Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Geçmişten Geleceğe uzanan 800 yıllık Kültür: Pınar Pazarı
H. Avni KUNDURACIOĞLU...

Geçmişten Geleceğe uzanan 800 yıllık Kültür: Pınar Pazarı

Bu içerik 1194 kez okundu.

Sırtçantamdakiler / Hüseyin Avni KUNDURACIOĞLU -

Isparta’nın Eğirdir ilçesinde her yıl güz aylarının başlarında bir pazar kuruluyor. Üstelik 800 yıl küsurdan bu yana.

‘Pınar Pazarı’ adıyla bilinen bu pazar, sadece Eylül - Ekim aylarında ve sadece Pazar günleri.

Yüzlerce yıldır süren bu gelenek ‘hasat bayramı’ olarak değerlendirilebilir. Toprak ile uğraşanlar için en verimsiz zaman dilimi bir ‘Pazar’a dönüştürülmüş zira. ‘Bu aylarda dağdaki Yörükler düzlüğe indirilmiş’ de denilebilir. Nihayetinde Toroslar’ın eteklerindeyiz.

Aylardan Eylül, günlerden Pazar ve ben Eğirdir’den Pınar Pazarı’na giden bir aracın içindeyim. Heyecandan daha çok, meraksı güdüler taşıyorum. 1204 yılında oluşmaya başlandığı tahmin edilen bir pazara, 2016 yılında, yani 812 yıl sonra aynı bölgede tanık olacağım.

Pazar, Eğirdir’e 7 kilometre uzaklıktaki Bağarası mevkiinde ya da bugünkü tanımlamayla Pınar Pazarı

Mahallesinde kuruluyor. Bu mahalleye uzanan karayolundaki trafiğin yoğunluğu, pazara olan ilginin ilk işareti oluyor. İkinci işareti ise, pazara ulaştığımızda aracı park etme sorunu yaşadığımızda alıyoruz.

Hatırı sayılır bir zaman dilimi uğraştıktan sonra, yüzlerce aracın arasında yer bulup pazara

doğru yöneliyoruz. Bu yoğunluk, Pınar Pazarı’na çevre il ve ilçelerden ilgi gösterilmesinden de kaynaklanıyor.

Nihayet Tarihi Pınar Pazarı’ndayım.

Pazarın girişinde ekmek satıcıları karşılıyor bizi. Isparta’nın, İslamköy’ün, Eğirdir’in ünlü kocaman ekmekleri camekânların içinde alıcı bekliyorlar. Hemen sol taraftaki büyükçe söğüt ağacının altına atılmış tahta masa ve sandalyeler kahvehanenin.

Azımsanmayacak bir kalabalık, hem çaylarını yudumluyorlar hem de yarenlik ediyorlar. Pınar Pazar’ında bulunduğumuz sürece, geçmişe doğru çağrışımlar yaşıyoruz. Tıpkı şu an ağacın altında toplanmış ahaliyi izlerken yaşadığımız gibi. 800 küsur yıldır farklı zaman dilimlerinde, farklı giysilerle, farklı oluşmuş

mekanlarda ve farklı içecekler ile yarenlik etmiş; dağ köylülerini, çobanları, Yörükleri ve çeşitli meslek ustalarını anımsamamak ne mümkün. Pınar Pazarı’nın geçmişte oluşmasını sağlayan da bu olsa gerek. Bütün dağ köylülerinin buluşmasını sağlamak. Pınar Pazarı’nın 1200’lü yıllarda Akpınar Köyünden Yılanlı Musa Ağa’nın girişimleriyle kurulduğu bilindiğine göre, bu güzel düşüncede onun oluyor elbet.

Yılanlı Musa Ağa’yı sevgiyle selamlayarak, çadırların altındaki tezgahlara doğru ilerliyoruz. Bu bölüme giysi pazarı denilebilir.

İlerledikçe iğneden ipliğe, şapkadan gömleğe, şalvardan züccaciyeye, bakır ibrikten tencereye, oyuncaktan battaniyeye gibi ürünlerin satıldığı onlarca sergiyi ardımızda bırakıyoruz.

Aralara sıkışmış dondurmacıları, bıçakçıları, çerçileri de unutmamak gerek.

