Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Büyütülecek bir şey yok
Hüseyin SERİN...

Büyütülecek bir şey yok

Bu içerik 717 kez okundu.

Yaşarken - Hüseyin SERİN / Emekli Öğretmen

-Alo, oğlum. Hastalandığını iletmişsin ablana. Şimdi nasılsın bakalım ?

-Oho baba. Günaydın sana. Koca iki gün geçti haber edeli.

Anlaşıldı. Sitemliyiz sevgili oğul. Haklısın da niye hep ben garip? Bir sorgulasan diyeceğim ama pas geçip “Haklısın oğlum. Dünya gailesi işte, ne yaparsın. Bugün yarın derken ancak arayabildim işte. Zaten haftasonu da yakındı. Gelirsin diye fazla umursamadım. Arkadaşının düğünü de bu hafta ya. Gün dediğin ne ki zaten. Bir avuç aydınlık işte. Hoş, geldiğinde doğru dürüst yüzünü mü görüyoruz ki. Neyse ya. Daha iyice misin? Yarın annen gelecek sana. Belki ben de gelirim .

-Nasıl yani baba?

-Oğul, biz annenle biraz limoniyiz de

-Nasıl yani , yine mi ? Bu kaçıncı baba ya. Elinizi, dilinizi biraz tut, tutun ya. Saygımdan bir şey demiyorum ama bu kadarı da fazla yani.

-Öyle değil be oğul, öyle değil. Geçen hafta balık almıştım. Gerçi her hafta alırım ya. Bu kör olası benim evde imansız gitmez bilirsin. Ben de Orhan’a gittim ellilik almaya. Orhan, “Hocam bölme elli dört orijinal elli sekiz” dedi. Dört lira dört liradır deyip “Böl Orhan” dedim ben de. Sıfır onda beşlik su şişesine bölüp verdi. Aldım getirdim eve ve dolaba koydum soğusun diye. Akşam balkonda keyifle şöyle iki üç duble çakıvereyim diyorum içimden. Balıklar nar gibi kızarmış arzı endam ettiler balkondaki masaya. Çatal var, çoban salata var, ekmek var, peçete var, limon var. Ama benimki yok ortalıkta. “Kalk oğlum kalk” dedim. “Kendi işini kendin gör.” Kaptım geldim dolaptan su şişesini. Bir iki. Üç demedi, mübarek bitiverdi. Anan da “Ohh! Rahatladım sonunda” demez mi. Yarım dubleyi öylece bırakıp kalktım sofradan. Ablan da “Rahat bıraksana anne adamı ya. İçsin içte. Şiir yazsın. Ne var bunda. Bu sitem niye” deyince de dananın kuyruğu kopuverdi yine. Ben de “Çok sevinme. Bu bittiyse gider yenisini alır gelirim. Ne olacak yani” ile yüksek gerilimi bu kez hızlandırdım. Ve hatlar koptu.

-İyi de baba . Bunda bu kadar büyütülecek bir şey yok ki. Her zaman ki gibi uygunluğuna varsaydın. Annemin huyunu halâ öğrenemedin mi. Gerçi benim aklıma gereksinmen yok ama.

-Hah işte. O “Büyütülecek bir şey yok” ya da “Yoklar” var ya, beni bu hale koydular aslında. Bu “Büyütülecek bir şey yok”lar öyle büyüdüler ki zaman içlerinde çapı çatlattılar sonunda. Çap yarıldı. Çap yarılınca da sabır delindi, yürek asileşti. Reste rest oldu. Kimin bıçağı keskin girdabında öfke rekorları kırıldı. Ve “Büyütülecek bir şey yok” adlı dizi filmlerin son kareleri çekildi. Yarın ne getirip ne götürecek yaşayıp göreceğiz işte. Belki de yarını yaşamaya gerek kalmaz. Kim bilir?

-Ya baba, ayıp size ya. Koskoca insanlarsınız. Bizlere örnek olacakken şu yaptıklarınıza bakın ya. Doğrusu  utanıyorum bu durumlarınızdan. Yakışıyor mu size. Bir daha beni aramayın ne sen, ne annem. Kınıyorum sizleri …

‘Kınıyorum’dan sonrası donuk mevsimler dört mevsimleştiler mi, dört mevsimleşmediler mi görüp bilen çıkmadı henüz ….

(Milas / Muğla - Eylül 2016-10-06)                                                                

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X