Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Bir özür yeter mi?
A. Coşkun EFENDİOĞLU...

Bir özür yeter mi?

Bu içerik 691 kez okundu.

A.Coşkun EFENDİOĞLU –

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, kuşbakışı durum şudur:

AKP, koynunda büyütüp beslediği FETÖ’cülerden büyük bir darbe yemiştir. Aslında darbeyi, başta Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti yemiştir. Ve en büyük müsebbibi de, FETÖ’cüleri başımıza bela eden AKP hükümetidir.

Darbe girişimi, ayrıntıları daha halâ net olmadığından, bir şekilde atlatılmış, AKP iktidarı konumunu korumuş ve hatta bu gelişmeleri fırsata çevirerek, OHAL de ilan ederek kuvvetlendirmiştir. Muhalefet, OHAL’le ilgili önemli çekincelerini ortaya koymuş, ama -‘esas tehlike FETÖ örgütü’ olduğundan- fazla ses çıkarmamıştır.

Başbakan ve Cumhurbaşkanı, bugüne dek içlerinde tutarak destekledikleri, her istediklerini yerine getirerek palazlandırdıkları FETÖ’cülerle ilgili olarak özür dilemek zorunda kalmışlardır; ancak bunun yetmeyeceğini, esas olanın, bundan sonra neler yapacakları olduğu da ortadadır.

Bu ‘özür’, eğer sonrasında yapılacak işler, atılacak adımlar isabetli ve doğru adımlar olduğu takdirde bir anlam taşıyacak, Cumhuriyetimiz bu badireyi ucuz atlatmış sayılabilecektir.

AKP iktidarı; Suriye politikası, Doğu Politikası, Rusya politikası vb. konularda kimi doğrulara işaret ederek doğru adımlar atmasına karşın, özellikle içe dönük olarak, pek çok yanlış uygulamayı sürdürmekte, hatta bu yönde başka adımlar da atmakta, yapılması gereken pekçok şeyi yapmaya yanaşmamaktadır. Aslında beklenen, bundan sonrasının yol haritasına ilişkin olarak, iç ve dış politika konusunda yeni bir programın ortaya konmasıdır; ancak yoktur..

                   *                             *                             *                             *

Bilindiği gibi, 15 Temmuz darbesi öncesinde, ülkemizin dört bir yanında IŞİD ya da PKK uzantılı TAK örgütü tarafından üstlenildiği bilinen pek çok katliam boyutunda bombalı saldırılar olmuştu. Darbe girişimi sonrasında bunların hemen hepsinin, darbeci güçlerin arkasında olduğuna kimsenin kuşkusu olmayan CIA’nın bağlantılarıyla gerçekleştirdiği saldırılar olduğuna da kimsenin kuşkusu yoktu. CIA, Ortadoğu ve Suriye’deki bağlantıları nedeniyle, bu türden kanlı terör saldırılarını istediği gibi yaptırabilecek ilişkilere sahip bir örgüttür. Darbe girişimi sonrasında, darbecilerin kesin olarak başarısızlığı ortaya çıktıktan sonra, bu türden eylemler yine pıtrak gibi artmaya başladı. En son Gaziantep’te bir Kürt düğününe yapılan kanlı saldırı, bunun zirve noktasıydı. Bu türden terör olaylarının devam edeceğinden de kimsenin kuşkusu yok.

Gaziantep’teki Kürt düğününe yapılan kanlı saldırının bir gün öncesinde ise, PKK’nın Kandil’deki yöneticileri, bir açıklama yapmıştı. Bizim yaygın basında çok fazla yer bulamayan bu açıklamada Kandil’deki PKK yöneticileri, açıkça, “Barış Süreci”nin yeniden başlatılmasını, kendilerinin buna hazır olduklarını, Türkiye’nin bütünlüğü içinde yaşamak istediklerini, Türk yetkililerinin de girişimde bulunması halinde en geç bir ay içinde bütün bu çatışmaların sona ereceğini söylemişlerdi.