Aslına bakarsanız, bugün herhangi bir yerleşim yerinde yapılan hafta pazarlarından bir farkı yok. Ancak geçmişten geleceğe uzanan bir kültür olması, hele Anadolu’nun Pazar kültürünün renkli mirası olduğu göz önüne alındığında, pazarı farklı duygular ile arşınlıyorsunuz.

Bu arşınlama bizi tenekecilerin, sıcak demirci ürünlerinin sergilendiği tezgâhlara götürüyor. Sıcak demirci bir amcadan keçi çıngırağı satın alıyorum. Madem bu pazar bize Yörüklerin mirası, pazar anısı da onlardan olsun diye.

İtiraf etmeliyim ki, şu an pazara girdiğimizden bu yana aklımda olan bölgedeyiz. Bir nevi ‘açık hava lokantaları’ diyeceğimiz bu bölgede; dönerden sulu yemeklere, atıştırmalık yiyeceklerden kokoreçe kadar seçenekler var. Ancak benim aklımda olan ise, yöreye özgü tandırların olduğu bölge. Burada yine açık hava fırınlarında pişirilen oğlak eti, masanıza sıcak bir tandır olarak geliyor. Lezzeti tarif etmek imkânsız.

Bu tandır ocaklarının ya da lokantalarının, Pınar Pazarı’nda ayrı bir yeri var. Zira bu pazar oluşurken keçi ve koyun gibi küçükbaş hayvanların satılması öngörülmüş. Geçmişte 2500 ile 3000 civarında keçi, koyun satışı olurmuş bu pazarda. Açık hava tandırları da o dönemlerden miras. Geçen yıla kadar pazarda

canlı hayvan kesimi oluyormuş, bu yıl ise kesim yasaklanmış ve tandır eti Isparta’da ki kesimhaneden geliyormuş. Tandırcıların solundaki kesim yerlerini ve kasap çengellerini görmek ise hâlâ mümkün.

Tandırcıların sağından gelen su sesine yöneliyoruz. Beş – altı borudan akan su, doğrudan yalağa dökülüyor. Elbette su gereksinimi olanlar, bu borulardan akan, içimi nefis soğuk suyun başında oluyor. Su, borular ile kontrol altına alınsa da Pınar Pazarı’na ismini veren ‘pınar’ aslında.

Çeşitli yiyeceklerin satıldığı açık hava lokantalarına geçip, pazarın en rağbet edilen bölümüne ulaşıyoruz. Peynircilere yani. Burada da zeytinden her türlü süt ürününü bulmak mümkün ama yine rağbet keçi sütünden yapılmış tulum peynirlerine oluyor. Satıcıya istediğiniz miktarı söylüyorsunuz, o da o kiloya uygun kabın içine önce peyniri koyuyor sonra da elindeki tokmakla peyniri vurarak tepiyor. Tokmakla peyniri dövme işlemi, istenilen miktara ulaşınca bitiyor. Buradan peynir satın almak sanıldığı kadar kolay değil. Onlarca seçeneğin

arasında dolaşıp tadım yapıyorsunuz ve sonunda tulum peynirini seçiyorsunuz. Tabii seçebilirseniz. Bu sırada tokmak sesleri birbirine karışıyor.

Aslında pazarın kendine özgü bir uğultusu var. Hep tezgâhlardan söz ettim ama bu tezgâhların önündeki kalabalıklardan da söz etmeliyim. Çok kalabalık öncelikle. Kentli, köylü, çoluk çocuk, kadın erkek her yaş grubu pazarda. Salt pazar demek doğru değil Pınar Pazarı’na. Çünkü burası panayır yeri gibi.

Artık sebze, meyve pazarına ulaştık. Eğirdir’in köylerinde yetiştirilen her türlü sebze ve meyvenin bulunduğu Pazar oldukça coşkulu. Bu bölümün arkasında ise bakliyat ürünlerinin satıldığı bölüm var. Yere serilen çulların üzerine dökülen bakliyat ürünlerinin arasından çıkışa ulaşıyoruz.

Pınar Pazarı’nın uğultusu arkamızda kalıyor. Üretici ile tüketicinin buluştuğu, 800 yıllık bir kültür mirasından ve

rengarenk Pınar Pazarı’ndan keyifle ayrılıyorum.

Elimdeki bez torbada bulunan hünnap ve kızılcık ile.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X