Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Phaselis Antik Kenti (Antalya)
H. Avni KUNDURACIOĞLU...

Phaselis Antik Kenti (Antalya)

Bu içerik 1122 kez okundu.

Sırtçantamdakiler / Hüseyin Avni KUNDURACIOĞLU -

Zaman, M.Ö. II. Binin sonları.

Lakious, kendine bağlı kabilelerle birlikte bugünkü Antalya bölgesine gider. Burada yarımada konumunda olan bir araziyi beğenir. Şehri bu arazi üzerinde kurmayı düşünür. Fakat bir çoban, ki ismi Kylabras, burada yaşıyor ve sürüsünü de burada otlatıyormuş. Lakious, araziye karşılık hububat ya da kurutulmuş balık teklif eder. Ne de olsa daha paranın yaşamı ele geçirmediği yıllar. Çoban tercihini kurutulmuş balıktan yana kullanmış ve sürüsünü alıp gitmiş.

Efsane, Phaselis antik kentinin kuruluşunu bu şekilde aktarır.

Antalya – Kemer karayolunda seyir eden aracımız 45. kilometrede yönünü sola doğru çeviriyor. Bu dönemeçle birlikte, çam ağaçlarından oluşmuş bir ormanın içine girmiş oluyoruz. 1-2 kilometre sonra Phaselis antik kentine ulaşacağız. Eğer zaman tatil günü ise, çok kalabalık bir trafikle karşılaşılıyor. Zira Phaselis’in sahilleri, plaj olarak da kullanılıyor. Öte yandan, Kemer’den kalkan günlük tur teknelerinin uğrak yeri, Phaselis.

Phaselis’in sırtını dayadığı dağlardaki çam ağaçlarından gelen keskin çam kokusu eşliğinde, Phaselis’e ulaşıyoruz. Tahtalı Dağı’nın heybetli görüntüsünün gölgesi, antik kentin üzerine düşüyor. Antik kentin arkasında kalan genişçe sulak alandaki sazlar, rüzgarla birlikte oynaşıyor. Tıpkı ön tarafımızdaki denizin, hırçın dalgalarla kıyıyı dövdüğü gibi.

Rüzgarlı bir günde karşılıyor bizi, Phaselis.

Phaselis’in coğrafi konumu, önemli bir liman kenti olduğunu gösteriyor. Zira bir yarımada üzerine konuşlanmış olan bu kent, biri kuzeyinde diğeri kuzeydoğusunda üçüncüsü de güneydoğusunda yeralan üç limana sahipmiş.

Şu an kentin kuzeydoğu bölgesindeyiz. Dalgalar kıyıya vururken, küçük bir kalabalık denizle oynaşıyor. Kıyıdaki çam ağacı, rüzgara göre şekil almış. Kemerler, sütunlar hemen her yerde. Kalıntıların ayrıntılarına girerek, yazımı sıkıcı hale sokmaya hiç niyetim yok. Zira bana göre, ülkemizin en romantik antik kentini arşınlıyoruz şu an.

Tabii ki, 1500-2000 kişilik üst katı depremde yıkılmış tiyatrosu, biri tiyatronun karşısında ikisi güney limanında bulunan üç Agorası, şehrin meydanında yeralan biri büyük biri küçük iki hamam kalıntıları gibi kentin kimliğini ortaya çıkaran buluntuları söylemeden geçemem.

Araçların park edilmesine izin verilen otoparkın hemen önündeki ‘su kemerleri’ ayakta duran anıtsal kalıntılardan. Kentin gereksinimi olan su, bu kemerler kanalıyla kuzeydeki tepede bulunan kaynaktan sağlanıyormuş. Anıtsal mezarın da bulunduğu mezarlıktan söz edip, bulunduğumuz nokta olan kuzeydoğuya döneyim. Sert bir rüzgar, saçlarımı okşayıp giderken.

Kuzeydoğu limanından, güneydoğu limanına doğru ilerliyoruz. Elbette ünlü ‘liman caddesi’ üzerinden.

Liman Caddesi, ününü her iki yanında üçer basamakla çıkılan kaldırımlar, altında kanalizasyon ve drenaj sistemi olmasına borçludur. 20-25 metre genişliği ve 125 metre uzunluğundaki Liman Caddesinin düzgün bir taşla döşendiğini de belirtmeliyim. Roma ve Bizans döneminden kalan yapılar ya da kalıntıların, caddenin her iki tarafına da sıralandığı görülüyor. Cadde, tiyatro ile agora arasında küçük bir meydan oluşturuyor. Göğe doğru uzanan çam ağaçlarının olduğu bölgeye geldiğimizde, kentin güneydoğu limanına ulaşmış oluyoruz. Mavi rengin her tonunu barındıran berrak bir deniz var. Günlük tur tekneleri ve yatlar, bu bölgeye yanaşıyor. Yeşil ve mavinin kesiştiği bu nokta, büyüleyici bir manzara sunuyor.

Phaselis, gerçek bir deniz kenti. Varlığını denize borçlu olmuş hep. Kent sikkeleri üzerindeki gemi betimlemeleri bunun en güzel kanıtı. Kaldı ki, kentin Toroslar’da çıkan keresteyi Akdeniz limanlarına ulaştırmak için kurulduğu biliniyor.

Phaselis, bazen bir Likya kenti bazen ise Pamfilya şehri olarak yansır. Bu durum, her iki bölgenin sınırında yer almasından kaynaklanıyor. Perslerin, Karyalıların ve komşu şehir Lmyra Kralı Perikles’in kentte egemen oldukları biliniyor. 1158 Selçuklu kuşatmasıyla birlikte, depremler ve sıtma derken kent önemini iyice yitirir.

Büyük İskender’in kentte bir kış kalması ve bu durumu altın taçla ödüllendirmeleri, kentin en renkli kısmı olarak yansır, tarihine. Tıpkı bitki örtüsünün zenginliği dolayısıyla ‘parfüm deposu’ olarak yansıdığı gibi. Antik çağda yaban gülleri ve gülyağı ile ün salmış Phaselis.

Phaselislilerin tamahkar yanından da söz etmeli. 10 drahmiye vatandaşlık satmaları tarihe geçmiş. Tıpkı sisoe isimli saç modellerinin Hristiyanlar tarafından çok tepki gördüğü gibi. İncil’de “sakın saçınızı sisoe modeli taramayın” yazdığı söylenir. Öylesine kızdırmışlar Hristiyanları.

Phaselis, öyle kolay ayrılınacak antik kentlerden değil. Orman ile denizin iç içe girmişliğinin hoşnutluğuna, zengin bir kent tarihi eklenince gerçekten ayrılmak zor.

Dedim ya, Phaselis en romantik antik kentlerden. Aracı park ettiğimiz yere geldiğimizde, sulak alandaki sazlar halâ rüzgardan sallanıyor. Ünlü coğrafyacı Strabon’un  sözünü ettiği ‘orta limanın hemen gerisindeki küçük göl’ burası olmalı. Kesitleri bunu doğruluyor.

Birkaç yıl önce, bu güzel coğrafyaya otel yapma girişimi olduğunu  ve kamuoyu tepkisi ile geri çekilmek zorunda kalındığını belirterek Phasalis’ten ayrılalım.

Bir gün yolunuz Antalya’ya düşerse, Phaselis Antik Kenti’ne uğrayın.

Ama uyarayım: Dikkat, sizi büyüleyebilir. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X