Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Tarih Öncesi Kaya Resimleri için; Latmos’un emanetlerinin peşinde bir yolculuk
H. Avni KUNDURACIOĞLU...

Tarih Öncesi Kaya Resimleri için; Latmos’un emanetlerinin peşinde bir yolculuk

Bu içerik 1454 kez okundu.

Hüseyin Avni KUNDURACIOĞLU - Sırtçantamdakiler

Bir arkadaşım, İstanbul’dan gelen konuklarının ‘Latmos’taki kaya resimleri’ni görmek istediklerini ve bu konuda ona yardımcı olmamı istedi.

Bafa Gölü’nü çevreleyen ve antik ismi Latmos olan Beşparmak Dağları’nda bulunan tarih öncesi kaya resimlerinden bir-iki tanesini daha önce görmüş, ama diğer betimlemeleri de görme isteği duyuyordum. Arkadaşımın isteği, benim istemimle örtüşmüştü.

Tarih öncesi kaya resimlerinin, Latmos’un güney ve kuzey bölgelerinde yoğunlaştığı biliniyor. Güney bölgesi Milas sınırlarında olmasına karşın, kuzey bölgesi ise Söke sınırları içinde yer alıyor. Neolitik döneme, yani günümüzden 7 - 8 bin yıl öncesine ait kaya resimleri, daha çok Söke’nin Karakaya Köyü civarında yoğun olarak bulunuyor. Köyden Yaşar Beşparmak’la (ki kaya resimlerini bulan ilk kişi olarak bilinir) iletişime geçip, bize rehberlik yapmasını rica ediyorum. Sağolsun kırmıyor beni ve gün üzerinde sözleşiyoruz.

Belirlenen gün geldiğinde, yola düşüyoruz.

Bembeyaz pamuğa dönmüş Söke Ovası’nı yararak ilerleyen aracımız, önce Avşar Köyü’nü, ardından Azap Gölü ve Myus Antik Kenti’ni ardında bırakıyor. Coğrafyanın birden değiştiğine tanık olduğumuzda, Karakaya Köyü’ne ulaşmış oluyoruz. Yaşar’la köy kahvesinde buluşup bir çay içimi yarenlik yaptıktan sonra köyden ayrılıp dağın içine dalıyoruz.

Küçük ekibimizin rehberliğini yapacak olan Yaşar önde, biz arkada fıstık çamlarının arasında yol alıyoruz.

Kaya resimleri, Latmos kayalıklarına özgü niş biçimli doğal oyukların ya da mağaraların içinde bulunuyor. Bu yüzden, kaya resimleri derli toplu bir yerde değil, coğrafyanın içinde dağılmış olarak karşımıza çıkacak. Bu durum da, Latmos’un içinde ciddi bir doğa yürüyüşü gerektirecek. Bu sıcak günde, bot ve yürüyüş giysilerine bürünmemiz bu yüzden.

10 dakikalık bir yürüyüşün ardından Kovanalan’a ulaşıyoruz. Öncelikle yazmalıyım ki, yörede her bölgenin hatta mağaranın ‘yakıştırılmış’ bir ismi var. Tıpkı Kovanalan gibi. Burası düz bir alan. İsimden anlaşılıyor ki, arı kovanlarının konulduğu  bir bölge. Tarif edilirken kullanılan yakıştırma, zaman içinde bölgenin ismine dönüşmüş. Kovanalan’da bulunan büyükçe bir kayanın altı, niş şeklinde bir oyuğa sahip. Kaya resmi bu oyuğa çizilmiş. Nişin kenarları adeta bir çerçeve görevi görmüş. Resim, bu çerçevenin tam ortasındaki parlak yüzeye çizilmiş. Resimler daha çok kırmızı renkte. Çünkü bu resimlerin boya malzemeleri, bu dağda bulunan demir oksitten elde edilmiş.. Boya maddeleri, toz haline getirilip bir sıvıyla karıştırıldıktan sonra, parmakla ya da bir gereçle kaya duvarlarına sürülmüş.

Latmos’ta bulunan kaya resimlerinin en büyük özelliği, resimlerde daha çok ‘insan’ figürüne yer verilmiş olması. Hayvan betimlemeleri çok az olup, savaş betimlemesi ise hiç yok. Resimlerin ana konusunu daha çok ‘aile’ kavramı oluşturuyor. Grup resimlerinin çoğunluğunda kadın-erkek çiftleri birlikte görülüyor. Biraz önce Kovanalan’da gördüğümüz  kaya resminin konusu da yine insandır.

Kovanalan’daki kaya resmini görmek için hafif eğilmemiz yetti. Oysa bazı mağaralarda, bazen sürünerek ilerlememiz gerekecek, bazen ise birkaç büyük kayayı çıktıktan sonra görebileceğiz.

Kovanalan’dan ayrılıp, dere yatağı olduğu belli olan patikada ilerliyoruz. Patika hafifçe yükseltiyor, sonrasında da çayır çimen bir avluya sokuyor. Kayalar çoğaldı. Taşlardan yapılmış bir tarla çitini aştığımızda, az sulu bir dere karşılıyor. Bölgenin yeşil olmasının nedeni anlaşılıyor.