Bu, Türkiye’nin darbe girişimi sonrasında içine düştüğü karmaşada, önemli bir çıban başının, en azından daha kesin bir çözüme ulaşana kadar, yokedilmesi anlamına gelecektir. Türkiye’nin böyle bir ‘barışa’ çok acil ihtiyacı vardır. Çünkü ABD, Ortadoğu’daki emellerini gerçekleştirmek için, kendi politikalarından farklı politikalar geliştirecek bir Türkiye’yi, bu doğrultuda Rusya ve İran’la uyumlu politikalar uygulayacak bir Türkiye’yi asla istemiyor. Bu nedenle, hem FETÖ’cülerle darbe girişiminde bulundu, buna çanak tutmak için de darbe girişimi öncesi terör saldırılarının arkasındaki güçtü. FETÖ’cüler başarısız olduktan sonra da şimdi yine ülkemizi istikrarsızlığa sürüklemek için elinden geleni yapıyor, yeni kanlı terör saldırılarının arkasında duruyor.

Bu koşullarda, PKK’yla çatışmayı sonlandıracak bir girişim, önem kazanıyor.

                   *                             *                             *                             *

Öte yandan, darbe girişimi sonrası AKP iktidarının, OHAL ile her ne kadar daha da güçlenmiş olduğu gibi bir görüntü varsa da, bu aslında çok da gerçekçi bir görüntü değildir. AKP’nin dış desteği, neredeyse sıfırlanmış durumdadır. Özellikle, AKP’nin doğal lideri konumundaki Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ’cüleri bugünlere taşıyan işbirliği suçunun dışında, dünyanın en zengin liderlerinden biri olmak gibi, FETÖ’cülerin Erdoğan’a karşı ilk harekete geçtiği konulardan biri olan 17-25 Aralık’ta sızdırdıkları bilgi ve belgeler nedeniyle, kendisi yargılanma tehdidi ile karşı karşıyadır. Bu nedenle, kaçınılmaz olarak, TSK’daki subay açığını kapamak için, eskiden ‘Savcısı’ olduğunu söylediği, ama beraat eden Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi davalardan yargılanan muvazzaf subayları, FETÖ’cü generallerden boşalan makamlara atarlarken, muhalefetin de desteğine ihtiyaç duymaktadır. Muhalefet ise, iktidarın darbe girişimi sonrası atacağı adımlarla ilgili olarak rezervlerini koymuş, ortalığın yatışmasını beklemektedir. Bu koşullarda, iktidarın atacağı adımlar çok önemlidir. Cumhuriyetimizin fabrika ayarları olan lâik, demokratik, sosyal hukuk devletinin teminatı olan yargı, yasama ve yürütmenin birbirinden bağımsız ve birbirini dengeleyen kurumlar olarak, güçler ayrılığı temelinde yeniden örgütlenmesi temeldir. Ancak AKP’nin bu yönde ciddi, kurumsal, muhalefetle de uzlaşma arayan bir çabası gözlenmemektedir.

Bu anlamda, pek çok kişi gibi biz de, “acaba Erdoğan, PKK ile çatışmanın sona erdirilmesinden, Cumhuriyetin fabrika ayarlarına dönerek normalleşmesinden endişe mi ediyor?” kuşkusunu taşıyoruz.

Öyle ya, eğer Türkiye, bu melun darbe girişimi sonrası, bu yönde olumlu adımlar atarak normalleşirse, Erdoğan, “bu kez yeniden benim üzerime geleceklerdir” kaygısı taşıyorsa, bu yönde adımlar atmak yerine, devam edecek sıkıntıları bahane ederek, hükümranlığını sürdürmeye çalışıyor olamaz mı?..

Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘fabrika ayarları’na dönmesini AKP’den beklemek de ne kadar doğru ve gerçekçi bir yaklaşım olur?

Kısacası, en büyük görev, muhalefete düşmektedir.. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X