herhalde sizler de köy enstitülerinin, ülkemin kalkınmasında, yaptığı çalışmaların, başarının farkındasınız.

Köy enstitülü öğretmenler, yokluk içinde varlık yaratmış, köylüyü sağlık, ziraat, orman, hayvancılık, okuma-yazma ve sosyal ve kültürel alanda özveri ile imkanlar yaratarak çalışmışlardır.

Sevgili halkım, gelelim bugüne: Radyo, gramofon, teyp, televizyonu bırakın bilgisayar çağına girmişiz, herkesin elinde telefon, türlü araç ve gereçler var ama kullanacak, öğretmek için cansiperane çalışacak eleman gerekiyor. Şimdi, ‘okullar arttı, her şehirde üniversite açıldı, daha ne istiyorsun’ diye bana ters ters bakanları görüyorum. Ben de onlara şunu soruyorum: Okullarda hangi imkanlar var?

Sadede gelelim, okulumuz, öğretmenimiz var. Ama hangi okulda dört dörtlük F(izik).K(imya).B(iyoloji). laboratuvarı var? Okul açıyoruz, binası yok çift öğretime gidiyoruz. Öğretim bir bütündür demiştik, yarım gün eğitim ve öğretim olmaz. Öğrenci ile öğretmen her an birlikte olmalı, öğretmen öğrenciye rehberlik yapmalı, öğretmen öğrencinin gözünde bir idoldür. Bunu sağlamamız gereklidir.

Okullarımızda resim, müzik, el işi atölyeleri olmadığı gibi, spor salonu da yoktur. Bunlar olmadan, müzisyen, ressam ve sporcu yetiştirmek mümkün müdür? Merkez okulları bu bakımdan biraz şanslı ama köy okulları ne yapsın?

Eğitimi bir bütün olarak düşünürsek, eksik bilgi, görgü, maharet, meleke değişen dünya teknolojisine ayak uydurabilen, çağın beklentilerine cevap verebilen, araştıran, soruşturan, kendi başına karar verebilen ve özgüvenini geliştirmiş (ödevini bilgisayardan değil) ansiklopedilerden ve çeşitli araştırma ve soruşturma sonunda yapabilen, başkalarının etkisi altında kalmadan bireyleri yetiştirebiliyor muyuz? Fikri hür, irfanı hür gençlik yetiştirebiliyor muyuz? İşte o zaman bir eğitim yuvası olarak görevimizi yapmış sayılırız.

Üniversite sınavları yapıldı. Bana göre her öğretmen, çocuklarının başarısı için cansiperane çalışır, ama bazı veliler vardır ki, okul seçerler, başarılı diye vasıflanan ve veliler tarafından tercih edilen bu okullar incelendiği zaman bakın karşımıza neler çıkıyor. Öğretmen kalitesi ile bu öğretim kurumlarının öğrencisine sunduğu imkanlar öne çıkıyor. Bu okullar, ister devlet, ister özel olsun, okul aile birliklerinin meydana getirdiği işbirliği ve imkanlarla başarı elde ediliyor. Acaba ülkemdeki bütün okullarda bu imkan var mıdır?

Devlet okullarında bulunmayan imkan, özel okul ve dershanelerde mevcutken, dershaneler kapandı, özel okullar ikiye katlandı. Bana göre dershanelerin kapanması öğrenci ve veli için iyi olmadı. Çünkü devlet okulunda bir sınıfta 40 öğrenci, dershanede 20 öğrenci var. Öğretmen, veli ve öğrenci iletişimi, öğrencinin yetişmesinde büyük rol oynar.

Üniversite sınav sonuçları açıklanınca, geçen yıl ile, dershanenin kapandığı bu öğretim yılı sınav sonuçlarını görüp dershanelerin kapanması sonucunu değerlendireceğiz.