Bu arada, Yaşar bildiklerini aktarmaya devam ediyor. Göktepe denilen bölgedeymişiz şu an. Derenin yani Söğütdere’nin birkaç metre yukarısında bulunan Göktepe Mağarası’nın önü genişçe bir avluya bakıyor. Göktepe’deki kaya resmi, bu kez bir grup resmi. Kadınlı erkekli 8 kişinin görüldüğü bu kaya resminde, insan figürlerini  hareket halindeyken görüyoruz. Dans eder gibi görülen bu figürler bir düğün ya da bir ritüel için toplanmış olarak değerlendiriliyor.

Göktepe kaya resmi, Latmos’ta bulunan ilk kaya resmiymiş. İlk kez 1994 yılında bulunan kaya resimlerinin sayısı, şu an 170’in üzerinde. Beşparmak Dağları’ndaki tarih öncesi kaya resimlerinin, Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü arkeologlarından Dr. Anneliese Peschlow tarafından tespit edildiğini biliyoruz.

Göktepe’den sonra, civardaki bir-iki mağaraya da gidiyoruz. İlk hayvan betimlemesini bu mağaralardan birinde görüyoruz. Bir inek ya da büyükbaş betimlemesi bu.

Kaya resimlerini gördükçe, küçük ekibimizin heyecanı yükseliyor. Zira her kaya resmi, bir diğerinden farklı betimlemeyle karşımıza çıkıyor. Dağın içinde yükseldiğimizin ayırdındayız. Küçük molalar vererek, dinleniyoruz. Fıstık çamlarının ve kayaların sayısı çoğalıyor. 45 dakikalık bir yürüyüşün sonunda ‘Ballık’ denilen bölgeye ulaşıyoruz. İsminden de anlaşılacağı üzere, bal kovanlarının bulunduğu bir bölge burası. Ancak bildiğimiz kovanlarının ötesinde, büyükçe bir kayanın üstü taşla örülerek kovan konulan yere çevriliyor. Kovanlık denilen bu yüksek taşların kullanılma nedeni, balı ayılardan korumak için. Tabii Latmos’ta ayıların, ‘Anadolu Parsı’nın bulunduğu geçmiş zamanlardan söz ediyoruz. Ballık’ta yine birkaç mağarada kaya resimlerini görüyoruz. Biraz ötedeki ‘Ballıkaya’ Mağarasında bulunan kaya resmi oldukça kalabalık bir grubu sunuyor. İki ya da daha çok kişilik gruplar halinde resmedilen bu kayada 40’a yakın figür görülüyor. Bu figürler farklı farklı şekillerde yansıtılmış elbet.

Yaşar’ın aktardığına göre, çocukluğunda arılar bu kayaya doğal petek yapıp, ballarını bırakmışlar. Kayadan süzülen balı fark eden köylüler, hemen altına çanak tutarak süzülen balı almışlar. Kayanın ismi bu yüzden Ballıkaya olmuş. Yaşar’ın aktardığına tebessümle karşılık verirken, Tekerlek Tepe’yi görüyorum. Her yerden görüldüğü için ‘tekerlek’ ismini alan tepe, 1370 metrelik rakımıyla Latmas’un en yüksek tepesi yani zirvesidir.

Anneliese Peschlow’a göre,  kaya resimlerinin aynı bölgede olması bir raslantı değil. Resimlerin Tekerlek Tepe’nin görüldüğü bölgelerde olmasının, tepenin Hava Tanrısı ve Yerel Dağ Tanrısı olması ile bir ilişkisi olduğunu düşünüyor.

Tekerlek Tepe’nin gölgesinin düştüğü coğrafyada, iki saate yakın yürüyerek Karadere’ye ulaşıyoruz. Karadere’deki mağaranın etrafı çok sayıda kayalıklarla çevrili. Bu kayalıklardan biraz daha yüksekte olan mağaranın tek giriş yeri, kayaların arasındaki bir açıklık oluyor.13 insan figürünün bulunduğu Karadere’deki kaya resmi, oldukça büyüleyici. Figürlerin bazılarının T şeklinde olması, bu figürlerin kutsal insanlar olduğunu yansıtıyor. Peschlow, bu figürleri ‘Latmos Dağ Tanrıları’ olarak yorumlamakta. Mağaranın dışına çıktığımızda, Tekerlek Tepe ile göz göze geliyoruz.

25’e yakın kaya resmini gördükten sonra dönüşe geçiyoruz. Adeta büyülenmiş durumdayız.

Ancak Karakaya Köyü’nden şu ana kadar peşimizi bırakmayan bir görüntü ve sesin rahatsızlığını yaşıyoruz. Bölgedeki maden ocakları. Kamyonların, dozerlerin ürpertici sesine, Latmos’taki kayaların beyaz toza dönüşmüş görüntüsü ekleniyor. Latmos’ta tarih öncesi kaya resimlerinin çalışmaları devam ederken, bu ocaklar Latmos’un kayalarını öğütmekte. Hangi kayada ne olduğu bilinmeden hem de. 7-8 bin yıl öncesinin kültürü yok ediliyor.

Bu yüzden Latmos Milli Park olmalı.

Latmos’un yani ‘’kutsal dağın emanetleri’’ başka türlü korunamaz çünkü. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X