Öğretmenlik, kendine has ve özel bir ihtisas mesleğidir. Bu meslek tanrı ve peygamber mesleğidir. Nasıl ki toprağı eşeler, tohumu eker, hasatını kaldırır, emeğinin karşılığını alırsın, işte öğretmenlik de budur. Öğrencisini hayatta başarılı görürse kıvanç duyar, ama başarısız görürse üzülür.

Geçen yıllarda Milas Öğretmen Lisesi tarafından 16 Mart Öğretmen Okullarının kuruluş gününde, Köy Enstitüleri hakkında konuşmacı olarak davet edilmiştim. Konuşmamda, öğretmenlik mesleği, öğretmen okulları ve köy enstitüleri hakkında, dinleyicilere ve öğrencilere bilgiler sundum. Bir öğrenci toplantı salonunda; “Hocam, bu kadar zor şartlar altında bunları nasıl başardınız” diye bir soru sordu.

Kendisine kısaca; “Azim, cesaret, vatan ve millet sevgisi ile cumhuriyet, Atatürk sevgisini yüreğinde hisseden her Türk öğretmeni bunları başarır” diye yanıt verince, öğrenci bu kez, “Bu azim, cesaret ve görev duygusunu sizlere kim aşıladı?” diye sordu. Ben de, “Öğretmenlerimiz aşıladı” diye yanıt verdim.

Bu yıl da öğretmen okullarının kuruluş yılı olarak kutlama yapılmasını bekledim. Maalesef bırakın kutlamayı, ilgililerden bir açıklama ve kutlama mesajı bile olmadı. Öğretmen okulları: Osmanlı padişahı ikinci Mahmut tarafından 16 Mart 1848 yılında açıldı. Köy Enstitüleri ise 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı yasa ile kuruldu. 1954 yılında Van Milletvekili Kinyas beyin, köy enstitülü öğretmenlerin halkın gözünü açtığını, kendilerinin bir daha milletvekili seçilemeyeceğini ve ağalık, şeyhliklerinin kalmayacağını belirterek, zamanın iktidarı ile pazarlığa oturdu. Kinyas bey, “Ya köy enstitüleri kapatırsın, ya da Doğu ve Güneydoğudan milletvekili bekleme” dedi. İktidar oy uğruna yapılan pazarlık sonucu 1954 yılında Köy Enstitülerini resmen kapatarak öğretmen okulu haline getirdi. Bu okullar bilahare öğretmen lisesi oldu.

Nihayet, 168 yıllık bir mazisi olan öğretmen okulları 2014 yılında tamamen kaldırıldı. Okullar tarihe karıştı, tabii ki bunun sonuçlarını ileride tarih yazacaktır.

Öğretmenlikle ilgisi olmayan, pedagoji, sosyoloji, psikoloji okumayan özel ve genel öğretim metodu ile yetişmeyen, çocuk gelişimi ve psikolojisini bilmeyen ve formasyon almayan kişiler öğretmen olarak yatay geçiş veya sınavlarla, bilhassa imam hatiplilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yatay olarak öğretmenliğe geçmeleri eğitim ve öğretimin aksamasına, zayıflanmasına neden oldu. İkinci bir sebep de 4+4+4 ile sınavsız sınıf geçmeler, eğitim ve öğretime darbe vurmuştur.

Öğretmenlik, her meslekte olduğu gibi ayrı bir meslektir, bir marangoz kütüğü alır size mobilya yapar ama bunu herkes yapamaz. Öğretmen de çocuğu eğitir ve hayata hazırlar.

Biz, öğretmen olarak sayın Milli Eğitim Bakanımızdan istediğimiz şudur.

Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laik, vatanını, milletini seven, düşünen, araştıran, yaparak öğrenen, vatana, millete sahip çıkacak, ülkenin kalkınması, birlik beraberliği pekiştirici, ayrımcılığa karşı, tek başına karar verebilecek, eşit haklarla yarışacak bir gençlik istiyoruz. Bu yönde alacağınız her türlü kararı saygı ile karşılayacağız.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X